"O hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için...
Adevviye Şeyda Karaslan

Adevviye Şeyda Karaslan

"O hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır. " MÜLK/2

22 Eylül 2019 - 12:02

Yaşadığın Her Şey Tekamülünde İlerlemen İçindi

"Biliyorum fena hırpaladılar seni. Yüreğini yerle bir eden ihanetlere uğradın; bedenin iflas etti, hasta oldun. Ama hepsi senin tekamülünde ilerlemen içindi."

Bir yazıda karşıma çıkan bu paragraf mesaj gibi geldi. Tasavvuf okuyanlar bilir. Önemli olan ne kadar ders alabildiğimiz, telafi için ne kadar irade gösterebildiğimiz, tekamül edip edemediğimizdir. Edemediğimiz sürece aynı derslerden imtihan tekrarı kaçınılmazdır çünkü.

Bazen eskiler an'a uyar, hatırlamak iyi gelir. Günlerdir bir öğretmen evi bahçesinde çınar ağacı yapraklarının süslediği masanda tek başına oturup ne yaptığını, neyi, kimi beklediğini de unutmuşsundur; Pek önemi kalmamıştır artık ayrıntıların. Eskiden içini yakan her şey tevekkülle takdire koşulsuz rıza ve sonsuz şükre dönmüştür. Kimseyi beklememen, ihtiyaçlarından, arzularından arınıp kimseden sevgi, ilgi dilenmemen gerektiğini öğrenmişsindir nihayet ve hayat böyle çok daha güzeldir. Yunus'umuzun "Siz dahi sizde bulun benim bende bulduğumu." Dediği yol gösterici eşsiz dizelerinin gereğidir bu muhakkak. Başka nasıl mümkün olabilirdi ki bizde olup bulmamız gerekeni bulmak! İlla bir başına kalıp kendinle meşgul olmak, içine bakmayı öğrenmek gerekiyordu. Öğreniyoruz böyle böyle, kırıla kırıla, ağlaya sızlaya da olsa. Kırılmamayı başarır ve buluruz da inşallah.

 Hayatının bir döneminde öyle bir hale gelirsin ki, seni artık maruz kaldığın hiç bir şey şaşırtamaz, üzemez olur. Gözünde, yüreğinde büyüttüğün herkes olması gereken, hak ettiği yere iner ve sen her seferinde büyük bir yükten daha kurtulmuş, biraz daha özgürleşmiş olursun. Ta ki hayatın, yüreğin, hep olmasından korktuğun ürkütücü ıssızlığına ulaşana dek.

 Korktuğun hiç bir şeyin anlamı ve Rab'binden başka kimseye karşı yükümlülüğünün olmadığı farkındalığıyla, büyük bedeller ödeyerek öğrenmiş de olsan, kendine yetebilmeyi başarmış olmanın dinginliği içinde, Rab’bine, kendine sarılıp, kalan ömrünü huzurla, illa rıza dairesinde ve illa Aşk’la tamamlamaktan başka bir şeycik istemezsin. Sözün; "Gölge etmesinler yeter, başka ihsan istemem kimseden!" olur.

Yeter ki yüce Rab'bimiz gözden çıkarmasın, rızasına erişebilme gayretimizde yardım etmeye, şans vermeye devam etsin inşallah. O’nun rızasına erişebilmek için emanetlerini, sağlığımızı, imanımızı ve vatanımızı korumamız gerekiyor öncelikle. Bundan başka da hiç bir şeyin önemi yokmuş meğer.

Mevlana'mızın dediği gibi, kalan ömrümüzü de pişmanlıkla mı geçireceğiz! Ya da hala dünyalık hevesler, tuzaklarla oyalanarak mı! Ya ne yapmalı!
Bildiğimiz, dünyaya geliş ismimize, amacımıza ulaşmamız gerektiği. Allah'ımızın güzel esmalarından bizde ortaya çıkmayı bekleyeni keşfedebilmek ve ortaya çıkmasını sağlamak.

 Bunun için de illa arınmamız, en saf, o doğduğumuz tertemiz, bebeklik halimize dönebilmemiz, dünyalık bütün heveslerden vazgeçmemiz gerektiğini biliyoruz. Kendimizle ve tüm insanlarla kavgamız bitmeli, bize ne yapmış olurlarsa olsunlar. Her şeyin Allah'tan ve illa bizim hayrımıza olduğuna şüphesiz bir inançla ve emirlere, yasaklara kesintisiz riayetle. Sonra da önümüze serilen imtihanları hakkınca vermeye gayretle ve tuzaklara dikkat ederek sabırla beklemek düşüyor.

 Asla her şeyin hep iyiye gitmesi gibi beklentilere girmeden. Gittikçe kolaylaşmayacak, tam aksi zorlaşacak imtihanlar çünkü. Her şeyin imtihan olduğu bilinci dayanabilmeyi kolaylaştıracak. Biliyoruz ki imtihanlar geçicidir çünkü. Her zorluğun ardında bir kolaylık, güzellik olduğunu da biliyoruz. Sabrın sonunun illa selamet olduğunu da.

Her imtihanda başarılı olmamız da beklenmiyor üstelik. Sadece her şeye rağmen halis niyetimizi, sevgimizi, iyiliğimizi koruyabiliyor olmamıza ve gayretimize bakılıyor. Rab'bimiz kendisine ulaşabilme arzumuzun derecesini de görmek istiyor muhakkak. Bu uğurda en sevdiklerimizle sınıyor bizi. En sevdiklerimizden, en güvendiklerimizden geliyor en öldürücü darbeler. Her fırsatta insanlar üstümüze üstümüze geliyorlar.

Bütün iyi niyetimize rağmen haksızlığa uğrayan, küçümsenen oluyoruz. Hala incinip incinmediğimize ve hemen onların silahıyla savunmaya geçip geçmeyeceğimize bakılıyor olmalı. Hangimizin daha iyi iş yapacağını denemek için yaratmamış mıydı ölümü ve hayatı O yüce Yaratan!

Bazen fazlaca zorlanıp tamam her şey bitti, buraya kadarmış noktasına bile gelebiliyoruz ve işte tam bu noktada kalkıp yeniden, sıfırdan başlayabilmek, her şeye rağmen iyilerden ve kendin kalabilmek önemli oluyor. Sana bütün bunları yaşatan yüce Rab’binin muradı, aşırılıklarınla O’nun görevine soyunarak haddini aştığını, halbuki O’nun dilemediği hiç bir şeyi olduramayacağını, aczini anlaman. Bu noktadan sonra gerçekleşiyor tekamül de.

Vazgeçmek üzerine onca ahkam kesseniz de, bazı şeylerden isteseniz de vazgeçemezsiniz. "Gönül ferman dinlemez."sözü boşa söylenmemiştir. Planlanıp programlanmış sıkıcı, tek düze hayata neş'e katan, yaşanası yapan iksir de budur belki de. Ve illa bu da Allah'tandır. Kalplerimiz O'nun elindedir, dilediği gibi evirip çevirir. Biz sadece gönlümüzle sınanmaktan da O'na sığınıp; Ey kalplerimizi evirip çeviren Rab'bimiz, kalbimizi dinin, dosdoğru yolun üzere sabit kıl diyerek niyazlar edebiliriz.

Boşa geçirilecek zaman lüksümüz de yok. Ömür hızla geçiyor. Her gün bir şeyler eksiliyor. Güzel vatanımızın pek çok güzel doğal alanında olduğu gibi imar çılgınlığı nedeniyle aşk tepemizin de yüreğim gibi yaralanması, yok edilmesi gibi. Artık mutlu mutlu meleşerek annelerinin peşinden koşuşamayan kuzucuklar gibi. Çok güzel insanlar olan komşularımız, dostlarımız gibi. Birer birer gidiyorlar. Bizim için de fazla zaman yok gibi.

Ne kadar yaşadığımız değil, nasıl yaşadığımız, dünyaya geliş amacımıza hizmet edip edemediğimiz önemli. Bizi ve bizim için her şeyi yaratan yüce Rab’bimizin razı olduğu, cemaliyle ödüllendirerek buyrun cennetime dediği kullarından olabilmek bütün mesele. Gerisi bu uğurda imtihanlardan ibaret hikaye.

Takdirde var ise, lütfuyla gerçekleşecek tamamlanma da inşallah. Sadece O’na sığınarak, kesintisiz dua ederek sabırla bekleriz, canımızı dişimize takıp gayret ederiz. Ulaşabilmekten ziyade dosdoğru yolunda olabilmeyi, hatta sadece yolunda ölebilmeyi dileyerek. Yeter ki O bizi gözden çıkarmasın. Hep yaptığı gibi korusun, kollasın. Rızasına erişebilme gayretimizde şans ve güç vermeye devam etsin inşallah.Amin.

Hayatın içinde her şey var ve bütün olarak anlamlı. O üzüntüler, zorluklar yaşanmadan bu hallere erişilemez ve yazılamazdı da muhakkak. Hepsi geçti çok şükür. Artık o yıllardaki sabrın, her şeye rağmen kendin ve iyilerden kalabilme mücadelenin meyvelerini toplama zamanı. Başıma gelen onca badireye rağmen kendim ve iyilerden kalabilme mücadelem, gayretim, anlamı iyilik olan ismimi kazandırdı bana şükürler olsun. Şeyda bülbülün çok sevdiğim ünvanını da üstelik.

Akşamın güzelliğinde çiçeklerimi ve pisiciklerimi fotoğraflayarak günün yorgunluğunu attım hep olduğu gibi. Bu akşam son bir yazı ilavesiyle en az yaşadığım yıllar kadar yorucu ve üzücü olan hatıraları yazma süreci bitmiş olacak. Dersi çıkarılmış geçmişi bir avuç kül gibi savurup atacağım; Dün dünde kaldı cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım diyeceğim Mevlana'mız gibi.

Kasım patı şöleniyle en güzel günlerini yaşadığımız kasım ayının ömrümce olduğu gibi yepyeni bir dönemin başlangıcı olması umuduyla yeni bir gün daha başladı, yeni yıla da çok az kaldı. Bir yıl daha gerilerde kalıyor, ellili yaşların ikinci yarısında altmışa doğru ilerliyorum. Bu yaşımda anladım ki, o güzel sözde dendiği gibi, insan kimsenin kendisine çiçekler getirmesini, hediyeler almasını beklemeden kendi bahçesini kurup, ruhunu süsleyerek, gönlünü hoş etmeyi, bir başına da mutlu olabilmeyi başarmalı. Ve öğrendim ki içinde hissettiğin korkunç boşluğun çaresi ve sağlıklı, mutlu olabilmek adına da illa uğruna kalan ömrünü adamaya değer bir ideal edinmeli. İnsanlığa hizmet, faydalı olabilmek elbette ideallerin de en güzeli…

Mutlu edebilmenin ilk şartı mutlu olmak olduğu gibi, başkalarına faydalı olabilmenin ilk şartı da önce kendine faydalı, sağlıklı olabilmek. Bu konuda büyük ilaç kartellerinin hain düzenekleri tam bir kısır döngü. Hem ekonomik olarak, hem sağlığımıza kast ile kuşatılmış durumdayız. Hep birlikte hem sağlığımızı bozan hem devletimizi soyan çetelere karşı da uyanık olmak, mücadele etmek zorundayız. Bu sadece para işi de değil, pek çok taarruzla hasta bir millet haline getirme, zarar verme çabası aynı zamanda, hatta soykırım!. Bizi önce margarinle yüksek kolesterol, kalp hastası yapıp sonra ilaçları piyasaya sürdükleri gibi. Önce hibrit tohumlar, katkı maddeli hazır, rafine gıdalar ve pek çok farklı yolla kanser edip sonra kanser ilaçlarını dayadıkları gibi. Meme kanserini önlemek için ürettikleri ilacın rahim kanseri yapıyor oluşu gibi...

 Akşamın güzelliğinde büyük heyecan yaratan gökyüzündeki pembe bulutlar ve aylar sonra dağa Mustafa amca değilse de yeniden çoban ve koyunların gelmesiyle bir nebze moral buldum. Kınalı kızım da şaklabanlık yaparak güldürmeye çalıştı yine hep olduğu gibi halimi hissettiği için. İçimizde fırtınalar kopuyor da olsa her şey yolundaymış gibi biz de bir şekilde yaşamaya devam etmek durumundayız. En azından insanlık ve vatandaşlık görevini yapmış olmanın tesellisi ile.

Bu konu cidden etkiledi beni. İlaç yan etkileri yüzünden en çok mağdur olanlardanım çünkü. Bundan tam on beş yıl önce; O tarihte on beş yıldır otoimmün hastalıklarla boğuşuyor ve yirmi yedi yaşımda genç bir anne iken tanı koyulan romatoid artrit için kullanılan, doktorumun önerisiyle çok pahalı olduğundan kredi çekerek Almanya'dan getirttiğimiz altın tuzu içerdiği söylenen ilacın, hastaneye yatırılarak kontrol altında verilmesi gerekirken ayakta, hatta çalışırken kullandırılması sonucu böbreklerim iflasın eşiğine gelmiş, yine sık sık kullanılan kortizonlar nedeniyle kilom elli beş iken seksenlere çıkmış ve otuz beş yaşında kemik erimesi başlamışken; Kırk yaşımda üstelik birde kansere yakalandığımda, bütün bunların nedenlerinden hiç haberim yoktu. Meme kanserini önlemek için başlanan anti hormon terapi ilacı nedeniyle iki yıl bile kullanmamışken baştan da bilinen yan etkisi olarak rahim kanseri başlamış ve hemen rahim ve yumurtalıklarım alınmış, ameliyatla birden menopoza girme nedeniyle psikolojim de alt üst olmuştu. Ameliyat sonrası kontrole gittiğimde ekip olarak muayenede olan doktorlara ağlayarak duygusal çöküntü içinde olduğumu söylediğimde, gülerek, alaycı bir ifadeyle birbirlerine, duygusal çöküntü içindeyim diyor, psikiyatriye sevkedelim deyişlerini hiç unutamadım.

Yıllarca psikiyatristlere gidip gelmek, yine ağır yan etkili ilaçlar kullanmak zorunda kaldım bu kezde. Zaten on üç yaşımda tacizle örselenmiş halim, güven kaybında, sorunlu evliliğimle bu son darbenin de tuz biber olmasıyla günden güne dibe vurarak kendimi kaybettim. Limanını kaybetmiş, fırtınaya kapılmış sahipsiz bir sandal gibi kayalara çarparak sığınacak liman, tutunacak bir dal arama çabamda sağlıklı düşünebilme, davranabilme şansım da azaldığından kurtulmak için çırpındıkça daha zor durumlara düştüm. Ne yeni ne geçmişten kimselerin güvenli bir liman olmadığını anladığım gibi kurtuluş için her çırpınış daha da yıprattı. Sonunda aşk uğruna göze aldıklarım nedeniyle tüm sevdiklerim tarafından terk edilerek tek başıma ve son çalıştığım özel hastaneden de yolsuzluklarına göz yummadığım için hile ile işten çıkarılmamla beş kuruşsuz da kaldığım, desteğe en çok ihtiyacım olduğu zamanda, en güvendiğim insandan da öldürücü bir darbe yiyerek derin bir hayal kırıklığıyla 2011 yılında harabeye döndüm, adeta enkaz haline geldim. Artık kimsesizler kimsesinden başka kimsem yoktu...

Meğer başka kimseye ihtiyacım da yokmuş. Rab'bimin yol göstermesi, öğretmenliği ile, 2009 yılında tasavvuf okumaya ve öğrendiklerimi hayatıma geçirmekle başlayan değişim, gelişim süreci, aşk yolculuğu sayesinde o enkazın altından, 2013 yılında ortaya çıkan ikinci kanseri de tek başıma mücadele ile yenerek 2014 yılında Adevviye Şeyda olarak çıktım ve düzenli yazma sürecine başladım. Bir kez de yazarak hayatımı gözden geçirmiş oldum.

 Hatalarımı, hatta yazarken pek çok yazdığım şeyi sonradan anlamsız bulup silerek, hatalarımın nedenlerini, beni elli beş yıldır oyalayan ve hasta eden sebepleri, bundan böyle nelere önem vermem gerektiğini, asıl neleri yazmam gerektiğini, dünyaya geliş amacımı, benden beklenenin ne olduğunu anlayabilmiş oldum. Yüce Rab'bimin bütün bu zorlukları neden yaşattığını da. Kimseye dayanmadan tek başıma var olabileceğimin, gücümün, değerimin farkına vardım çok şükür.

Artık otoimmün hastalıkların, yakınlarımdan başlamak üzere aşırı iyi niyetim, iyiliğim sebebiyle insanların beni sömürmesi sebepli yorucu, zor hayat yanında; Genetiğiyle oynanmış buğday, hazır sentetik maya sebepli; Kemik erimesi ile karaciğerimin, böbreklerimin ve bağırsak floramın bozulmasının sebebinin de ağır sentetik kanser ilaçları, kortizonlar, antibiyotikler olduğunu biliyorum.

Beş yıl önce yakalandığım ikinci meme kanseri sonrası başlanan aynı anti hormon terapi ilacını bu kez on yıl kullanmam gerektiği söylenmesiyle, yan etkilerini sorduğumda, siz de tırnağınız çizilse ilaçlardan biliyorsunuz diyen onkoloji uzmanına "Ne tırnak çizilmesi doktor bey! Bu ilaç yüzünden rahim, yumurtalıklarımın alınmasıyla on beş yıl erken menopoza girmek ve tonla sonucuyla savaşmak zorunda kaldım!" dedim ve kontrollerimi yapan doktorum olduğu halde, önünde duran dosyamı okumamış bile olmalı ki, şaşkın yüz ifadesinden bu durumumdan bihaber olduğunu anlayarak resmen şok geçirdim.

Kıblesi para olmayan doktor arayışım sonucu önerilen başka doktorlarca da aynı ilacı kullanmam gerektiği, yoksa kanserin önlenemeyeceğine ikna edildim ve daha bir yıl olmadan, 11/ 7 olan tansiyonumun 17/11 e çıkması sonucu, kalp damarlarımda ameliyat zorunluluğuna ramak kalmış balon oluşmasıyla bir de tansiyon, kalp hastası oldum.

 Tüm korkutmalara rağmen onkoloji tedavisini reddederek çare arayışı ile dört yıldır emekli bütçemi çocuklarımın desteğine rağmen toparlayamadığım, maddi sıkıntıya düşmeme de sebep olan alternatif tedavi sektörünün de ayrı sömürü olduğunu öğrendim.

Vahşi emperyalizmin beslendiği iki sektörden biri olan ilaç ve hatta hazır gıda sektörü katliamı ile sağlığımızı kaybederken, çare olarak dayatılan ilaçlarla da hem sağlığımızı hem paramızı da kaybediyoruz bireysel ve millet olarak da maalesef. O vahşi emperyalist ilaç sektörünün maşası olarak para kazandığı için mutlu olan acımasız sağlık sektörü de, bindiği dalı kestiğinin ve kendi milletine soykırım uyguladığının farkında olamadığı ahmaklıkla bu soygun ve katliama alet olmakla suç ortağı da oluyor ne yazık ki. Bu arada kanserden değil de, kanser ilaçları yan etkisinden nice güzel insanlarımızı kaybettik maalesef.

İçinde bulunduğumuz ahir zaman hengamesi bir oyun değil imtihan arenası ve bu hengamede hangimizin daha iyi iş yapacağına bakılıyor. Hangimizin daha çok para kazanacağı, lüks içinde yaşayacağı, ünlü olacağı, sahte mutluluklarla oyalanacağına değil. Allah'ımızın rızası ve cemali ile ebedi saadeti tepip bu dünyayı tercih etme aptallığını seçenlerden de, göz yumanlardan da olmak ne gaflet! Sağlığımızı, imanımızı ve vatanımızı korumak ilk önceliğimiz olmak zorunda. Sağlığımız da, vatanımız da gidiyor yoksa. Sağlık ve vatan yoksa iman da tehlikede demektir. Allah korusun. Ama biz de sahip çıkalım. Biz sahip çıkarsak batmayacak Mehmet Akif' imizin;

“Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş.
Sesler de: ‘Vatan tehlikedeymiş. Batıyormuş! ‘
Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
Tek kol da demiyor bir tarafından!
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.”

Muhteşem mısralarında dediği gibi. Geç olmadan inşallah.

Çağımızda savaş taktikleri de değişti. Milletleri yok etmek için sağlığını bozmak, ekonomik olarak çökertmek yanında özünden uzaklaştırmak, dilini, inancını, geleneklerini yok etmek; İstikrarı, ekonomiyi ve hatta moralleri bozmak gibi her şekilde zarar verilmeye çalışılıyor. Aramıza akla gelmeyecek derece şeytani fikirler, sebeplerle duvarlar örülmesi, her fırsatta fitne çıkarılması, Allah'ımız, atalarımız; zenginliğimiz olan etnik köken, siyasi görüş ve mezhep gibi her türlü hassas değerlerimiz hiç çekincesiz bir birimize düşürme sebebi olarak kullanılabiliyor. Çok hassas davranmamız gereken zamanlardayız.

Zarar verme taarruzu topyekün sürüyor ve sürecek de maalesef. Çok dikkatli olmalıyız. Televizyon ve sosyal medya bombardımanıyla kasıtlı bilinçaltı yüklemesi yapılarak; Dinimize, örf- adetlerimize aykırı pek çok yanlış doğruymuş gibi empoze ediliyor ve gereksiz pek çok şeyle zihinlerimiz çöplüğe döndürülüyor, zamanımız enerjimiz sömürülüyor, oyalanıyoruz maalesef. Hedefimize ulaşabilmek için tam tersi zihinlerimizi temizlemeye ihtiyacımız var oysa. Daha seçici izlemeye, okumaya, yalnız kalıp düşünmeye, kendimize odaklanmaya, tefekküre, eksiklerimizi tespit ve telafiye ihtiyacımız var.

Uzun yıllardır devam eden, akla hayale gelmeyecek her türlü hileye baş vurulan, milletimizin bütünlüğü ve dahası devletimizin bekasına kasteden, hatta tarih boyunca vatanımıza göz dikmiş, defalarca yedi düvel birleşerek saldırılarda bulunmuş ancak çok şükür gücünü imanından alan yüce Türk milleti ve şanlı ordumuzun hezimetiyle geri çekilmek zorunda kalan, Mehmet Akif'imizin deyimiyle gözü dönmüş, medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar kapitalist ülkelerin saldırıları ve sonuçları ile ilgili hissettiklerimle bunlardan nasıl bir ders çıkarmamız gerektiğini düşündüğümde hiç iç açıcı olamıyor maalesef çıkardığım sonuç.
Özetlemek gerekirse, hala gaflette olduğumuz ne yazık ki.

Hala tuzak meşgalelerle oyalandığımız. Ne yazık ki çok olası her an yeni taarruzların olması, hayatımızın bir anda durdurulması; Haberleşmemizin, ezanların kesilmesi. Allah korusun, biz birbirimize düşerek havanda su dövmeye devam ederken bir anda özgürlüğümüzü, canımızı, vatanımızı da kaybedebiliriz çevremizde pek çok örneğini gördüğümüz gibi.

Peki ne yapmalıydık ve bundan böyle ne yapmalıyız? Çocukluğumda sıkça duyup üzüldüğüm bir söz vardı ."Eller gitti ay'a, biz kaldık yaya." Cevap çok basitti oysa. Sadece işimize bakmalıydık. İlim- irfanla kendimizi ve milletimizi nasıl geliştirebileceğimiz, özgürlüğümüze, canımıza, vatanımıza kastedenlere karşı nasıl birlik olabileceğimiz, korunabileceğimiz, ne kadar buluş, üretim yapıp ileri ülkelerle yarışabileceğimiz olmalıydı meşgalemiz. Tarihimizden ders alarak ama daima ileriye bakarak.

Akıl ve ilim üzere olan güzel dinimiz doğru dürüst öğrenilmediği, hakkınca bilinmediği için gericilik haksız ithamıyla yaftalandı. Okuyup hayatımıza geçirmemiz gereken kutsal kitabımız Kur'anı Kerim, ulaşmamız gereken en mükemmel, olgun insan halimize gelebilmemiz için rehber iken bir oyalanma aracı haline getirildi.

Kasıtlı olarak saptırılmış bilgiler, şekilcilik düstur edinilerek, hatta baş örtüsü gibi son derece makul, masum detaylar bile çok fazla öne çıkarılıp, bayraklaştırılarak aramıza duvar örme sebebi haline getirildi. Ötekileme, fitne tuzaklarına düşüp sevgi, merhamet, hoş görü temelli dinimizin özünden her gün daha da uzaklaştık. Meal okumanın gereksiz hatta günah zannedilmesiyle Rab'bimiz bize ne diyor, bizden ne bekliyor bilemedik. Asıl hedefe odaklanamadık. Bizden öncekiler neden helak olmuşları iyi idrak edemedik.

Kendimizi ve dolayısıyla da çocuklarımızı olması gerektiği gibi iyi yetiştiremedik. Ne kendimize, ne de milletimize,ümmeti
Muhammed'e, insanlığa faydalı olabilme yarışında olamadık. Oysa görevlerimiz, rehberimiz belliydi, sadece işimize bakmalıydık. Her ne iş yapıyor isek en iyisini yapmaya gayret etmeliydik. Rehberimizi doğru anlayarak, sadece bizim iyiliğimiz için konulmuş olan emir ve yasaklarına tam riayetle, ışığıyla, doğruluktan ayrılmadan.

Elbette farklı fikir ve düşüncelerimiz olmalı fakat insanımız ve vatanımız söz konusu olduğunda tek yumruk olabilmeli, birbirimizin acısına sevinmemeli, başarısına, mutluluğuna haset etmemeliydik. Başaramadık, sınıfta kaldık ne yazık ki. İnşallah çok daha acı derslere maruz kalmadan, bir an önce idrak edip hatalarımızı telafi yoluna gidebiliriz. Bize hayatımız, vatanımız, özgürlüğümüz ve sahip olduğumuz tüm güzellikler, nimetler gibi eşsiz lütuflarda bulunan Rab'bimize ve bu günlere taşıyan ecdadımıza, şehitlerimize ihanete devam etmeyiz inşallah.

Tuzaklara düşmemek, tevekkülle bir şekilde moralimizi bozmamaya gayret etmek de önemli. Moralsizlik tüketir çünkü. Güçlü olmaya her zamankinden çok ihtiyacımız var. Kainatın yaratıcısının ilahi planının mükemmelliği, koruyuculuğundan, gücünden, sonun illa hayır olacağından şüphemiz yok. Bedeller ödenecek, tekamüller gerçekleşecek ve illa Allah'ımızın dediği olacak elhamdülillah. Necip Fazıl'ımızın deyimizle, "Hak olan davada zafer muhakkaktır."

Batılla Hakk'ın savaşı kıyamete değin sürecek; biz yeter ki Hak'tan yana, doğru safta olmaya bakalım. Bu ahir zaman hengamesinde imanımızı, vatanımızı, geleceğimizi korumaya, imtihan içinde imtihanlarımızı elimizden geldiğince hakkınca verebilmeye odaklanalım. Düştüğümüz hatalar için de Rab'bimiz affetsin, yardım etsin, yol göstersin inşallah. Hep yaptığı gibi yüce Türk milletini, şehitlerimizin kanları, atalarımızın büyük emekleri ile kurulmuş Türkiye Cumhuriyetimizi korusun. Tüm şehitlerimize, ecdadımıza rahmet eylesin, akibetimizi hayreylesin, hep birlikte asr-ı saadete erebilmeyi de nasip eylesin. Amin Ya Rab'bi!..

AŞK / İLLA AŞK'LA

Bu yazı 560 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum