Kanaması Gereken Yaralar
  • Reklam
  • Reklam
Adevviye Şeyda Karaslan

Adevviye Şeyda Karaslan

Kanaması Gereken Yaralar

24 Ekim 2019 - 12:11


Tabii ki pişman değilim, olması gereken oluyor zamanı geldiğinde illa ki ancak bundan beş yıl önce yazmaya başladığımda işin bu boyutunu hiç düşünememiştim. Bu yaşta, bunca zorlanmışlıkla hatıralarımı yazmak hiç kolay olmadığı gibi sanki pek iyi bir fikir de değilmiş.

 Yazmak iyileştirir sözüne inanmakla birlikte iyileşme öncesi yaranın daha da derinleşmesi, illa kanaması gibi bir durum galiba içinde olduğum. Kitabın bir türlü tamamlanamıyor oluşu da bu yüzden muhakkak. Yazmam gerekenlere cesaret edemiyor oluşumdu sebep.

Son günlerde üzerimden silindir geçmiş gibi hissediyorum kendimi. Yazdıkça artıyor ağrılarım. Üç dört saatten fazla uyuyamaz oldum. Bir filmde izlemiştim benzer bir şeyi. Bir adamın küçükken babasına çok kızdığını söyleyebilmesi için yıllarca psikoterapi görmesi gerekmişti. Benim yazmam da böyle bir şey oldu sanıyorum.

Bu akşam daha önce cesaret edemediğim için es geçtiğim ancak atlamakla yazmanın amacına ulaşamayacağını da hissettiğim taciz konusu gibi, en az onun kadar derin yaralar bırakan başka bir konuyu da yazma kararı aldım. Üzülenler, kızanlar olacak belki ancak başka üzülecek, bir ömür acı çekecek küçük kızları kurtarma umuduyla yazmak zorundayım.

Yatılı okuldaki ilk yılım sonunda, yaz tatili zamanı geldiğinde eve gitme düşüncesi sevindirmek yerine korkutmaya başlamıştı beni. Ya yeniden alıkoyarlarsa, okuluma göndermezlerse korkusu vardı içimde.

Bir numara ağabeyim, köydeki işini gücünü bırakıp Ankara’ya gelerek beni takip ediyor, peşime takılıp nereye gideceğime bakıyor, arkadaşımla postaneye gittim diye “Hani siz hiç dışarı çıkmıyordunuz? Demek bizi kandırıyordun! Hemen al bavulunu eve gidiyoruz.“ diyerek tehdit ediyordu çünkü. Esin hocama koşup yardım istiyordum, o bir şekilde ikna ediyordu ağabeyimi Allah razı olsun.

Sonunda müdür yardımcımız Esin hocama anlattım korkumu. Yaz tatilinde laboratuvarlarda staj yapacak olan üst sınıf ablalarla birlikte gönüllü çalışmak istediğimi söyledim. Esin hocam “Bu zaten son yaz tatilin olacak yavrum, önümüzdeki yazdan itibaren sen de staja kalacaksın, sonra da bir ömür çalışacaksın.” dedi, çok üzüldü halime.

Müdürümüz Prof. Nebahat Oktay Kum’a durumu bildireceğini, bir çözüm bulacaklarını da söyledi. Sözlerini tuttular, babam ve bir ağabeyimi okula çağırarak benimle ilgili övgü dolu sözlerle okuldan almaları riskini bertaraf ettiler sağ olsunlar. Allah onlardan ebeden razı olsun.

İkinci yılımda askeri okul kazanarak Ankara’ya gelen dört numara ağabeyime de sıkı sıkı tembih etmişler meğer. Özünde arkadaş gibi, her hafta sonu beni alıp yemeğe, sinemaya, gençlik parkına götüren çok iyi bir ağabey olmasına rağmen o da bazen izni olmadığını, gelemeyeceğini söylüyor fakat gizlice gelip okulun etrafında dolaşarak beni takip ediyordu.

 Çok benzediğimiz için arkadaşlarım hemen anlıyor “Sakın dışarı çıkma ağabeyin dışarıda.” diyorlardı. Arkadaşlarım çıkıp gezerken bütün hafta sonu yatakhanede tek başıma hapis gibi kalıyordum.

Yatılı okula gelmeden önce, nişandan kurtulduğum yıl üç numara ağabeyimin yemin töreninde gören İzmir'li komutanı istemeye gelmişti annesiyle birlikte. O zaman da evlenmek istemiyorum, okumak istiyorum diyerek feryat ederken bir numara ağabeyim,”Bırak baba ya, bunun böylesini askere vermeye gelmez.” demişti.

 Birden bir avuç köz düşmüştü sanki yüreğime. Başımdan kaynar su dökülmüştü adeta. Başımı hızlıca çevirip yüzüne bakakalmıştım. Söyleyecek söz bulamamıştım.

 Ağabeyim bana ne demek istiyordu! Ne hafifliğimi görmüştü ki o yaşımda! Belki de bu yüzden bir askerle evlenmiştim yıllar sonra. O ağabeyime, yirmi yedi yıl asker eşi olarak yaşadım, eşim savaşa bile gitti, aylarca eve gelemedi, başıma gelmedik zorluk kalmadı ama namusuma leke getirmedim diyemedim.

Beni çok üzenleri bile üzemedim. O yıllarda başıma getirilenler için kimseye bana bunları neden yaptınız, ne suçum vardı diyemedim. Hep içimde kaldı yaralar, belki de o yüzden kanser oldum.

Bu sadece bana mahsus bir hata da değildi muhakkak. Kız çocuklarını kötülüklerden koruyoruz, terbiye ediyoruz zannıyla onların tertemiz zihinlerine potansiyel günahkar yaftası vurmakla ne büyük zarar veriliyordu. Hatta evlenmek istememe sebebim sorgulanırken başkasıyla ilişkim mi oldu sorusu bile sorulmuştu en çirkin kelimelerle!

Henüz sadece on üç yaşımda olduğum halde! Bu nasıl bir acımasızlık, ne kara bir cehaletti! O çirkin soruyu kimin sorduğunu yazmaya gönlüm el vermiyor. Onlara böyle öğretilmişti belki, cehalet kurbanı olmalıydılar.

 Aradan geçen kırk iki yıla rağmen şu an ellerim titriyor, yüreğim donuyor. Yazmaya başladığım beş yıldır sadece bunları yazabilmek için kendimi terapiye gayret ediyor olabileceğimi hissediyorum. Daha fazla yazamayacağım...

Bu asla kimseden hesap sormak, intikam almak değil. Her şeye rağmen annemi, babamı ve ağabeylerimi çok seviyorum çok şükür. Yazma gayem bundan sonra benzer davranışlarla başka kız çocuklarının sağlığının bozulmaması, geleceklerinin heba olmaması.

 Yaşadıklarımın bu anlamda hayra vesile olması. Belkide bunları yazabilmem için yaşamam gerekiyordu. Herkes görevini yaptı sadece. Önemli olan geçmişten ibret alabilmemiz ve hatada ısrar edilmemesi, hata tekrarına düşülmemesi. İnşallah.

Güzelim kız çocuklarımıza kıymayalım ne olur! Onları sadece koşulsuz çok sevmek ve güvenmekle koruyabiliriz. Seni çok seviyorum ve sana güveniyorum güzel kızım, ya da kardeşim, ama bazı insanlar çok tehlikeli, lütfen kendine dikkat et dendiğinde o küçük kız kendini nasıl da değerli hisseder. Bu hissedilen değerlilik duygusu ona ömrünce dengede, kendini koruyabilen, sağlıklı, mutlu bir kadın olabilmek için yeter.

Ya tersi! Sayısız örnekte olduğu gibi; kendini hep suçlu hissetmiş, sağlığını kaybetmiş, hep üzülmüş, insanlara kendini ispat etme çabasıyla yorulmuş; hatta kendisine yapıştırılan potansiyel günahkar yaftaları nedeniyle bir süre sonra kendisini gerçekten öyle zannederek hatalara düşmüş, heba olmuş kadınlar, hayatlar…

Adevviye Şeyda Karaslan

AŞK /İLLA AŞKLA

Bu yazı 438 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum