İlahi Aşk Mevsimi Ömrün Sonbaharı Ve Farkındalıklar
Adevviye Şeyda Karaslan

Adevviye Şeyda Karaslan

İlahi Aşk Mevsimi Ömrün Sonbaharı Ve Farkındalıklar

11 Eylül 2019 - 16:04

Bir kez daha en sevdiğim mevsim olan sonbahar da geldi.  Hoş geldi iflah olmaz romantiklerin, aşık gönüllerin gözdesi, güzide güz mevsimi. Yarıyı geçti, bitiyor bile o da ömür gibi. Geldi ve yine hüzne boğdu bizi. Nedir ondaki bu gizem! Dalından düşen bir kızıl yaprak, serince esen bir deli rüzgar neyi hatırlatır ki bu kadar burkar yanık gönüllerimizi; Yalnızlıksa hep yalnız değil miydik, ayrılıksa ezelden değil mi ayrılığımız, sürgünlüğümüz! 
Geldik, yaşadık öyle ya da böyle ve işte gidiyoruz. Artık gerçek derdimize, asıl sorularımıza ulaştık en azından çok şükür.
Dünya'ya geliş ismimize uşaşabildik mi, dünyaya geliş amacımıza ne kadar hizmet edebildik, biz ne kadar takdire razıyız, O bizi ve bizim için her şeyi yaratan, lutfeden bizden razı mı? Lütuflarının şükrünü hakkınca eda edebiliyor, hakkını verebiliyor muyuz? Hakkınca kulluk, hizmet edebiliyor muyuz?
Eksiklerimizi görebilmek, giderebilmek, hatalarımızı telafi edebilmek için idrak , güç- kuvvet, inayet versin; Bütün güzelliklerini görebileceğimiz, hakkınca yaşayabileceğimiz güzellik, duygu dolu bir güz mevsimi olsun inşallah. Her mevsim çiçeksiz bırakmayan yüce Rab'bimizin lütfuyla bu mevsimin güzellikleri, kasım patı şöleni sürmekte. Güzellikleri ve görebilmeyi lutfedene sonsuz şükür. Allah çiçeklerden gülümsermiş ya kullarına; O'nu hep gülümser görebiliriz inşallah. 

Her şey ne kadar da değişken. Bu gün uğruna canını verecek kadar istediğin bir zaman sonra ne kadar da anlamsız olabiliyor. Dost bildiğin düşman kesiliyor, düşman bildiğin de dostun olabiliyor dendiği gibi cidden. Hepimiz elde ettiğimizde tamamlanmış hissedeceğimizi sandığımız her ne ise peşinde koşuyoruz. Kimimiz mal mülk, kimimiz şöhret, evlilik, kariyer, makam peşinde.  Çocuklar oluyor hayallerde, evler, arabalar, yazlıklar oluyor. Çocuklar büyüyor, evler alınıyor, tatillere çıkılıyor, makamlar elde ediliyor ama yok bir türlü o boşluk dolmuyor. Emeklilik gelip çatıyor. Kimimiz dağlara çıkıp saatlerce yürüyerek içinde hissettiği boşluğu unutmaya çalışıyor fotoğraflar çekerek ölümsüzleştirdik avuntusuyla. Kimimiz harıl harıl okumaya, yazmaya, çizmeye gayret ediyoruz. Hepsi ama hepsi o farkında olduğumuz ya da olmadığımız boşluğu doldurabilme uğruna. 

Ve bir gün aniden hiç beklemediğin bir misafir çalıyor kapını ve sen onca arzunun, yorgunluğun ne için olduğunu sorgulamaya başlıyorsun. Artık tek gayen yaşamak, hayatta kalabilmek oluyor. Daha önce önceliklerin olan her şey anlamını yitiriyor. Geriye dönüp baktığında huzurlu, mutlu hatıralar görebilmek istiyorsun; Vicdan azapları değil. Hepsinden kurtulmak istiyorsun yarım kalmış hesapların. Arınmak, helalleşmek, sevmek, sevilmek, paylaşmak hesapsız, beklentisiz ve illa kanaatkarlığın zenginliğiyle, takdire rızayla, dilinde şükürle, huzurla yaşamak istiyorsun. Sadece yaşamak. Dengede, huzurda olmak. Ailenin, arkadaşlığın, dostluğun, komşuluğun, doğanın; Kısaca sevginin, yaşamanın tadını çıkarmak; Didişmek, tartışmak, illa haklı çıkmak, kazanmak değil...

Ve o boşluğun sebebinin, asıl derdine, dünyaya geliş ismine, amacına ulaşamamak ve arzularının sebebinin de sadece doymak bilmez nefsinin olduğunu, hırs ve bitmek bilmez arzularla, tuzaklarla seni oyalayıp, enerjini tükettiğini, ancak nefsini bildiğinde, onu terbiye edebildiğinde o boşluğun dolabileceğini görebiliyorsun nihayet. 
Aslolanın, dünya’ya geliş amacına ulaşabilmiş, hizmet edebiliyor olmanın dinginliğiyle basit, sade, huzurlu, mutlu yaşamak olduğunu da… 

Halis iyi niyet, illa sevgi ve gayretle yolda kalabilmek, istikarlı  yürüyebilmek önemli. Mutluluk varılacak bir yer,  hal değil. Yolu rıza ve kanaatin  zenginliği, şükrün, paylaşmanın güzelliğiyle yürüyebilmek mutluluğun ta kendisi. Lütuflarının farkında  olabilmek bütün mesele. Hastane köşelerinde nefes alabilme, bir yudum su içebilme derdinde olanlar, hatta yurdundan kaçmak zorunda kalarak ailecek sokaklarda dilenerek yaşama savaşı verenler gibi sayısız ibretlik misalleri iyi tefekkür etmek; Hepimiz için iyilik, güzellik dilemek, sahip olduklarımızın değerini bilip sahip çıkabilmek ve hakkınca şükrünü eda edebilmek gerek. 
Her gördüğün zerrede yüce Yaradanın mevcudiyetini görebilmek, takdire razı ve inşallah razı olunmuşluğun huzuru ile, illa Aşk'la yaşamak...

Hayat kimse için kolay değil fakat bazıları için çok daha zor. Öyle durumlarla karşılaşıyorum ki bazen teselli adına söyleyecek söz bulamıyorum.
Yaşadıklarımdan da biliyorum ki zor iş bazı koşullarda teselli bulmak, gönlü hoş etmek fakat başarmak zorundayız. Her şeye rağmen takdire rıza ile, huzurla, hakkınca, illa aşkla yaşamak zorundayız.
Sadece hasta olanlarımız değil, hiç birimiz için garanti yok, yarının ne getireceği hepimiz için meçhul. Hiç ölmeyecek gibi çalışmak, sevinçle yaşamak, yarın ölecekmiş gibi de hassas davranmamız gerek her konuda, her manada. 
Dengeyi sağlamak, dengede kalabilmek önemli olan.  

Şükürle an'ı yaşayan, iki cihanı da ihmal etmeyen , arınarak, imanını güçlendirerek, selim bir kalple emaneti teslime hazır hale gelebilenler ve illa ahir zaman hengamesinde doğru safda, küfrün değil Hakkın saffında yer alabilmeye; Hakka, İslama, iyiliğe, barışa hizmete gayret edenler, Rab'binden doğruyu göstermesini dileyenler, aksinden yine Rab'bine sığınanlar, daha iyi, daha güzel iş yapmaya çalışanlar kazançta olacak mutlaka. Başka da hiç bir şeyin önemi yok!..
Ahir zaman hengamesinde bilerek yada bilmeden, şirkde ihanette olmamak, birlik içinde vatanımızı, imanımızı, geleceğimizi koruyabilmemiz; Razı ve razı olunmuşlardan olabilmemiz önemli olan... 

Korkunç bir fırtına var Salihler şehrinde bu akşam. Evin sessizliği nedeniyle daha sert hissediliyor sanki. Dağın yamacındaki komşu köpekleri de sürekli havlıyor tehlike hissetmiş gibi. Böyle durumlarda hep Rab'bimizin dünyadaki razı olmadığı gidişat için tepkisi hissi doğuyor içime ve daha da huzursuzlanıyorum. Dünyadaki zulümlere mi, Rab'bimizi üzdüğümüze mi yoksa üzerimize düşeni hakkınca yerine getirememiş ve hala getiremiyor  oluşumuza mı yanayım şaşıyorum.
Ayrımsız sevmeyi, kardeşçe paylaşmayı başarabilmiş olsak, bizim için yaratılmış tüm güzellikleri ile biricik lütfu hayat, yaşamak ne güzel oysa!.. 
Sevgi ve  kanaatın zenginliğiyle huzura ererek, sevgi, huzur, dua ve şükür tılsımı ile Rab'bini, kendini, dolayısıyle cennetini bulmak, muhabbetle, aşkla yaşamak varken, fani dünyalık hırs tuzaklarına kapılan, kendi elleriyle cehennemini tutuşturanlardan olmak ne gaflet. İdraki ve telafisi niyazıyla...

Gelen yoksa da eylül sen yine gel !..diyerek karşılamıştım bu yıl  tutkunu olduğum güzide güz  mevsimini.
Her şeye rağmen duygu sağanağı yaşamak kaçınılmaz oluyor bazen. Huzur yuvanda tek başına, yedi yıldır seyre doyamadığın dağını, zeytin ağaçlarını görebilmek için  balkon kapına çevirdiğin koltuğuna  oturmuş, geceyi seyrediyor, artık tek tük kalmış  ve sesleri çok cılız da olsa böceklerin hiç bitmeyen aşk şarkısını dinliyorsan hele duygulanmamak, yazmamak ne mümkün!.. 

Düşünüyprumda; Ağaç ve mevsimlerle süregelen değişim hayatın sırrı olsa gerek. İnsanlarda da doğum, büyüyüp gelişme, meyve verme, yaşlanıp sararıp dökülme ve toprağa karışıp çekirdekten yeniden ağaç olmak olarak sürüp gidiyor sanki. Ölümün son değil başka bir başlangıç olduğunu görebilmemize örnek mutlaka mevsimler ve ağaç örneği.
Her yaş gibi her mevsimin de ayrı güzelliği olsa da, ben de sonbahar tutkunu, özellikle sarı eylülün romantik büyüsünün müptelalarındanım. Artık eylülde gel diyenimiz, gelenimiz ve gidecek, ağaçların konfeti gibi döküldüğü okul yolumuz olmasa da hala güzellikleri görebiliyor, ayrımsız, beklentisiz sevebiliyor, tek başımıza da tadını çıkarabiliyoruz lutfedene sonsuz şükürler olsun.
Ömrün de sonbaharında olduğumuz gibi artık son günlerini yaşıyoruz  güzide  güz mevsiminin. Kendine yetebilmeyi öğrendiğin,  gücünün, değerinin farkında olabildiğin, büyük şair Faruk Nafiz'in;
O ki, sedâsına yandıkça bütün mahlûkat, 
Arş-ı Alâ'da Ezel kasrına çıkmış yedi kat, 
Geriyor hüsn-i ilâhîsine atlas perde... 
En güzel vuslatı tattırmak için mahşerde 
Bize, gündüz gece, zehrettiği hicrâna şükür."
 muhteşem mısralarında söz ettiği vuslatı mahşere saklanmış ilahi aşkın doyumsuz tadını yaşatan ömrün sonbaharı ne güzelmiş!..Lutfedene sonsuz şükür... 

AŞK / İLLA AŞK'LA

Adevviye Şeyda Karaslan 

"Ne var ki mevcûd ise âlemde, güzel, doğru, iyi; 
Arayan fikri, bulan ruhu, seven sevgiliyi 
Bize bahşetmiş olan Hazret-i Rahmân'a şükür.
O büyük Rabb'e şükürler ki, ayak bastığımız 
Yeri halketti barınsın diyerek varlığımız; 
Ve yer üstünde hayâlin cereyânınca uzun,
O büyük Rab ki, ışıklar yakıyor göklerde, 
Lûtfunun feyzini, görsün diye insan yerde; 
En büyük nîmete hamd, en küçük ihsâna şükür.
O büyük Rab ki, ufuklar boyu nîmetlerini, 
Hüsn ü an, reng ü füsun, aşk ü cünûn mahşerini 
Gayrı kâfi görerek sevdiği biz kullarına 
Şimdiden vâdediyor başka bir âlem yarına; 
Mâ-i Tesnîm'e şükür, Ravza-i Rıdvân'a şükür.
O ki, sedâsına yandıkça bütün mahlûkat, 
Arş-ı Alâ'da Ezel kasrına çıkmış yedi kat, 
Geriyor hüsn-i ilâhîsine atlas perde... 
En güzel vuslatı tattırmak için mahşerde 
Bize, gündüz gece, zehrettiği hicrâna şükür."
 
Faruk Nafiz Çamlıbel

Bu yazı 524 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum