DERDİMİZ SEÇİM Mİ GEÇİM Mİ?
  • Reklam
  • Reklam
  • Reklam
  • Reklam
Ramazan DUMAN

Ramazan DUMAN

DERDİMİZ SEÇİM Mİ GEÇİM Mİ?

21 Şubat 2019 - 12:22
Reklam


Millet sokakta soruyor ne olacak halimiz diye? Diğeri de ona cevap veriyor. Bu daha iyi günlerimiz, böyle giderse daha da çok zor günler bekliyor bizi diye ekliyor. Gerçekten bu günler iyi günlerimiz mi? İleride bizi ve çocuklarımızı  nasıl bir hayat bekliyor. Peki sıkıntılarımız sadece ekonomik mi? Sosyal sıkıntılarımız, eğitim sıkıntılarımız, kültürel sıkıntılar, aile içi sıkıntılar, iş yerinde ki sıkıntılar yok mu hayatımızda?
 
"Seçim mi, geçim mi"? sorusunun en çok sorulduğu bir zaman dilimini yaşıyoruz. İnsanlarımız, artık çocuklarını özel okullarda okutmaktan vazgeçti. Onlara süper bir gelecek hazırlamaktan vazgeçti. İyi sermayeyle hatırı sayılır bir mal varlığı bırakmaktan vazgeçti. Birçok insan, sadece günü kurtarmanın peşinde. Bırakın artık böyle hayaller kurmayı, insanlar çalıştıkları günün sonunda, işten çıkarılmamışsa buna bile sevinir hale geldiler. En leziz yemeklerin yerini karın tokluğu aldı. Halk artık cebini tenceresini düşünür hale geldi. Evet bu saydıklarım ülkemizde milyonlarca ailenin içinde bulunduğu bir durumdur.  Tencerenin kaynamadığı, bacasının tütmediği her evde, ülke için tehlike zilleri çalıyor demektir.
 
Belli bir zaman sonra, ekonomide beklenen veriler değişmez ve radikal kararlar alınmazsa, her köşe başında seçimin değil, geçimin konuşulduğu bir ülke haline geliriz. Şu an bile bakıyorum da güzel Manisa'mda bile geçim konuşuluyor. Ki burası tarımın ve sanayinin merkezi olan bir kaç ilden biri olmasına rağmen.
 
İşin üzücü tarafı, devletimizin de bu sorunları çok iyi bilmesine rağmen gerekli adımları  atmaması veya atamaması. Biliyorsunuz devlet, son günlerde İstanbul ve Ankara gibi bazı pilot bölgelerde pazar yerleri açmaya başladı. Burada amaç ne? Amaç halka ucuz sebze ve meyve satmak. Alış veriş merkezlerindeki rantı önlemek. İlk bakıldığında kulağa hoş gibi geliyor ama işin asıl yönü, halimizin hiç de iyi olmadığıdır. Sosyal devlet anlayışında devlet hiç bir zaman vatandaşıyla rekabet etmez etmemelidir. Devlet, bu gibi durumlarda denetleme mekanizmasını devreye sokar ve denetleme yapar.
 
Eğer devletin bu gibi durumlarda alacağı tedbirler önceden belirlendi ise onu uygular. Belirlenmedi ise acilen bir eylem planı yapar ve sorunu çözer. Açılan pazar yerleri ve tanzim satış noktaları bu durumda çözüm değildir. Bu sorunun en başı ve kilit noktasını devlet belirlemeli ve ona göre hamle yapmalıdır. Üretici olan seracılardan başlayıp, bu ürünlerin maliyetleri, mazotu, gübresi,  nakliyesi, komisyoncusu, soğuk hava depocusu hepsi en ince detayına göre araştırılmalı ve ona göre tedbirler uygulanmalıdır. Aksi halde seracıdan kilosu 3 liradan  aldığınız domatesi, yine halka 3 liradan verip, halka ucuz sebze yediriyoruz demenin de çok faydası olduğu söylenemez.
 
Hadi meyve ve sebzeyi tanzim noktaları ile çözüme kavuşturduk. Sadece bunlarda değil ki sıkıntımız, yarın vatandaş demeyecek mi? petrolde de tanzim satış yerleri kurulsun, gübre ve tohum fiyatlarında da ucuz gübre uygulaması başlatılsın. Elektriği ve doğalgazı da ucuz satmak için belirli firmalarla anlaşılsın. Bunların hiçbirinin olması mümkün değil. Devlet rekabeti bırakıp, halkının en hesaplı ve en kaliteli ürünü alabilmesinin yolunu açmalıdır. Rant ve gayrimeşru kazanç elde edenler, fırsatçılık yapanlar, stokçuluk yapanlar en ağır şekilde cezalandırılmalı ve bunların satış belgelerinin süresiz iptalini sağlamalıdır.
 
DEVLET HALKA BALIK VERMEYİ DEĞİL BALIK TUTMASINI ÖĞRETMELİ
 
Devlet ve halk olarak son yıllarda hazıra çok alıştık. En ufak bir sorunda çözümü ya ürün ithal etmekte ya da devletin ürünlere müdahalesini görmekteyiz. Oysa ülkemizde yıllardır serbest piyasa uygulanmaktadır. Geçtiğimiz aylarda yaşanan patates ve soğan sorunu hiç gereksiz yere ülkenin gündemine oturmuş ve o hale gelmiştir ki yurt dışından soğan patates ithal eder duruma gelmişiz. Nohut pahalanmış ithal etmişiz, pirinç fiyatı yükselmiş ithal etmişiz, et fiyatları artmış hem et hem hayvan ithal etmişiz. Yani başımız sıkışınca kalıcı çözümler üretip meselenin özüne bir türlü inmemişiz. Halk olarak da her şeyi devletten beklemiş, ve bir türlü üreten toplum anlayışına kavuşmamışız.
 
Gün gelecek tüm Dünya gıda ürünleri yetiştiriciliğinin  ve toprağın değerini anlayacak. Ülkeler arası gıda savaşları başlayınca, işte o zaman anlayacağız ki, elimizdeki telefonların,arabalarımızın, giydiğimiz marka kıyafetlerin beş para etmediğini ama belki de iş işten çoktan geçmiş olacak. Elindeki tarlaları iyi kullanıp,tarımını ve çiftçisini ayakta tutan devletler, ne kadar doğru bir iş yaptıklarının farkına varacaklar. İşte o zaman üreten devletlerin ve halkın, kolay kolay yıkılamayacağını ve hiçbir zaman kıtlık çekmeyeceğini tarih yazmış olacak.
 
Ve ülkemizde mazot, gübre, tohum, yem, gibi ürünlerin çok fazla pahalı olmasından  ve bu fiyatlarda tarıma ve hayvancılığa gereken destek verilmediğinden dolayı ekilip biçilmeyen her bir dönüm araziden gelecek nesillerimiz hesap sorar hale gelecek. Atalarımızın bize bıraktığı bu verimli arazileri yeterince değerlendiremediğimiz için hem halkımız hem devletimiz bunun vicdanını çekecek ve başımız daima eğik gezeceğiz.
 
Tekrar üreten ve ürettiğini pazarlayabilen bir toplum olma ümidiyle...
 

Bu yazı 970 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum