Makam Koltuğundan Sofraya Bakmak
Haber sayfalarımıza düşen karelere bir bakın: Lüks otellerin balo salonları, ışıl ışıl avizeler ve en önde, masanın en mutena köşesinde oturan "makam sahipleri". Yanlarında ise genellikle ihtiyaç sahipleri değil, kendi siyasi ikballeri için el pençe divan duran bir çevre.
Bu sofralarda eksik olan bir şey var: Gönül. Belediye başkanlarının, halkın vergileriyle donatılan o sofralarda boy göstermesi, kameralara gülümseyerek "halkla iç içeyiz" mesajı vermesi artık inandırıcılığını yitiriyor. Vatandaşın evinde tencere kaynatmakta zorlandığı bir dönemde, binlerce liralık organizasyonlarla gövde gösterisi yapmak, makam hırsının maneviyatın önüne geçtiğinin en acı kanıtıdır.
Gösterişten İbadet Olur mu?
İftarın özü paylaşmaktır; ancak sessizce, sağ elin verdiğini sol el görmeden... Bizde ise tam tersi işliyor süreç. Belediye başkanları, mahalle iftarlarına adeta bir "fetih ordusu" gibi koruma ordularıyla giriyor. Mikrofonu eline alan başkan, duadan çok projelerini anlatıyor, rakiplerine laf yetiştiriyor.
Makam düşkünlüğü: Bir koltuğa veda etme korkusuyla, kutsal değerleri siyasi bir manivela olarak kullanmaktır.
Popülizm: Fakirin sofrasına konuk olmayı değil, fakiri kendi lüks sofrasına meze etmeyi tercih etmektir.
Gerçek Hizmet Gürültü Çıkarmaz
Asıl takdir edilmesi gereken; iftar çadırında sıraya giren vatandaşın yüzüne flaş patlatmayan, makam aracını belediye garajında bırakıp bir ara sokaktaki garibanın kapısını sessizce çalan yöneticidir. Ancak görüyoruz ki, bazıları için Ramazan ayı sadece "yeniden seçilme" kampanyasının bir parçası.
Sonuç olarak; siyasetçilerin ve belediye başkanlarının şunu unutmaması gerekir: Halkın gönlüne giden yol lüks iftar otellerinden değil, samimiyetten ve adaletten geçer. Makam koltuğunun geçici, halkın duasının ise kalıcı olduğunu hatırlayanlar bu sınavdan alnının akıyla çıkacaktır.
Diğerleri mi? Onlar sadece "boy göstermeye" devam edecekler, ta ki sandık gelene kadar.
Yorumlar
Kalan Karakter: