MUKADDES GÖREVLİ TÜRKLER
Adevviye Şeyda Karaslan

Adevviye Şeyda Karaslan

MUKADDES GÖREVLİ TÜRKLER

02 Eylül 2019 - 22:57

-Yaman Arıkan - 

2018 mart ayında; Bir okuyucum aracılığıyla Fas'da Yunus Emre Derneği ve bu derneğin üyesi Türkiye aşkıyla yanan gençler olduğunu öğrenerek coşkun çaylar gibi gönlümün kabardığı günlerde; Hemen oraya da kitap göndermiş ve başka kimlere ulaşabilirim gayesiyle arayışım esnasında, yaşadığım şehirden başlamam gerektiğini düşünerek Salihli Yunus Emre Derneği yazmıştım internet arama butonuna. Karşıma hiç duymadığım bir isim çıktı. Yunus Emre uzmanı, dil bilimci diyordu açıklamada. Üstelik bu kişi yaşadığım şehir olan Salihli'liydi.

Nasıl tanımam heyecanıyla okumaya başladım ve okudukça aşkla gözyaşlarına boğuldum. Karşıma çıkmasının tamamen zuhurattan olduğu çok aşikar olan bu gizli kalmış hazine, sitesindeki biyografide okuduğum hikayesiyle on ikiden vurmuştu yüreğimi. Yunus Emre'mizi kalan bin şiiriyle ve mukaddes göreviyle gün yüzüne çıkarmakla dört ciltlik Yunus Emre kitaplarını yazmak, Abdulkadir Geylani, İmam Gazali, Ahmed Er Rufai gibi Allah'ın sevgili dostlarının seçkin eserlerini orjinalinden en doğru, en güzel şekilde tercüme etmekle görevli olduğu apaçık olan ve maalesef Türk milleti olarak kıymetini bilemediğimiz, hakkınca faydalanamadığımız bu seçkin şahsiyetimiz, Yaman Arıkan idi. Aktarmaya çalışacağım olağan üstü hikayesini okuyunca eminim sizler de anlıyacaksınız ilahi plan gereği özel yetiştirildiğini.

Manisa/ Salihli'nin Gökeyüp köyünde doğmuş. Kırklı yıllarda, köylerde henüz radyonun, sobanın bile olmadığı dönemlerde; Akşamları ocak başında toplanan köyün ak sakallıları, saygıdeğer büyükleriyle yapılan sohbet meclislerinde Yunus şiirleri okunurmuş. O da o meclislerde tıpkı benim gibi çocukluğunda Yunus şiirleriyle aşkla tanışmış.

Bu arada ilk okula ve tatillerde de kuran kursuna gidiyormuş pek çoğumuz gibi. Kur'an harflerini tutturarak okumaya başladığında hocasına sorduğu soru, onun yaratılış gayesiyle ilgili ilk ipucu gibi; 
"Hocam ben okuyorum ama Allah'ın bize ne dediğini anlamıyorum, ne zaman anlayabileceğim?"
Hocasının oğlum bu bizi aşar, onu ancak İstanbul'daki büyük hocalar bilebilir cevabı üzerine İstanbul'a gitme arzusu yakmaya başlamış küçücük yüreğini.

Kendisindeki cevheri farkeden ilk okul öğretmeninin okutulması için ısrarının işe yaramaması; Keçi çobanı babasının imkansızlık gerekçesiyle oğlunun da keçi çobanı olmak zorunda olduğu kararıyla bir hafta kadar keçi güder küçük Yaman oğlan. Ancak gönlünde tutuşmuş olan Kur'an' da Allah'ın ne dediğini öğrenme, okuma aşkıyla dağlara, ovalara sığamaz. Sonunda dayanamayarak keçileri bırakıp Salihli'ye kaçar.

Pazar yerindeki köylülerinden altmış lira toplar ve trenle yola çıkar. On bir yaş haliyle hem çok heyecanlı hem de çok korkmaktadır. Manisa'dan Bandırma'ya yine trenle ve oradan da içinde o zamanlar oturacak yer bile olmayan, yere serdiği gazete üzerinde uyuduğu vapur yolculuğuyla, dev dalgaların oluşturduğu sarsıntılar sebebiyle zaman zaman korkudan ağlayarak İstanbul'a ulaşır. Hocasından duyduğu tek bir adres ve isim vardır aklında; Laleli camisinde Salihli'li bir müezzin vardır.

Elindeki paranın büyük kısmını vermek zorunda kalarak bindiği taksiyle bulur nihayet müezzin Mehmet hocayı. Kendini tanıtma faslı sonrası hemen "Burada Kur'an'da Allah'ın ne dediğini anlayabileceğim şekilde öğretebilecek büyük hocalar varmış onlar nerde?" diyerek köyünden kaçıp İstanbul'a geliş sebebini de açıklamış olur.

Eski ahşap bir cami olan Laleli camisinde tahta kurularının saldırısı altında da olsa bir oda verir Mehmet hoca kendisine. Bütün gece uyuyamaz ve ertesi gün tahta kurularından kurtulmak için köyünden bildiği idare lambasının yanık gaz yağından alır yakındaki bakkaldan. Yatağının etrafına sürdüğü yanık gaz yağı sayesinde uyur, dinlenir.

Sonraki gün eline verilen adresi sora sora İstanbul medresesi müderrisi Saffet Aysu hocaya gider ve aynı meramını ona da bildirir. Çok etkilenen Saffet hoca kimsesi, kalacak yeri ve parasının da olmadığını öğrenince yazdığı mektubu eline verip üzerindeki adrese götürmesini ister. Mektubu okuyan bey çekmecesinden aldığı elli lirayı uzatarak oğlum al bu parayı ve bundan böyle her ayın birinde gelip benden paranı al der. Küçük Yaman o elli liralık bursla okur. Yıllar sonra o burs veren zatın Topbaş ailesinin büyükleri olduğunu öğrenir.

Beyoğlu ortaokulunda, Kabataş lisesinde ve aynı sürede tatillerde de İstanbul medresesinde Saffet Aysu hoca tarafından medrese dersleriyle özel olarak yetiştirilir. Bu sürede yedi yıl boyunca Tophane'deki Beyazıd-ı Cedid camisi mahfelinde çoğu günler aç olarak yaşar.
Soğuklarda caminin tozlu halılarından birini üzerine yorgan yapıp örterek ısınabilme, pompalı ocağıyla tek bakır tenceresinde bir çorba kaynatabilme, on beş kuruşa bir ekmek alabilme zorluğunda hayata tutunabilme, dünyaya geliş gayesine hizmete hazırlanabilme savaşı verdiği inanılmaz yaşanmışlıklarla...

Yaşlı haliyle minare merdivenlerini çıkıp ezan okumakta zorlanan müezzinin yerine çıkıp ezan okuyarak ve o müezzin ve cami imamının, yedi yıl boyunca bir kez olsun bir ihtiyacın var mı, aç mısın, tok musun demediği, bölge halkının getirdiği kurban etlerinden bir parça vermeyi düşünmediği gibi; Birinde evindeki kurtlanmış tarhana, ikincisinde de, üstelik kurban bayramında kokmuş etli bamya yemeğini utanmadan getirip verdiğini, çok sevdiği tarhanayı pişirmek üzere bakır tenceresinde hazırladığı suya heyecanla attığı anda suyun üzerinde gördüğü kurtlarla yaşadığı, yetmiş yıldır unutamadığı hayal kırıklığı ve acıyı dinlerken insanlığımızdan da yaşadığımız açlık nedir bilmediğimiz rahat hayatımızdan da utandık...

O sözde Müslüman müezzin ve imamdan söz ederken Yaman hocamız gibi biz de Allah rahmet eylesin diyemedik. Hatta kendimi tutamayıp göz yaşları içinde, o müezzinin ahret hayatında sadece kurtlu tarhana ve kokmuş etli bamya yemek zorunda olabileceği hissimi dile getirmeden edemedim.

Caminin yakınında kış aylarında kömür, yaz aylarında ise buz satarak ailesini geçindiren esnafın arada bir galata köprüsünden tuttuğu balıklarını mangalda pişirip gel Yaman oğlan birlikte yiyelim deyişi ve matematikten ikmale kalmış oğluna ders çalıştırması ricasıyla başlayan güzel gelişmelerle yüce Allah'ın açlık imtihanını sonlandırmış olduğu bölüm yanan yüreğimize serin sular serpti.

Çocuğun bütünleme imtihanında mucize kabilinden yüz alışı ve bu arada profesör matematikçiden ders alan bir diğer öğrencinin sınıfta kalışı hikayesiyle Yaman hocamız Kabataş lisesi öğrencisi haliyle İstanbul'un zengin ailelerinin çocuklarının matematik hocası olmuş. Ev ev gezerek verdiği matematik- cebir dersleri sayesinde karnı doymuş. İstanbul üniversitesi Edebiyat fakültesinde Filoloji eğitimiyle arapça, farsça ve ingiizce öğrenerek hemen dünyaya geliş sebebi çevirilere başlamış ve ilk ve tek şu an oturduğu kalorifersiz, asansörsüz mütevazi küçük dairesini almış; Uyanış yayın evini kurup mukaddes görevine başlamış.

Rastladığı yabancı bir Türkoloğun "Yunus Emre'nin Türkçesi korunabilmiş olsaydı Türkçe bu gün dünyada konuşulan en güzel dil olacaktı." sözünden çok etkilenerek sonraki kırk yılını Yunus Emre'yi araştırma ve şiirlerini gün yüzüne çıkarmaya adar. Hatta 1965 yılında yeni kurulmuş olan Ülkü Ocaklarında ülkücü gençlere dini eğitim vermesi teklifi üzere uzun süre zevkle bu görevi de yerine getirir. O yıllarda ülkücü gençlerin dilinden düşmeyen, gönül fitillerini ateşleyen ve bugün içinde bulunduğumuz gaflet halinden kurtuluş reçetemiz de olan, Türklük Gurur ve Şuuru; İslam Ahlak ve Fazileti sloganının kaynağı kitapları da o yıllarda yazar. 

Aldığı mütevazi dairede, Manisa'daki Kur'an hocasının kızıyla evlendirildiği hayatında fırsat buldukça arabasına binip köy köy Yunus'un izini sürer. Köy camilerinden yaptırdığı anonsla topladığı köylülerin evlerindeki eski kitaplar, el yazması Kur'anlar içinden Yunus şiirleri çıkar. Yıllar süren çaba sonrası gün yüzüne çıkarılan şiirlerin sayısı bini bulur.

Hani Molla Kasım'ın gökteki meleklerin ve kuşların hakkı olan bin adet şiiri yırtıp ateşe attığı, suda yaşayan canlıların hakkı olan bin taneyi de yırtıp suya attığı; Son bin taneyi de imha edecekken karşısına çıkan;

"Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme
Seni sîgaya çeken bir Molla Kasım gelir"

mısralarını görüp de ermişliğini nihayet idrak ederek imha etmeyi bırakmasıyla kalan ve biz insanların hakkı olan bin şiir...

Yaman Arıkan, kırk yıllık emeğinin sonucu olarak sadece bin şiirini değil, o tarihlerde adı sanı anılmayan, unutulmaya mahkum edilmiş Yunus Emre'nin mukaddes görevini de idrak eder. O aklına estikçe farklı konularda şiirler yazan bir şair değil, yüce Allah'ın adeta; "Ey Yunus! Git şu Türklere benim kelamımı kendi dilleriyle anlat!" diyerek, İslamın yayılması, temsili ve bekçiliği mukaddes göreviyle şereflendirdiği yüce Türk milletinin dilini ve dinini sağlamlaştırmak üzere, yine ilahi plan gereği  görevlendirdiği; Tarih boyunca her yüz yılda gelen seçkin şahsiyetler zincirinin zamanındaki halkası, temsilcisidir.

Anadolu Selçuklu devrinde, Türklük ruh ve şuurunu yok etmeye yönelik tuzaklardan olan arapça- farsça hayranlığıyla dönemin alimleri, Türkçeyi kapı dışarı etmişken, o çıkıp duru Türkçesiyle ve Kur'an'dan sinmiş büyüleyici üslubuyla haykırmış her biri ayet açıklaması niteliğindeki muhteşem deyişlerini. Mukaddes görevli Yunus, görevini en güzel şekilde yerine getirmemiş olsa, Türkçeyi katlettikleri gibi Türk milletini de emelleri üzere araplaştıracak, acemleştirecekler ve yok edeceklerdi belkide.

Bu bilinçle, yüce Rab'bimizin lütfuyla, tarih boyunca görevini en alasından yapmış tüm seçkin şahsiyetlerimiz gibi, Bizim Yunus'umuza ve onu gün yüzüne çıkarma ve seçkin Allah dostlarının güzide eserlerini en doğru ve en güzel şekilde tercüme görevini büyük bir özveriyle; Ne devletten, ne de cazip teklifli büyük ısrarlara rağmen, hiç bir siyasi parti, tarikat ve cemaatten destek almadan, kendi imkanlarıyla yapan Yaman Arıkan hocamıza çok şey borçluyuz.

"Bu eserler, işportacı zihniyetin tasallutundan Yunus'u kurtarmak için kaleme alınmıştır." dediği, basılmış olan; Bizim Yunus, Yunus Emre Ve Sergilenen Maskaralıklar, Yunus Emre Ve Mukaddes Görevi, Yunus Emre Vuslata Eren Derviş ve basıma hazır olduğu halde yirmi yıldır imkansızlıklar sebebiyle basılamamış olan yedi ciltlik Yunus Emre ve Deyişleri adlı, mukaddes görevi ve deyişleriyle günyüzüne çıkardığı, hemde hayati öneme haiz olarak acilen ve mutlaka faydalanmamız gereken, milli kültürümüzün alfabesi niteliğindeki eserleri, millet olarak en acı gafletimiz sebebiyle; Kutsal kitabımızın daha başta ilk emrine karşı çıkarak okumayan, ya da asıl okumamız gereken, ilim-irfan ışığıyla önümüzü aydınlatacak paha biçilmez eserler dururken hiç bir işimize yaramayacak, hatta dahası kasti yalan- yanlış bilgilerle dilimizi, dinimizi, kültürümüzü bozmak, yozlaştırmakla özümüzden uzaklaştıran kitapları okuduğumuz ve bir parti, tarikat ya da cemaate dahil olmadığı için basılamamış durumda maalesef.

Böylelikle, bu gün içinde bulunduğumuz  gaflet halimizin önemli bir sebebi de Yunus'umuz gibi milli mürşidimiz olan mukaddes görevli seçkin şahsiyetlerimizi hakkınca tanıyamamış, yeni nesillerimize tanıtamamış, sevdirememiş, hakkınca faydalanamamış olmamız muhakkak. Boş bırakılan nesillerimizin tertemiz zihinleri kendi öz değerleri yerine, fırsatçı misyonerlerin hain planları gereği, filmler, diziler, kitaplar, müzikler gibi her yolla, güzel dinimizde ve Türklük törelerimizde yeri olmayan materyalist ve sapkın düşünceler, dünyalık hevesler, hayallerle doldurulup, özünden, ülküsünden, asıl dünyaya geliş gayesinden uzaklaştırılarak kapitalizmin, siyonizmin oyuncağı haline getirilmiş durumda ne yazık ki.

Yaman Arıkan, Yunus Emre eserlerini en doğru tanımlayacak cümle yine kendi deyimiyle,"Millî kültürümüzün alfabesi." tanımı olabilir. Öyle ki; Bir üniversitenin araştırması sonucunda Türkçeyi en doğru, en güzel kullanan, maalesef bütün yurt genelindeki sadece yirmi kişi içinde birinci sıraya yerleştirilmesinin ne kadar hakkaniyetli bir karar olduğu ispatı kusursuz Türkçesi ve Yunusvari üslubu yanında, kitaplarında verdiği, her biri ayrı ders diye tanımladığı Yunus deyişlerinin hilafsız her kelimesini detaylıca, tüm anlamlarıyla açıklamış  her deyişin sonunda. Üstelik bu açıklayış bir başka kitaptan alıntı, yalan yanlış bilgilerle olmadığı gibi; Maalesef sorumsuzlukla, büyük gafletle kendisine lakap olarak seçtiği miskin kelimesinin bile anlamının yanlış açıklanmasıyla, Yunus'un bir hırka- bir lokma zihniyetinde olduğu sonucuna sebep olan yanlış gibi, büyük zararlara sebep olan hataları düzelterek; Sadece okuyuculara, öğrencilere değil,Türk Dil Kurumuna bile kaynak olabilecek, hatta özellikle okullarda ders kitabı olması gereken değerde, güzellikte, titizlikle aktarılmış tespitler, bilgiler...

 Son altı ayda üçüncü kez, Özgül canımla birlikte Erenköy yollarındaydık; Evinin Erenköy'de olduğu bilgisiyle lüks bir evde rahat bir hayat yaşadığını düşünmüştüm. Oysa elli yıl önce aldığı asansörsüz, kalorifersiz, eski, küçük bir dairede, tüm Allah dostlarının olduğu gibi son derece mütevazi bir hayat yaşar buldum onu. Salonun dörtte birlik bölümü,Türkçe, arapça, farsça ve ingilizce olmak üzere, tam on beş bin cilt kitabının olduğu ve hepsini okuduğunu belirttiği hazine değerinde bir kütüphaneydi. Arka bahçeye bakan, güneş alan bölümde kanepesinde, trt radyo türkü'den, bizim aşıklarımızın deyişleri de irşada kafidir diyerek söz ettiği, çok sevdiği türkülerini dinleyerek uzanıyordu yirmi yıldır olduğu gibi. Yaman Arıkan hocamızın hastalığının artmış olmasının üzüntüsü, hasta haliyle sevinçle karşılaması ve bu kez anlattığı hatıralarından derin yaralar açan, unutulmaz bölümün vesîle olduğu  feyz ile yaşadığımız harman duygular  birbirine karışıp boğazımıza düğümlendi adeta.

 Akşama dek vefalı eşinin bizim için elleriyle açtığı lezzetli börek, patates salatasını yiyerek, buruk lezzetli çayımızı yudumlayarak hüzünle ve feyzle dinlediğimiz acı yaşanmışlıkları, onun nasıl ciddi imtihanlardan geçerek bu günlere geldiği yanında, millet olarak gafletimizin, bu gün niçin bu halde olduğumuzun da apaçık göstergesiydi...
Yirmi yıl önce hastalandığından, elli yılını harcadığı, yıllarca köy köy dolaşarak gün yüzüne çıkardığı yedi ciltlik Yunus Emre'nin Deyişleri ve Mukaddes Görevi eserine sponsor olmaları için başvurduğu varlıklı kişilerin kendisine kitap satmaya çalışan işportacı muamelesi yaptıklarını da anlattı. İçim sızladı bir kez daha bu yüzden. 

Sonraki kıt kanat geçindikleri dönemde, millet vekili seçilip bakan olan, ders verdiği bir öğrencisinin babasının şükran borcu sebebiyle genel müdürlük görevi ve rahmetli, şehit başkan Muhsin Yazıcıoğlu'nun  parti kurduğu dönemde yaptığı siyaset hayatına atılma tekliflerini, manevi hedefine ket vurabileceği ön sezisiyle reddetmesinin sebebi hikmetini de yine Rab'binin büyük lütfu olduğu sevinciyle azıcık söz ettiği, verilen mukaddes görev müjdesi gerçekleşmez, bozulur endişesiyle açıklamadı. Bir yıldır eserlerini okumak ve sohbetlerimiz vesileliğiyle hissettiğim bu ulvi, mukaddes görevinin hakkını verebilme insan üstü çabasında, bu münevver insanı tanımak ve faydalanmak büyük lütufdu.

On yıldır tasavvuf okumakla ve farklı kaynaklardan beslenerek bulmaya çalıştığım yolumu, onun Yunus Emre'nin Mukaddes Görevi kitabında gördüğüm an nabzımı yükselten mukaddes görev terimiyle ve kitapdaki çok değerli tespitler, bilgiler aracılığıyla bulmuş; İslamın temsili, yayılması ve bekçiliği mukaddes göreviyle şereflendrilmiş Türklerin dünyadaki mukaddes görevi yanında, İlla Aşk'la adlı ilk kitabımın ve kendimin mukaddes görevimi de anlamış oldum. İlk baskıda anlam veremediğim, tamamen zuhurattan gelişmeyle kapağa konan, Seyyide Sabriye annenin ifadesiyle, aşkın şehidi İmam Hüseyin'in Kerbela'da, şehit edildiği anda ürkmüş, şahlanmış siyah atı ve üzerindeki Türk bayrağının sebebi hikmetini anladım. Erzurum seyahatimde, Seyyid Mevlüt Babanın bendesi, istihare makamındaki Nimet anne aracılığıyla Rabbî'min hediye ettiği, Yaman Arıkan tercümesi Abdulkadir Geylani'nin Sohbetleri  kitabıyla kendisine yönlendirilişim ve o günlerde doğacak olan ilk torunuma, Türk beyliklerini toplayarak tarihteki ilk Türk devletini kuran hakan olan, Tanrıkut Mete Han'ın adının verilmesiyle, Rab'bimin dualarıma icabetle yolumu lutfettiğini anladım. İlla Aşk'la kitabımdaki Aşk'ın ne olduğu arayışı yazılarımın sonunda; İmam Hüseyin gibi, gaflete, cehalete karşı illa aşkla savaşmakmış aşk dedim...

Ne yazık ki değerli insanlarımız için hep yaptığımız gibi, onu kaybettiğimizde arkasından ne methiyeler düzüleceğini şimdiden görebiliyorum. Ve istiyorum ki bu gafletimize bir son verelim. Bundan böyle büyük şükran borcumuz olan hazine değerindeki bu seçkin insanlarımızın değerini ölmeden evvel bilelim. "Türk milleti, kendi milli-manevi-mukaddes değerlerine sahip çıkana sahip çıkıyor..." diyor Yaman Arıkan. Bu sözü doğrular cihette, hak ettiği ilgiye nail olur inşallah.

Bir ömür harcayarak verdiği emeğin Türk milletince kadrinin bilindiği, sahip çıkıldığı huzuruyla yaşasın son zamanlarını. Hepimizin çok ihtiyacı olan, her Türk'ün- müslümanın okuması gereken, çok faydalanacağı, irşada kafi eserlerinin hakkınca okunduğu, faydalanıldığı, manevi mirasına sahip çıkıldığı, kırk yıllık emeğinin ürünü yedi ciltlik şaheserinin basılabilmesi, diğer İlahi Nizam, Türklük Gurur ve Şuuru, İslam ahlak ve Fazileti gibi hakikate götürecek nişanelerle dolu  birbirinden değerli eserlerinin de basılmaya devam edilebilmesi için destek olunduğu sevinciyle buruk gönlü rahat olsun.

Son arzusu olan, inşallah birazcık iyileşebilir ise yazmayı çok istediği ve ben ölürsem bu konuyu yazacak başka kimse yok dediği o ismi bile yüreğimi titreten, İki Mustafa'mız kitabını da yazabilsin inşallah. Bu yüce milletin özünü tanımaya, iki Mustafa'sı; Sevgili peygamberimiz Muhammed Mustafa sav. ve mukaddes görevli Türkler zincirinin gelmiş, bilinen son halkası olduğunu belirttiği Mustafa Kemal Atatürk'ümüzü yüreğinde olduğu gibi bir kitapta birlikte okumaya çok ihtiyacı var çünkü.

Yaman hocanın üzerinde oturduğu hazineden habersiz olarak tanımladığı yüce Türk Milleti olarak, içinde bulunduğumuz büyük gafletimizi idrak ve telafi çabamızda, hayati ihtiyacımız olan çok değerli tespitler, bilgiler, çözüm reçeteleriyle dolu eserlerinin daha çok okunmasıyla; Yirmi yıllık yanlış teşhis kurbanı olarak zor hastalık imtihanında yaşama savaşı veren ve tüm badirelere, kıymet bilinmezliğe, çilekeş hayatına rağmen hiç şikayeti olmayan, dahası Allah'ının lütufları karşılığı O'na ve milletine yeterince hizmet edemediğine ağlayan hocamızın ömür harcadığı emeğine, milli-manevi-mukaddes değerlerimize sahip çıkan seçkin şahsiyetlerimizden, hakkınca değerlendirememiş, faydalanamamış olduğumuz gizli hazine Yaman Arıkan hocamızın, cehalete karşı, ilim-irfan ışığıyla aydınlanma ülküsüne sahip çıkmakla gafletimize son verebilmek niyazıyla. Amin ya Rab'bi!

AŞK / İLLA AŞK'LA

Bu yazı 735 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 2 Yorum