Samuray Rahibe Sordu:" Cennet, Cehennem Nasıl bir Şeydir Anlat...
  • Reklam
  • Reklam
  • Reklam
  • Reklam
Kadir KESKİN

Kadir KESKİN

Kadir Keskin'in Kaleminden

Samuray Rahibe Sordu:" Cennet, Cehennem Nasıl bir Şeydir Anlat Bana!"

20 Ocak 2019 - 00:27
Reklam

Bir samuray rastladığı Budist rahibe kafasına takılan bir soruyu yöneltti: “ cennet ve cehennem nasıl bir şeydir bana anlat.” Rahip azarlarcasına: Git başımdan, senin sorularına ayıracak vaktim yok.” diye cevaplar. Ummadığı cevaba, yanındaki arkadaşlarının gülmesiyle küçük düşen, beynine kan sıçrayan Samuray, kılıcını çekti ve rahibe doğru hamle yaptı: “ Şimdi senin kelleni gövdenden ayıracağım, senin kiminle konuştuğunun farkında mısın?”
Rahip hiç telaşa kapılmadan Samuray’ın kendisine yaklaşmasını bekledi. Samuray’ın kılıcını kınından çıkarıp, rahibin kellesini yerinden uçurmak üzere elini havaya kaldırdığında, rahip sakin bir şekilde Samuray’a seslendi: “ İşte cehennem budur.”
Samuray şaşırdı. Kılıcı havada kaldı. Sonra da onu kılıfına sokarak bir kenara oturup sakinleşmeye başladı.  Utancından kendi kendine söylendi: “ Az kalsın savunmasız bir insanı  öldürecektim. Üstelik de bir din adamını.” Sakinleştikten sonra rahibe bakarak alçak sesle konuştu: “ Özür dilerim efendim.” Din adamı rahip gülümseyerek karşılık verdi: “ İşte cennet de budur.”
 Cennet, cehennem bütün mukaddes kitaplarda yer alan iki kelimedir. Oraya gidip gelen olmadığı için nasıl bir yer olduğunu anlatan birine rastlamadık. Ama diğer dinlerde olduğu gibi kitabımız Kur’an-ı Kerim’de anlatıldığına göre; mizan kurulacak, suçsuz olanlar bu dünyada olduğu gibi orada da  alnı dik, yüzü ak olarak Rabbimiz tarafından ödül olarak   verilen   gözü kamaştıran, aklın almadığı nimetlerle donatılan müreffeh bir hayat ile  ödüllendirilecek.  Bu dünyada suçlular yakalandığında nasıl utancından kimseye görünmemek yüzünü kapatarak hâkim huzuruna çıkıyor, betonarme duvarlar arkasına polisler vasıtasıyla götürülüyorsa, orada da muhtelif sıkıntıların yaşanacağı cehennem diye tabir edilen yere zebaniler tarafından götürülecek.
 Dinimizden öğrendiğimize göre;  yaşadığımız dünya öbür tarafın bir kopyasıdır. Burada ne varsa, burada ne oluyorsa aynısıyla orada da tecelli edecek. Suçlular utancından bu dünyada  dostlarından nasıl fellik fellik kaçıyorsa, orada da aynısıyla Abese:((34-42): “ Kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve evlatlarından kaçacak. O gün onlardan herkesin kendisine yetecek derdi vardır.  O gün yüzler vardır ki  pırıl, pırıl gülmekte ve sevinmektedir. O gün nice yüzler vardır ki üzerinde toz vardır. Onları karanlık kaplayıverir. İşte onlar kâfirlerin, facirlerin ta kendileridir.”
Seminer için gittiğim illerde cezaevlerine de yolum düşüyor. Oralara da “Değerlerimize Rağmen Neden Buradayız?” konulu konferanslar veriyorum.   Mahkûm kardeşlerimizi vicdani bir muhasebeye yönelttikten sonra   konuşmamı  ünlü derviş Ahmet Yesevi’nin bir menkıbesini anlatıyorum  ( Sitemde). Sonra da mahkûm kardeşlerime: “ Geldiğinde gözü karartan, gittiğinde yüzü kızartan nedir? “ diye soruyorum. Bilenleri de kitaplarımla ödüllendiriyorum.
Yukarıda da  arz ettim. Ahretteki cennet- cehennemi ilahi kitaplarda anlatılanlarla biliyoruz. Ahrette gittiğimizde mizan sonucu mutlaka ikisinden biri ile karşılaşacağız. Rabbim hepimize iman selameti versin ki cennetle ödüllendirilelim. Ama öbür tarafa gitmeden dünyada da cennet – cehennem yaşanmaya devam ediyor. Bu dünyada hem cenneti yaşayan, hem de Adana’dan, Ankara  - Sincan dahil İzmir’e kadar bir çok cehennem gören  ve bu cehennemlerde ( cezaevlerinde)  yaşayan  insanlar görüyorum.
Gittiğim cezaevlerinden birinde bir mahkum kardeşim: “ Hocam iyi güzel konuşuyorsun da  Türkiye’de yaşamak kolay mı? Bela insanın üzerine yağmur gibi geliyor” dediğinde, yaşını sordum. “Otuz iki  “    olduğunu söyledi. Ben de kendisine: “ bak beyefendi kardeşim, benim yaşım senin yaşının iki  katından daha  fazla. Ben de bu ülkede yaşıyorum . Bu güne kadar bela yağmuru benim  üzerine yağmadı. Hiç bir polis elimden tutup da beni karakola götürmedi” diyerek yukarıdaki samuray hikâyesini kendisine anlattığımda boynunu büktü kaldı. Konferans sonu müdür beyden bu kardeşimizin  basit bir trafik suçu ( Yol vermeme) nedeniyle  işlediği cinayet dolayısıyla  cezaevinde olduğunu söyledi..
  Eğer samuray gibi özür dilemesini bilmezsek hepimiz oralara düşebiliriz. Hem Samuray’a ne gerek var. Dünya ve ahret cennetini yaşamamızı isteyen Rabbimiz:   İmran suresi ayet 134:  “ Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, ÖFKELERİNİ YUTANLAR, İNSANLARI AFFEDENLERDiR. Allah iyilik edenleri sever.” Peygamberimiz:  “ En büyük pehlivan öfkesini yenendir.” Atalarımız da bu iki buyruğu : “ Erkekliğin onda dokuzu  çalıyı dolanmaktır.” diye özetlemiş.
Sonuç:  cicim, gülüm diye  severek evlendiğimiz yuvaların yıkılmasını istemiyorsak, trafikte, sinyal yakma, yol vermeme, park yeri kapma, mahallede yan bakma   vs. suçlarından dolayı daha  dünyada cehennem hayatı yaşamak istemiyorsak;

  1. Öfkemizi yutalım 2- Öfkemizi yenelim 3- Çalıyı dolanalım 4- Özür dileyelim. “ Geldiğinde gözü karartan, gittiğinde yüzü kızartan öfkeden sakınalım ki daha dünyada iken cehennemle tanışmayalım.www.kadirkeskin.net
Not: Değerlerimize  Rağmen neden Buradayız? Konya cezaevi

Bu yazı 690 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum