Es Sıddık Hz. Ebu Bekir (ra)
Adevviye Şeyda Karaslan

Adevviye Şeyda Karaslan

Es Sıddık Hz. Ebu Bekir (ra)

04 Mayıs 2021 - 22:24

Halifet-u Rasûlullah- Es Sıddık- Hz. Ebu Bekir (r.a)

"Mağarada bulunan iki kişiden biri..."
Tevbe, 9/40

Fil yılından iki sene, birkaç ay sonra Mekke'de dünyaya gelen Hz. Ebubekir, güzel hasletleriyle tanınan, iffetiyle şöhret bulmuş, İslam'dan önce de saygın, dürüst, kişilikli, putlara tapmayan ve evinde put bulundurmayan "hanif" bir tacirdi. İçki içmek cahiliye döneminde çok yaygın olduğu halde o hiç içmemiştir. Arapların nesep ve ahbar ilimlerinde meşhur olmuş, "eşnak" diye bilinen kan diyeti, kefalet ödenmesi işleri ve kumaş ve elbise ticaretiyle meşguldü.

Hz. Hatice Anne'mizden sonra Rasûlullah'a ilk iman eden odur. Öyle bir iman ki, Hz. Peygamber tebliğ için kiminle konuştuysa enazından bir tereddüt gördüğü halde, Hz. Ebu Bekir şeksiz, tereddütsüz iman etmiş; hatta bu yüzden ölümüne kadar yanından ayrılmadığı yol arkadaşının, "Bütün insanların imanı bir kefeye, Ebu Bekir'in ki bir kefeye konsa, onun imanı ağır basardı." övgüsüne mazhar olmuştur.

Mekke döneminde güçlü kabilelere mensup kişileri İslam'a kazandırmaya çalıştı. Osman b. Affan, Zübeyr b. Avvam, Abdurrahman b. Avf, Sa'd bin Ebi Vakkas ve Talha b. Ubeydullah gibi, İslam'ın yücelmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanların bir çoğu İslam'ı onun davetiyle kabul etti. Kumaş ve elbise ticaretiyle kazandığı kırk bin dirhemlik sermayesinin büyük kısmını İslam için harcamıştır.

Hz. Peygamber'in bir gecede Mekke'den Kudüs’e, oradan Sitretü'l Münteha' ya gittiği İsra ve Miraç hadisesini duyan müşrikler bunu Hz. Ebu Bekir'e yetiştirdikleri zaman, "O dediyse doğrudur. "demiş, bu sözünden ötürü, ihlaslı, asla yalan söylemeyen, özü doğru, itikadında şüphe olmayan anlamındaki "Sıddık" lakabı verilmiştir.

Kur'ân tabiriyle, "O, ne iyi arkadaştı." (Nisa, 4/69)
İşte o "Sıddık" ile "Emin", o iki arkadaş, beraberce hicret için yolculukları esnasında gizlendikleri Sevr dağındaki mağarada, müslümanların yüzyıllar sonra dahi o gün gibi, kendileri yaşamış gibi hissettikleri üç özel günü yaşamışlardı. Rasûlullah'ın Kur'an' da anlatıldığı üzere, "Üzülme! Allah bizimle!" (Tevbe, 104/40) dediği; topuğunu dayadığı yılan deliğinden ısırılma acısına dayanan, üzerine düşen gözyaşıyla haberdar olan, dizinde uyuyan yol arkadaşına, "Anam babam sana feda olsun ya Rasûlullah!" diyen sıddık, sadık arkadaşı...

Medine'de humma hastalığına yakalandığında, Hz. Peygamber'in, "Allah’ım! Mekke'yi bize sevgili kıldığın gibi Medine'yi de sevgili kıl, humma hastalığını bizden uzaklaştır." duasıyla iyileşen Hz. Ebu Bekir, masrafların büyük kısmını karşılayarak Mesciti Nebi' nin inşasında bulunduğu gibi, İslam'ın yayılması adına yapılan tüm çalışmalarda da Rasûlullah' ın en büyük yardımcısıydı.

 Bedir, Uhud ve  Hendek savaşlarında Rasûlullah ile birlikte savaştı. Müreysi, Kurayza, Hayber, Mekke, Huneyn, Taif gazveleri gibi otuzdan fazla gazvede bulundu. Bütün bu Rasûlullah 'ın bizzat idare ettiği gazvelerde en yakınında, veziri gibi, hatta Bedir savaşında müşriklerin safında yeralan oğluna karşı savaştı.

Hicretin dokuzuncu yılında başgösteren kıtlıkta, Şam’da Hicaz bölgesini işgal eden Bizans imparatoruna karşı hazırlanmaya çalışılan İslam ordusu için malının tamamını kullandı.

Hicretin onuncu yılında veda haccında bulunan Allah'ın Rasulü, on birinci yılında hastalandı. Vefatında alnından öpüp, "Anam babam sana feda olsun ya Rasulullah!" Ölümünde de yaşamında olduğu kadar güzelsin. Senin ölümünle peygamberlik son bulmuştur. Şanın ve şerefin okadar büyük ki, üzerinde ağlamaktan münezzehsin. Ya Muhammed, Rab'binin katında bizi unutma, hatırında olalım." dedi.

 Sonra dışarı çıkıp," O Hz. Musa gibi Rabbi ile buluşmaya gitti, ona öldü diyen olursa ellerini keserim! "diyen Hz. Ömer'i susturdu. Büyük bir metanetle, "Ey insanlar! Allah birdir, O'ndan başka ilâh yoktur. Muhammed O'nun kulu ve elçisidir. Allah apaçık hakikattir. Muhammed'e kulluk eden varsa bilsin ki o ölmüştür. Allah'a kulluk edenlere gelince, şüphesiz Allah diri, baki ve ebedidir.

Size Allah'ın şu buyruğunu hatırlatırım. Muhammed sadece elçidir. Ondan önce nice peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse ökçelerinizin üzerinde geri mi döneceksiniz! Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse Allah'a hiçbir ziyan veremez. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır. (Al-i İmran,3/144)

Allah’ın kitabı, Rasûlullah'ın sünnetine sarılan doğruyu bulur. O ikisinin arasını ayıran sapıtır. Şeytan, Peygamberimizin ölümüyle sizi aldatmasın. Dininizden saptırmasın. Şeytanın size ulaşmasına izin vermeyiniz."diyerek insanları yatıştırmıştır.

Rasûlullah’ın techizi sonrası, Hz. Ömer ve Ebu Ubeyde 'nin ortasında durup ellerini havaya kaldırarak halifelik için aday gösterdiği esnada, Hz. Ömer atik davranıp hemen Hz. Ebu Bekir'e bey' at etti. Bu davranışıyla orada bulunanların hepsi de Hz. Ebu Bekir'e bey'at ettiler.

 Rasûlullah’ın halifesi, seçildikten sonraki konuşmasında, "Sizin en hayırlınız değilim ancak başınıza geçtim; görevimi hakkıyla yaparsam bana itaat ediniz. Yanılırsam doğru yolu gösteriniz. Ben Allah ve Rasulü'ne itaat ettiğim müddetçe siz de bana itaat ediniz, ben isyan edersem itaat gerekmez," demiştir.

İki yıl üç aylık hilafeti süresinde isyanları bastırma, İran ve Bizans ordularıyla savaşlar, Hz. Ömer'in önerisiyle âyetleri toplayarak ilk mushafı hazırlatma, İslam diyarına katılan Hire, Ecnadin, Enbar, Irak ve Suriye' nin büyük kısmının ele geçirilişi gibi hizmetleriyle görevini hakkıyla yapmıştır.

 Onun, "Kadın, çocuk ve yaşlılara dokunmayın, yemiş veren ağaçları kesmeyin, mamur bir yeri tahrip etmeyin, haddi aşmayın, korkmayın." öğütleri üzere gerçekten İslam ordusu fethettiği yerlerde kimseye zulmetmemiş, adaletiyle düşmanların takdirini kazanmış, müslüman olmayıp cizye vererek İslam'ın himayesine giren milletler huzur ve emniyet içinde yaşamışlardır.

Hicri 13. yılda hastalanmasıyla, Hz. Ömer'i yerine halifeliğe uygun gördüğünü bildirerek çok sevdiği Rasûlullah gibi altmışüç yaşında vefat etti. Vasiyeti gereği, Rasûlullah’ın yanına, omuz hizasında olarak defnedildi. İki arkadaşın kabirlerinde de birliktelikleri devam etti...

"Ben ancak Rasûlullah'a tabiyim, birtakım kurallar koyucu değilim!" diyen, kararlarında son derece titiz davranan Hz. Ebu Bekir'e hilafetinde Halifet-u Rasûlullah denmiş, diğer halifelere ise Emir'ül - Müminin denmiştir.

Olur da yanılırım hassasiyeti nedeniyle sadece yüz kırk iki hadis rivayet eden Hz. Ebu Bekir'den; "Rasûlullah vahy ile korunuyordu. Benim ise beni yalnız başıma bırakmayan bir şeytanım vardır... Hayır işlerinde acele edin, çünkü arkanızda acele gelen eceliniz vardır. Allah için söylenmeyen sözde hayır yoktur. Herhangi bir yericinin yermesinden  korktuğu için hakkı söylemekten çekinen kimsede hayır yoktur. Amelin sırrı sabırdır. Hiç kimseye imandan sonra sağlıktan daha üstün nimet verilmemiştir. Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz." hutbe ve öğütleri aktarılmıştır.

Ulaşabildiği kaynaklardan istifade ederek, bir güzel ramazan gecesinde bu yazıyı yazmaya çabalayan biçare aşık dervişin gönlünde ise; "Beni öyle büyüt ki Rabbim, cehennemi tekbaşıma doldurayım, başka kimseye yer kalmasın! " dediği çok üstün insanlık derecesindeki duasıyla yer bulmuştur... 
Dualarında sevinçle yer verdiği muhteşem kasidesiyle de...

"Yâ İlâhî! Azığı az olan şu garibe lutfunla bol bol ihsanda bulun.

Ey Celîl olan Allah’ım, iflas etmiş olan bu kulun kapına sıdk ile gelmiştir.

Onun günahı çok büyük bir günahtır, Sen o büyük günahı mağfiret eyle.

O, garip bir şahıstır, günahkârdır, zelil bir kuldur.

Ondan; isyan, unutma, hata üstüne hata sâdır olmaktadır,

Sen’den ise, bol bol verdikten sonra bir de ihsan ve ikrâm zuhûr eder.

O der ki: Yâ Rabbî! Günahlarım kumlar gibi sayısızdır.

Bütün günahlarımı affeyle, hatalarımı güzel bir şekilde gizle, görmezden geliver.

Yâ İlâhî! Benim hâlim ne olacak, hayırlı bir amelim yok?!

Kötü amellerim pek çok, tâat ve ibadet azığım ise azın azı.

Bütün dertlerden kurtararak bana âfiyet ver, her türlü ihtiyacımı gider.

Benim hasta bir kalbim var, Sen ise hastalara şifâ verensin.

Yâ Rabbî! Benim hakkımda ateşe: “Serin ve selâmet ol!” de.

Hz. Halîl hakkında: “Ey ateş, serin ve selâmet ol, dedik” buyurduğun gibi.

Sen Şâfî (Şifâ veren)’sin, Sen Kâfî’sin bütün mühim işlerde.

Sen benim Rabbim’sin, Sen her hususta bana yetersin, Sen benim için ne güzel bir Vekîl’sin.

Ey Rabbim, ihsân hazînelerinden bana bol bol

 ikramda bulun, zira Sen çokça veren ve nihayetsiz kerem sahibisin,

Kalbimden geçenleri ihsân eyle, bana en güzel şekilde hayır yollarını göster.

Cennetine koyarak bizlere büyük bir saltanat ver

ve böylece bütün korktuğumuz şeylerden bizi kurtar,

Ey Rabbimiz, Sen kâdî (hâkim), münâdî de Cebrâîl olduğu gün.

Nerede Mûsâ, nerede Îsâ, nerede Yahyâ, nerede Nûh?

Sen ey Sıddîk, isyankâr âsî! Celîl olan Mevlâ’ya tevbe et ve bütün varlığınla O’na yönel."

Es Sıddık Hz. Ebu Bekir (ra)



Bu yazı 71 defa okunmuştur .