Hayatta Kıskanç Olmayan İki İnsan Kimdir?
Kadir KESKİN

Kadir KESKİN

Kadir Keskin'in Kaleminden

Hayatta Kıskanç Olmayan İki İnsan Kimdir?

Hayatta  bütün insanlar  kıskançtır. Komşu komşuyu,  memur amiri,  eşler birbirlerini  kıskanırlar. Ama iki insan hayatta  katiyetle kıskanç değildir. 1-   Çocuklarına karşı  anne- babalar. 2- Öğrencilerine karşı  öğretmenler. 
Sayın Veliler!  çocuğunuzun  öğretmenine  güvenin. Yalan yanlış bilgilerle  ikinci kanat döneminde meslektaşlarımın   canını  incitip, kalplerini kırmayın) Gençlik dönemi, gençlerin   kişilik arayışı içinde olduğu bir dönemdir. Bu dönemde  gençleri en çok etkileyen konulardan biri de  karşı cinse  duyulan ilgidir. Gençler karşı cinse karşı hissettikleri duygunun hoşlanmak mı, sevmek mi, yoksa aşık olmak mı olduğunu, çoğu zaman  ayıramıyorlar. Bazen hoşlandıkları birine âşık  olduklarını veya onu sevdiklerini  söyleyebiliyorlar.  Hoşlanmanın  bir heves, gelip geçici  bir duygu bir anlık bir arzulama  olduğunu  zannediyorlar. Halbuki her hoşlanma, sonunda  sevgiyi getiremeyebilir. İnsanı çıkılmaz yollara  yollara götüren  dönülmez hatalara düşüren  nedir biliyor musunuz? Kişinin hoşlanmayı  sevgi  zannederek, kendisini  bu duygunun  emrine vermesidir. Karşı cinse olan  ilgi  hoşlanma, sevgi ve aşk gibi  duygular insan  fıtratında  bulunan ve göz ardı  edilemeyecek duygulardır. Bunları hiçe saymak, yok etmeye çalışmak, insanı tanımamak demektir. İşte gençlerin  bu duyguları  yoğun olarak yaşadıkları  bu çağda büyüklerin ( Anne babaların öğretmenlerin) onlara yardımcı   olmaları gerekiyor. Nasıl ki insanlar  dağdan aşağıya  akan  çılgın sulara  etrafına zarar verebilecek  sellere barajlar  ve kanallar yapıyorlar. Ve onları bu kanallarla kendilerini bekleyen  tarlalara  ulaştırıyorlarsa, büyükler de gençlerin  ellerinden tutmalı, onların duygu  ve düşüncelerini anlamalı, çılgınlık döneminde  onlara rehberlik yapmalıdırlar.  Ve bu dönemi en az  zararla atlatıp kendilerine  ve  topluma  en yararlı  bir şekilde yetiştirmelerine  yardımcı  olmalıdırlar.
 Anneler babalar  çocukları hakkında  gelen bilgileri dikkate almalıdırlar.  Hiç bir anne-baba çocuğunun yanlış yapmasını istemediği gibi hiç bir öğretmen de  öğrencisinin yanlış bir iş yapmasına gönlü razı olmaz.  Ülkemizde   ve dünyamızda  işlenen suçların % 50 si  15  1le 24 yaşındaki gençler tarafından  işlenmektedir. Bu gençlerin en yoğun suç işleme  mevsimi de  bahar  aylarıdır. Baharda yağmurun yağmasıyla, ardından güneşin toprağı yalamasıyla toprak kabarıyor ve milyarlarca bitki, ağaç, böcek bir anda nasıl canlanıyorsa aynı bahar mevsimi insanlar üzerin- de, özellikle gençler üzerinde gözle görülür biyolojik ve fiziki değişmelere de sebep oluyor. Bu tespitimi, otuz dört yılını gençler arasında geçiren bir eğitimci olarak yakinen gözlemlerimle ifade ediyorum. Okulların Disiplin Kurulu tutanaklarını incelediğinizde bu tespitimin doğruluğunu görebilirsiniz. Okullarda en çok disiplin suçu işlenen aylar nisan, mayıs ve haziran aylarıdır. Böyle bahar aylarından birinde bir öğle teneffüsü anında odamda otururken hizmetlilerden biri odama gelerek bir kız öğrenci ile bir erkek öğrencinin okul bahçesinin bir köşesinde uygunsuz şekilde oturduklarını söyledi. Yerimden kalkıp odanın penceresinden baktığımda gerçekten kız ile erkek öğrencinin okul kurallarına uymayan bir şekilde okul bahçesinin içindeki bir ağacın altında oturduklarını gördüm. Erkek öğrenci, ellerini kız öğrencinin omzuna atmış; kız öğrenci de erkek öğrencinin omzuna yaslanmış diğer öğrencilerin ve çevrenin dikkatini çekecek bir görünümdeydiler. Odanın penceresini açıp o iki öğrenci- ye seslenerek yanıma gelmelerini söyledim. Her iki öğrenci de çağrım üzerine odama geldiler. Kendilerine o şekilde orada otur- malarının okul kurallarına uymadığını söyledim. Bu uyarım karşısında kız öğrenci, ses çıkarmazken erkek öğrenci, kız öğrenci ile kardeş gibi olduklarını, komşu çocukları olduklarını, beraber büyüdüklerini, beraber ders çalıştıklarını, anne babalarının ken- dileri hakkında bilgi sahibi olduklarını söyledi.Ben de öğrencinin bu söylediklerine inandığımı, kendilerine saygı duyduğumu; ancak okul içinde bu tür davranış içinde olmamaları gerektiğini söylediğimde öğrenci, "Benim kötü kalpli olduğumu, kendileri hakkında kötü düşünerek kendilerine hak- sızlık yaptığımı" söylemesin mi? Bu itham üzerine çok canım sıkıldı ve çok sinirlendim. Kesin ve kararlı bir ifadeyle okul mü- dürü olarak kendilerini bu davranışlarından ötürü ikaz ettiğimi, durumdan ailelerine de haber vereceğimi söyledim. Sonra da kendilerini bir daha bu şekilde görmek istemediğimi hatırlatarak sınıflarına gönderdim.Ben, öğrencilerin durumlarını ailelerine henüz haber vermemiştim, Bu olaydan birkaç gün sonra postadan bir mektup aldım. Mektubu açtım, "Sayın Müdür" diye şahsıma yazılan bir mektup olduğunu anladım. Şahsıma yazılan mektubun metnini aşağıya aynen alıyorum:
."Sayın Müdür! Geçen gün liseniz öğrencilerinden kızım F ile komşu çocuğumuz M.yi öğle teneffüsünde okul bahçesinde ders çalışırlarken odanıza çağırıp kızımın ve arkadaşının onurunu incitici davranışlarda bulunduğunuz için sizi kınıyorum. Lütfen, ufkunuzu genişletin. Gerici düşüncelerle gençleri itham edip onla- rın geleceğini karartmayın ve üzmeyin. Şayet kızımı ikinci kez üzdüğünüz takdirde sizi gerekli makamlara şikâyet edeceğimin bilinmesini rica ederim. 14.05.1987 M.T"
Mektubu okur okumaz çok sinirlendim; ama yapmamam gereken bir şey yaptım. Kalemi, kâğıdı elime alıp bir mektup da ben yazdım:
"Sayın Veli, Kızınızla, komşu çocuğunuz M. okul bahçesinde okul kural- larına uymayan davranışlarından dolayı ikaz edilmiştir. Benim düşüncelerim ve ufkum sizi ilgilendirmez; ama sizin ufkunuz geniş ise gençlerin bu tür davranışlarına evinizin bir odasında müsaade etmenizi rica ederim." K. Keskin - Okul müdürü. ( Şimdi olsa böyle bir mektup yazmazdım)
Öğrenci velisi, mektubumdan son derece alınmış. Mektubu o yıllarda okul aile birliğinde çalışan komşusuna göstermiş. Komşusu da bu durumu bana intikal ettirdi. Komşusunun kızının durumunu sordu. Ben de "Bunu bana değil, olayı gören başkalarına sor! Onlardan aldığı bilgiyi ailesine götür!" dedim. Aradan bir iki hafta geçti, Fnin velisi geldi, utanarak benden özür diledi. Olay benim açımdan kapandı; ama aile açısından maalesef, kapanmadı. Bu öğrenci lise son sınıfta iken maalesef hamile kaldı. Aile, utancından Manisa'yı terk etti. Bu olayın sonunu takip etmedim. Hâlen öğrenci ve ailesi hakkında herhangi bir bilgim yoktur.
 Öğrenci velilerine seslenmek istiyorum. Elbette her anne-baba çocuğuna inanacaktır ve inanmaya da devam etsinler; ama çocuklarının verdiği bilgileri doğru kabul edip tek taraflı olarak hareket ettiklerinde çok sevdikleri çocuklarını kaybedebilirler. Lütfen, çocuklarınıza olan sevginiz, gözünüzü ve aklınızı perdelemesin, Kur’an-ı Kerim'in Şura Suresi'nin 30. ayetinde; "Başınıza gelen iyilikler Allah'tandır, kötülükler de kendi ellerinizle yaptıklarınızdandır." buyruluyor.
 Çoğu kez anne-babaların merhameti, çocuklarını yanlışa götürmektedir. Yanlışa düştükten sonra "Ben nerede hata yaptım?" diye çırpınmanın bir yararı olmadığını her gün etrafımızda ve ekranlarda görmekteyiz.

 

Bu yazı 581 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum