Okulların Nasıl İdare Edildiğini Bir de Okul Müdürlerine Sorsak...
Kadir KESKİN

Kadir KESKİN

Kadir Keskin'in Kaleminden

Okulların Nasıl İdare Edildiğini Bir de Okul Müdürlerine Sorsak Olmaz mı?

12 Eylül 2021 - 20:21



Yarım asırdır eğitimin fiilen içindeyim. Göreve başladığım 1969 yılında

bakanlığın başında bulunan Sayın İlhami Ertem’den, halen görevde bulunan

bakanımız Sayın Mahmut Özer’e kadar 34 Milli Eğitim Bakanı, bu koltukta görev

yapmışlardır. Mutlaka hepsi de yararlı icraatlarda bulunmuşlardır, Bunlar

içinde, bizim kuşağın da aynı kanaati paylaştığını bildiğim, köklü icraatlarıyla

arkasında kalıcı iz bırakan Allah uzun ömürler versin Sayın Mehmet Vehbi

Dinçerler’dir.

Son görevden ayrılan Sayın Ziya Selçuk beye kadar tüm bakanların aklımızda

kalan mesajı “ Velilerden kayıt parası alınmayacak.” tır Nitekim halefi sayın

Mahmut Özer beyefendi bakanımızın da ilk mesajı bu olmuştur.

Cumhuriyetin ilanından bugüne dek 76 Milli Eğitim Bakanı görev yapmıştır.

Ancak 76 bakan içerisinden kalıcı hizmetleriyle akılda kalan Merhum Hasan Ali

Yücel, Tevfik İleri ile Allah uzun ömürler versin Mehmet Vehbi Dinçerler’den

başka akılda kalan bir isim yok. Bir takım güzelleme laflardan başka

belleğimizde bir iz bırakmayan Sayın Ziya Selçuk’un halefi bakanımız Sayın

Mahmut Özer beyefendi, umarım kalıcı, köklü icraatlarıyla bu üç isme dördüncü

isim olarak dâhil olur.

Bunlardan merhum Hasan Ali Yücel, eğitim konusunda tereddüde düştüğünde

karar vermezden önce “ Bu konuyu bir de muallimlere soralım” diyerek

eğitimin mutfağına müracaat edermiş. Bazı derslerin müfredat değişikliğinde

Sayın Mehmet Vehbi Dinçerler beyefendi de aynısını yapmıştı. Bakınlıkca

yapılmak istenen müfredat değişikliği ile ilgili hazırlanan fasiküller ilgili branş

öğretmenlerin bilgi ve onayına sunularak onların da görüşleri alınmıştı. Bu

arada sene başından itibaren hazırlanmaya başlayarak eğitimi felç eden

bayram kutlamalarına da bir düzen getirmişti.

36 yılın 27 yılını büyük okullarda idarecilikle geçiren bir eğitimci- olarak ben de

yeni sayın bakanımıza diyorum ki: “ Bir okul nasıl yönetilir. Eğitimin ve okul

yönetmenin sıkıntılarını bir de okul müdürlerine sorsak olmaz mı?”


Bunu ne hakla soruyorsun denirse, İslam âlimlerimiz İslam’ın şartına, imanın

şartı gibi 6. Şartı: “Haddini bilmektir” diye ilave etmişlerdir. Haddimi bilen biri

olarak elbette bakanlarımızın kendi alanlarındaki bilgi ve birikimlerine son

derece saygılı olmakla birlikte, 36 yılın 27 yılını öğrenci sayısı 3000 ne, öğretmen

sayısı da 172 olan okullarda uzun yıllar idarecilik yapan biri olarak, bilgi ve

tecrübelerimi söylemekten sorumluyum.

Önce ülkemizde “ Okul müdürü “ algısını izah edeyim. Bizde okulun akan çatısı

anında tamir ediliyorsa, kırılan camı anında taktırılıyorsa, kaloriferler düzenli

yanıyorsa, kırılan kapı kolu veya kapı anında tamir ediliyorsa, öğrenci zayıf

not aldığında sınıftan çıkan öğretmenin arkasından öğrencinin bir yumrukla

kırdığı elektrik prizini, elektrik kaçağı sonucu bir öğrencinin hayatına mal

olmaması için anında tamir edilebiliyor, lavabolara sabun konuluyorsa, her

sene sonunda sınıflar boya badana yapılıyorsa yetkililere, velilere ve

öğrencilere göre o okulun başındaki müdür başarılı müdürdür, çalışkan

müdürdür. Bu işi yıllarca yapan biri olarak, bana göre ise, ben dâhil o müdür

başarılı bir müdür değil, iyi bir inşaat kalfasıdır.

Şimdi sorumu sorayım: Evinizin odasına günde ders saati ve teneffüs dâhil,

asgari 16 defa 15 ile 18 yaş arasında 40 kişi girip çıksa, üstelik bu gençlerden

bazıları kapıyı tekme ile açsa o kapı ne olur? Çatı, cam, tuvalet temizliği,

boya- badana, elektrik, tuvaletlerin ve sınıfların temizliği konularına hiç

girmiyorum. Şimdi bir de pandemi dolayısıyla maske ve dezenfektan çıktı.

Pekâlâ, bunlar ne ile karşılanacak ve sözünü ettiğim ani hasarlar, hazır hangi

para ile tamir edilecek. Bu ani hasarlar ve ihtiyaçlar dolayısıyla benim

zamanında tek kuruş gelmezdi. Bugün de geldiğini sanmıyorum.

Bu sıkıntıları bilen Bakanlık sanırım 1990 lı yıllarda öğretim yılı başında her

öğrenciden cüz’i bir miktarda “ EĞİTİME KATKI PAYI” alınmasını kararlaştırdı.

Ben dâhil, zor şartlar altında okullarını yöneten müdür arkadaşlar bu genelge

dolayısıyla biraz nefes almışlardı. Çünkü yukarıda saydığım konularda ödenek

gelmez, gelse de bu paraları hemen kullanamazsınız gerekli prosedürler

gereklidir. Okullarda bu ihtiyaçlar, okul adına yapılan yemekler, kermesler ve

toplanılan bağışlardan elde edilen gelirlerden karşılanıyordu. Buralardan

sağlananlar da yeterli olmuyordu. Bugün de durumun aynı olduğunu biliyorum.


O günlerde bazı velilerden gelen tepkiler üzerine, esen rüzgâra göre yön

değiştiren o günkü İl Müdürümüz bakanlık genelgesine rağmen velilere şirin

görünmek için: “Biz, okulların her türlü ihtiyacını karşılıyoruz, bizim ilimizde

katkı paylarının toplanmasına gerek yoktur.” diyerek okul müdürlerini

öğrenci ve veli karşısında güç duruma düşürdü.

Bu ülkede canı isteyen herkes yalan söyleyebilir. Ama öğrenci ile yüz yüze olan

okul müdürlerinin, öğretmenlerin yalan söyleme lüksü yoktur. Oysa o günün

şartlarında değil, yukarıda saydığım ihtiyaçları gidermek, Manisa Lisesi’nde

ücretini Koruma Derneği’nden karşıladığımız dokuz hizmetli çalışıyordu. Her ay

bunlara muntazaman sigorta primleri dâhil maaş ödenmesi gerekiyordu.

Milli Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturan her bakanın ilk icraatı “Velilerden kayıt

parası istenmeyecek.” bundan başka da göze görünen bir icraatlarını

göremezsiniz. Bundan önceki Bakan Sayın Ziya Selçuk beyefendinin de aynı sözü

söylemesi üzerine kendilerine “ Açık Mektup” yazarak bu sorunları dile

getirmiştim ve demiştim ki “ Sayın Bakanım, bakanlıkta kalıcı icraat yapmak

istiyorsan, sahibi olduğunuz ‘Maya’ okullarında uyguladığın çalışma

sisteminin aynısını uygula.” Sayın bakanımızın bir takım güzelleme laflarından

sonra dişe dokunur kalıcı bir icraatını göremedik. Yerine gelen bakanımızın da

ilk icraatını yukarıda siz okurlarıma arz ettim.

Manisa Valiliği katında, Atatürk büstünün altında, Atamızın çok manidar bir

sözü var. “ İcra yapan el, karar veren elden üstündür.” Siz ne kadar güzel

kanun yaparsanız yapın, onu tatbik edecek olan Adalet Bakanı ve müsteşarı

değildir. Onu uygulayacak kürsülerdeki hâkimlerdir. Milli Eğitim Bakanlığımız da

ne kadar güzel müfredat hazırlarsa hazırlasın o müfredatı uygulayacak olan

bakan, müsteşar, il ve ilçe milli eğitim müdürleri değil, okul müdürleri ve

öğretmenlerdir. Çünkü eğitimin çekirdeği okul müdürü ve öğretmendir. “ küpü,

küp üstüne dizseler, altındakini çekseler, var seyreyle gümbürtüyü.” hesabı

bizde okul müdürü göğe dizilen küplerin altındaki küptür. Eğitimin yanında

yukarıda arz ettiğim gibi çatıdan, boya-badanadan, anlaması, kapı pencere

tamirini bilmesi gerekir.

Kardeş okulumuz olması nedeniyle 1985 yılından beri gidip geldiğim

Almanya’da ise, okul müdürleri sadece ve sadece eğitimcidir. Okulun çatısı, kırık

kapısı, çerçevesi, kırılan camı onu ilgilendirmez. Bu işleri yapan başka birimler


vardır. Almanya’da okul müdürleri mesaisini tamamen eğitime harcarlarken,

bizim ülkemizdeki okul müdürleri mesaisinin büyük bölümünü onarım işlerine

ayırır.

Almanya’da okula en erken gelen ve okulu en geç terk eden öğretmendir.

Öğretmenler sınıflarda birlikteliği sağlamak için ertesi gün vereceği dersin

zümresini yapmadan okulu terk edemezler. Okula en geç gelen ve okulu en

erken terk eden de okul müdürüdür. Almanya’da okul müdürü, mesaisini

eğitim için harcar. Bizde ise bunun tam aksidir. Okula en erken gelen ve okulu

en geç terk eden okul müdürüdür. Okul müdürü okuluna sahip çıkarsa o

okulda düzenli ve verimli bir eğitim vardır. Okulların kapısından girer girmez

o okulda nasıl bir müdür olduğu hemen belli olur. Dersini bitiren öğretmen ise

kurşun asker gibi okulu terk eder. Sınıfın penceresi açık kalmış, çatı akmış,

musluklar açık kalmış vs. bunlar öğretmeni ilgilendiren işler değildir. Bunlar

müdürün görevidir. Çünkü 27 yıl bunu yaptım, meslektaşlarımın da bunları

yaptıklarını biliyorum.

Her öğretim yılı başında okul müdürü meslektaşlarım şamar oğlanı oluyor.

Bakan konuşuyor, Milli Eğitim Müdürleri konuşuyor. Fakat okul müdürleri

dertlerini ne yukarıya, ne de velilere anlatamıyor. Kimse de okul müdürlerine

yukarıda saydığım hasarları ve ihtiyaçları nasıl gideriyorsun, demiyor.

Ücretsiz elde edilen hizmetin kıymeti olmuyor. Kitap bedava, dizüstü bedava,

internet bedava, doktor bedava, Bedavacı bir ülke olduk. Onun için de gün

geçmiyor ki hastanede bir doktor, okullarda bir müdür ve öğretmen

dövülmesin.

Eğitim yanıklısı Cumhurbaşkanımıza da “ Açık mektup” la eğitimin sorunlarını

daha önceki üç makalemle bilgilerine arz etmiştim. Oradaki sunumlarımın

tekrarını yapmak istemiyorum. Ancak kısaca şunları da arz etmek istiyorum.

1- Milli Eğitimde kalıcı hizmetler istiyorsanız, bakanlığın başına unvanlı

bakanların yerine, bir okulun nasıl idare edildiğini iyi bilen yardımcıları da okul

müdürlerinden seçilmek suretiyle tecrübeli bir okul müdürü getirin.

Seminerlerim dolayısıyla bu konuda çok yetenekli arkadaşlarımızın olduğunu

görüyorum.


2- Görevlendirme ile okullara 4 yıl süreli müdür atamayın. Okula atanan

müdür, atandığı okulda öğretmeni ve çevreyi tanıyarak en az 2 yıl sonra müdür

olmaya başlar. Okul müdürlerini en az 10 yıl süreli atayın. Ama çalışmazsa da

görevden alın. 4 yıllığına atanan müdür “nasıl olsa dört sene sonra gideceğim”

düşüncesiyle elini taşın altına koymuyor.

3- Öğretmenleri ve okul müdürlerini BİMER ve CİMER gibi yerlere şikayet

yolunu kapatın. Artık buralar tembel öğrenci ile mızmız velilerin yolgeçen hanı

oldu. Canı sıkılan, zayıf not alan öğrenci veya velisi “çocuğuma mobing

uyguladı, psikolojisini bozdu” gerekçesiyle haksız şikâyetlerle öğretmen ve okul

müdürlerinin çalışma azmini engelliyor. Okullarda çıkacak problemlerin daha

önce olduğu gibi mahallinde, Milli Eğitim Müdürlüklülerince veya mülki amirler

tarafından çözümlensin. Maalesef bugün bazı tembel öğretmenlerle, iş

yapmayan beceriksiz müdürlerin de iş yapmamak için BİMER ve CİMER mazeret

sığınağı olmuştur.

4- Yukarıda saydığım ani hasarların acilen giderilmesi için her öğrenciden

alınacak cüz’i miktarda da olsa “ EĞİTİME KATKI PAYI” ile bir bütçe

oluşturularak, bu bütçenin Aile Birliği Başkanı, Okul Müdürü, kurulca seçilecek

bir öğretmenin oluşturacağı komisyon tarafından okulda doğacak ani

hasarların giderilmesi gerekir. Üstelik bu hasarlar öğrencinin parası ile

giderildiği için öğrenci okulu sahiplenir.

5- Bu konuda okul müdürlerinden yanlış yapan veya suiistimal eden olursa da

elbette gereği yapılıp görevden alınsın. Ancak inşaat kalfası olarak dürüstçe

çalışan, okulu ile özdeşleşen okul müdürlerine değer verin, onlara inanın,

onların arkasında durun. Ya da meslektaşlarımı İnşaat kalfası olmaktan

kurtararak, onların asli görevlerine “ Eğitim odaklı “ hizmet üretmelerine

yardımcı olun.

6- Ülkemizde köklü bir eğitim reformuna şiddetle ihtiyaç var. Bu reformun da

unvanlılara değil okul müdürlerine yaptırılmasında yarar var. Bugüne kadar

unvanlılara yaptırılan reformların hiç birinden olumlu bir sonuç elde

edilmemiştir.


Önerilerimi hadsizlik olarak kabul etmezseniz, eğitim konularını, rahmetli

Hasan Ali Yücel ile Sayın Mehmet Vehbi Dinçerler’in yaptığı gibi okulların nasıl

ve ne şartlarda idare edildiğini “ OKUL MÜDÜRLERİ ile MUALLİMLERE”

danışsanız olmaz mı? www.kadirkeskin.net

Bu yazı 96 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum