NELERİ UNUTMADIK Kİ, İZMİR DEPREMİNİ DE UNUTURUZ!!
Ramazan DUMAN

Ramazan DUMAN

NELERİ UNUTMADIK Kİ, İZMİR DEPREMİNİ DE UNUTURUZ!!

06 Kasım 2020 - 10:58

İzmir'de meydana gelen deprem hepimizin yüreğini bir kez daha yaktı. Evet dünyamızda meydana gelen doğal afetlerin bir nedeni var? Ama deprem neden oluyor dediğimiz zaman çok da verecek cevabımız yok. Takdiri ilahi demekten başka. Ama doğal afetlerin oluşumunda en çok suçlu her zamanki gibi insanoğlu. Dere yataklarına ev yapan biz, ormanları yakıp binalar yapan biz, malzemeden çalıp çürük binalar yapan biz, virüs olur dikkat etmeyen biz.
İzmir depremi ile ilgili yetkilisinden sokaktaki vatandaşa ve  sosyal medyaya herkes bir şeyler söyledi. Deprem gibi acı bir tablodan gelen mucizevi kurtuluşlar yüreklere su serpsede, neden bu depremler bizim ülkemizde can alıyor sorusunun cavap bulamaması çok acı bir gerçek.
BUNU DA UNUTURUZ
O kadar acılar yaşadık ki, hiç biri umurumuzda bile olmadı. Erzincan depremi, Gölcük depremi, Van depremi, Elazığ depremi ve bunlara en son eklenen İzmir depremi. Her depremden sonra çıkan yetkililer, alınan önlemleri ve çıkarılacak kanunları dile getiriyor. Ama nafile. O kadar insanımız vefat ediyor maddi olarak o kadar zarar görüyoruz ama hiç birinden en ufak bir ders çıkarmıyoruz. Kendi koyduğumuz kanunları yine olmadık aflar çıkararak kendimize zarar veriyoruz. Adam 40 yıllık binanın  üzerine kaçak kat çıkmış ve bir de bunu imar barışına sokarak resmileştirmiştir. Her seçim olduğunda imar barışı getirip, çürük binaları sağlammış gibi gösteren kanunlar, aslında insanımızı en ufak bir depremde ölümle burun buruna gelmesine sebep olmaktadır.
DEPREM KANUNLARI ACIMASIZ OLMALI
Bugün belediyeler bütün binaları gezmiş olsa, çürük binaları tespit etse ve bu binalar sakıncalı yıkılması yönünde rapor verse, halk olarak ayağa kalkarız. Yok efendim bizim bina sağlam ben burada otururum. Kimse beni beni evimden çıkaramaz gibi feryatlar duyar mıyız? Evet duyarız.
Eğer böyle bir durumda devlet olarak, binaları yıkılacak olan kimselere gerekli destek ve garanti verilse belki ikna edilebilir. Ayrıca bu konularda devlet her şeyi vatandaşın da insiyatifine bırakmamalı. Bugün o vatandaş küstürülse bile yarın deprem olduğunda anlayacaktır devletin neden böyle davrandığını. Yarın can ve mal kaybı yaşanmaması için bugün fedakarlık yapma zamanıdır.
Televizyonda jeoloji mühendisleri bas bas bağırıyor bunlar büyük depremin habercisi diye. Yani söylenen her kelime bizim ölüm tehlikesi sınırlarında olduğumuzu anlatıyor. Ve işin garip tarafı bunu tüm ülke ve devlet yetkilileri biliyor. Peki sonuç ne? bunu zaman gösterecek.
MANİSA BELEDİYELERİNE SESLENİYORUM
Bugün İzmir'de  olan bir deprem bizi bu kadar etkilediyse, Manisa merkezinde 7 şiddetinde bir depremi hayal bile edemiyorum. Her sokakta bina yenileme ve cephe giydirme yapılıyor. 40 yıllık bina bir bakmışsın sıfır gibi oluyor. Tabi kimse temeline demirine bakmıyor. Peki belediyeden izin alınmadan niye cephe giydirme yapılıyor? Emlak vergileri zamanı gelince her vatandaşın cep telefonuna mesaj atmasını biliyorsunuz ama. Peki yetkili merci olarak neden tüm Manisa'nın çürük binaları tespit edilemiyor. Sadece ana cadde üzerinde belediyeden çürük raporu almış atıl halde duran binalar var. Olası bir depremde bu binaların çökmesini mi bekliyorsunuz? Lütfen ama lütfen artık elinizi taşın altına sokun. Bakın bu deprem gerçeği unutmaya ve unutturulmaya gelmez. Bu gerçek bir gün bizim de canımızı yakacak. Ne kadar tedbir alırsak o kadar can kurtulur. Ben değil uzmanlar söylüyor, Manisa da binaların yüzde 50 si sağlam değil diye. Bu gerçeği nasıl göz ardı edebiliriz? Büyükşehir olduk olalı ne hizmet yapıldıysa yapıldı. Ama bundan sonra en önemli iş güzel Manisamızı olası bir depreme hazırlamaktır.
En önemlisi de söylemekten usandığım imar konusu. Ne kadar zormuş arkadaş bu konu. Vatandaş ev alacak bize soruyor kaç yıllık bina diye. Şimdi deprem de oldu insanımız iyice korktu. Çıkmayan yeni imar kanunu vatandaşımızı 30-40 yıllık evlerde oturmaya mecbur ediyor. Neden peki? Çünkü imar yok da ondan. Yeni imarın olmaması yeni konut alanlarının açılmaması demek, Müteahhitlerin başka şehirlere gitmesi demek, kiraların çok yüksek olması demek.
Son olarak beni en çok üzen olay da, böyle acılı bir günde sosyal medyadan insanlık evresini tamamlayamayan insan müsvettelerinin deprem üzerinden insanları ve yaşadıkları yeri dini yaşantılarını eleştirmeleri. Bunlara insan bile diyemiyorum. Depremi ve başımıza gelen felaketleri halkın yaşayışına ve dini esaslarına göre değerlendirmek kimsenin haddine değil. Acı bizim acımız ölenler bizim canımız. Ama hiç kimsenin özellikle bu işin başından sonuna kim sorumluysa, bizi televizyon karşısında bir canın kurtulması için ümitle bekletmeye hakkı yoktur.
 

Bu yazı 2855 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum