Eğer çocuğunuz hastanede doğum yapacak ise; hastaneye “Hastaneler için aşı-
topuk kanı ret formunu…” resmi olarak verin, dilekçe başvuru numarası alın, ancak
“Bunu imzalamanız zorunlu” diyerek imzalatmaya çalışıyorlar, ancak bu size
imzalatmaya çalıştıkları hazır ret formaları aleyhinize kullanılmak üzere
hazırlanmıştır.
Bununla birlikte bir yandan da aşı-topuk kanı reddi yapmaz iseniz “Biz nereden
bilelim aşı-topuk kanı reddi yaptığınızı” diyebilirler, izinsiz aşı topuk kanı
yapmalarını mazur gösterebilirler, elbette bu haklı bir serzeniş değildir, asıl
onların her yaptıkları tıbbi müdahaleden önce sizden izin istemeleri ve çocuğa
zarar vermeyeceğine taahhütte bulunması gerekir. Ancak talep olsa dahi hiçbir
zaman kendilerini yükümlülük altına sokan böyle bir taahhüt vermezler. Bu
sebeple kendi aşı-topuk kanı reddi formunuzu;
1-) İadeli taahhütlü mektup,
2-) Ayrıca (varsa adresi) mail ile de gönderin. Bunları yapmaktaki amacınız, aşı-topuk
kanı reddi yaptığınızı ispatlamaktır. İspatlı bir şekilde aşı-topuk kanı reddi yapmanıza
rağmen sizi rahatsız ederler ise “Huzuru bozma suçu” gerekçesi ile sizi arayıp veya
kapınıza gelip “Topuk kanı ver…” diye rahatsız edenleri şikâyet edebilirsiniz.
Anacak aşı-topuk kanı yapılmasını engellemek için bazen bu da yeterli değildir,
bir başka vesile ile topuktan kan alabilirler veya aşı yapabilirler, sonrada “Bizim
sizin ret dilekçenizden haberimiz yoktu” diyebilirler, o sebep ile doğumdan
sonra anne ve çocuğu bir anlığına dahi yalnız bırakmayın. (Anne de özellikle
sezaryen sonrası verilen ilaçlar sebebi ile kendinde, farkında olmadan
onaylayabiliyor.)
Aile Sağlık Merkezi ve İl Sağlık Müdürlüğüne alttaki (02 numaralı) formu doldurarak
iadeli taahütlü mektup ile yollayın, ayrıca varsa İl Sağlık Müdürlüğü mail adresinden
mail olarak gönderin. Bu gönderileri kanıt olarak elinizde tutun, bundan sonra aşı-
topuk kanı için çağırılırsanız gitmeyin, sizi telefon ile ararlarsa arayan numaraya il
sağlık müdürlüğüne gönderdiğiniz dilekçenin resmini atın.
Bu dilekçeyi vermenize rağmen sizi arar rahatsız ederler ise; aramayı kayda
alın, birkaç kez ararlar ise arama görüntülerinin fotosunu çekin ve savcılığa
TCK 123 ( Huzuru bozma suçu ) çerçevesinde şikâyet edin. Şikâyet etmek
isterseniz size örnek dilekçe gönderirim. [email protected]
Onların size imzalatmak istediğin aşı-topuk kanı ret formlarını imzalamayın.
"Aşı-topuk kanı reddettiğinize dair imza vermeniz zorunlu…" lafı hukuki dayanağı
olmayan bir yalandır. İmza bir rıza beyanıdır ve zorunlu rıza beyanı olmaz.
Onlara (Bunu imzalatın) diye talimat veriyorlar, imzalatamazlar ise paralarını
kesiyorlar ancak "İmzadan imtina tutanağı" düzenleyebilirler. Sizi rahatsız
etmeye hakları yok. Aslında onların size “Bu topuk kanı uygulamasının zararı
yoktur, teşhise ve tedaviye garanti veririz” şeklinde bir imza vermeleri gerekir.
Sizin kesinliği olmayan ve tıbbi müdahale içeren bir uygulamayı ret ettiğiniz
için imza vermeniz veya imzaya zorlanmanız saçmadır.
İşin özünde yapılması gereken bunları muhatap almamaktır. Cesaretlerini sizin
bilgisizliğinizden ve korkunuzdan alıyorlar. Bilgi güçtür, bu sebeple bilgi edinin.
Daha sonra İl Sağlık Müdürlüğü dosyanızı Sosyal hizmetlere yönlendiriyor,
sosyal hizmetler evinizde gelip bir tespit yapmak isteyebilir, bunları çok iyi
karşılasanız ve bunlar çok iyi bir rapor tutsalar dahi bu sizin mahkemeye
verilmesine engel olmuyor.
Kimi aileler onları da hiçbir şekilde içeri almıyor, bu da bir şeyi değiştirmiyor, ben eğer
evdeki şartlarınız iyi ise bunları eve almanızda bir sakınca görmüyorum, hatta iyi
niyetli bazı Sosyal Hizmet görevlileri aile lehine rapor da tutabiliyor. Ama görüşme iyi
geçtiği için hatta hakkınızda iyi bir rapor düzenleseler dahi mahkeme açısından bir
beklentiniz olmasın. Hâkimler ekseriyet ile tedbir kararını talimat memuru gibi
veriyorlar. En nihayetinde “Aşı-topuk kanı vermediğiniz için” bunların evinizi didik
didik araştırmalarına vs. müsaade etmek zorunda değilsiniz. Ancak çoğu zaman bu
sosyal hizmetler raporuna da gerek görmeden tedbir kararı verebiliyorlar.
Sonra sizi (Topuk kanı vermediğiniz gerekçesi ile) mahkemeye sevk edecekler,
bunu standart olarak yapıyorlar, onların istediği ret formlarını imzalamanız
bunu değiştirmez, hatta bunu aleyhinize kullanıyorlar. Hâkim bizim
düşüncemizde ise tedbir kararı istemini reddediyor (Ki bunlar azınlık) sistemin
adamı, adalete göre değil ikbal kaygısı ile hareket ediyorsa veya çok acemi-
cahil ise kabul ediyor, genellikle kabul ediyor. Yaptığınız hukuki savunmanın
bir önemi yok, tedbir kararı vermek isteyen mahkemeler;
1-) Daha önce topuk kanı vermiş olmanız,
2-) Ya da resmi olarak çocuğunuzdan topuk kanı vermenizin çocuğa zarar verecek
hemofili-T hücre yetmezliği gibi bir hastalığının olduğunu ispatlamanız haricinde (Ki
bu da imkânsıza yakın, kanı ilk 24 saat-7 gün içinde alıyorlar, topuk kanı almadan bu
rahatsızlık ve etkileri ortaya çıkmaz, ki topuk kanı alımından sonra rahatsızlanan
hatta yoğun bakıma koyulan çok sayıda çocuğa şahit olduk.) hiçbir şeyi kabul
etmiyorlar. Ancak bu hastalıkların olduğu durumlarda dahi eğer dikkat etmez iseniz
çocuğun sağlığını hiçbir şekilde düşünmeden topuk kanı alabiliyorlar.
Duruşma günü size tebliğ edilir ve mahkemeye çağırılır iseniz size öncelikli
tavsiyem; Mahkemeye bir mazeret dilekçesi vermenizdir. Bunu bebek için
hastaneden aldığınız bir randevu ile delillendirebilirsiniz, yani dilekçenizin
ekine bu aldığınız randevu çıktısını koymanız yerinde olur. (Elbette şehir
dışında olduğunuz veya eşinizin iş durumunu da mazeret olarak
gösterebilirsiniz.)
Bu mazeretin amacı zaman kazanmaktır, çünkü eğer bir kez dahi topuk kanı
aldırmamış iseniz siz zamana oynuyorsunuz.(Doğumdan itibaren 6 aylık sürenin
geçmesine…) Eğer hâkim mazeretinizi kabul eder, yeni bir duruşma günü verirse
süre kazanmış olursunuz, yok eğer mahkeme sizin mazeretinizi kabul etmez ve sizi
dinlemeden karar verirse “Haklı bir mazeret vermenize rağmen dinlenmediğiniz
gerekçesi ile” kararı istinaf edersiniz. İstinaf mahkemesi (Bölge Adliye Mahkemesi) bu
gerekçe ile kararı bozabilir. Bu bozma hakkından yararlanmak için mahkemeye
duruşma öncesi ve sonrası bir dilekçe vermemiş olmanız da gerekir. Bunu verirseniz
sizin “Yazılı görüşünüzün alındığı dinlenmenize gerek olmadığı…” yönünde karar
verebilirler. Bunu yerine idareye yönelik sorulara ilişkin dilekçenizi sunabilirsiniz, bu
konuda örnek dilekçemiz var.
Eğer bunlardan hiç birisi olmasa dahi, yani hâkim yeni duruşma günü vermese
ve istinaf mahkemesi de dinlenmediğinizi dikkate almasa dahi bir şey
kaybetmiş olmazsınız. Çünkü (Bizim görüşümüzdeki istisnai hâkimler hariç)
mahkemede dinlenmeniz hiçbir şey ifade etmiyor. Aleyhinize tedbir vermek
isteyen hâkim ne gerekçe gösterirseniz gösterin yine de tedbiri veriyor. Ama bu
önemli usul eksikliği İstinaf (Bölge Adliye Mahkemeleri) ve Anayasa
Mahkemesine başvuru aşamasında işinize yarayabilir.
Bu anlattığım şeyler Aile ve Aile Mahkemesinin olmadığı yerde (Aile mahkemesi sıfatı
ile) Asliye Hukuk mahkemelerine davanızın düşmesi halinde söz konusudur. Eğer
ÇOCUK MAHKEMESİNE dosyasınız düştü ise bunlar hiç dinlemeden karar veriyorlar
ve itiraz da (Kısa bir süre kazanmaktan başka) bir işe yaramıyor. Hatta çocuk 1 veya
2 defa topuk kanı vermiş olsa dahi bu mahkemeler aile aleyhine karar veriyor.
(Azınlık hâkim hariç) Çocuk Mahkemesi kararlarına karşı istinaf yolu açık olmadığı
için itiraz üzerine (Bir sonraki veya en yakın yerdeki) çocuk mahkemeleri
incelemeden itirazı ret ediyor.
Bu durumda size tavsiyem, itiraz ret edildikten sonra;
1-) İtiraz dilekçenizi “İstinaf dilekçesi” olarak düzenleyip, kararı veren çocuk
mahkemesine vermeniz.
2-) Bulunduğunuz yerdeki ilgili çocuk mahkemesinin bu talebinizi “İstinaf yolu
kapalı” şeklinde bir karar ile ret etmesinden sonra, bu ret kararı hakkında “Bu
karar hatalıdır, ilgili mahkeme kararlarına karşı İstinaf yolu açıktır. Şeklinde
temyiz etmeniz,
Aynı şekilde bunu Yargıtay’a başvuru durumunda da yapabilirsiniz;
1-) İtiraz dilekçenizi “Yargıtay temyiz dilekçesi” olarak düzenleyip, kararı veren çocuk
mahkemesine vermeniz.
2-) Bulunduğunuz yerdeki ilgili çocuk mahkemesinin bu talebinizi “Temyiz yolu kapalı”
şeklinde bir karar ile ret etmesinden sonra, bu ret kararı hakkında “Bu karar hatalıdır,
ilgili mahkeme kararlarına karşı temyiz yolu açıktır. Şeklinde temyiz edebilirsiniz.
Aslında çocuk mahkemeleri bu davalarda GÖREVSİZ mahkeme, bunlar 18
yaşından küçük suç işlemiş çocukların davalarına bakarlar ve bu çocuklar
hakkında sağlık koruma amaçlı tedbir kararı verirler.
Bu konuda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yoluna da başvurulmalıdır. Bu
başvuruda (Kararın kesinleşmesinden itibaren 1 ay içinde yapılmalıdır.) Mahkemenin
görevsiz olduğunu, sizi dinlemeden bu tedbir kararını verdiği (Eğer alınmış ise) bir
kere topuk kanı alındığı vs. hususları başvuru formuna yazılmalıdır.
Eğer mazeret sunmadan duruşmaya katılma kararı vermiş iseniz; duruşmadan
bir-birkaç gün önce dilekçenizi verin ve duruşmada dilekçenizi tekrar ettiğinizi
belirtin, kendinizi daha fazla yormanıza, hâkimlerin bu konudaki “Niye topuk
kanı vermedin” gibi gereksiz sorularına muhatap olmanıza gerek yok.
Bulunduğunuz yerde güvenilir bir hastane ve çocuk doktoru var ise burada
çocuğunuzu muayene ettirebilir ve hatta topuk kanı ile aranan 6 hastalığa ait testleri
(El üstünden veya damardan alınan kan ile) yaptırabilirsiniz. Eğer çocuk 2-3 aylık
olmuş ve savunma sistemi oturmuş ise (Koldan-baştan=venöz kan alımı) bunun
çocuğa zararı olmadığını Alişan Yıldıran-Cüneyt Konuralp gibi doktorlar söylüyor,
ama bu sizin tercihiniz, çocuğunuz sağlıklı ise neden orasını-burasını deldirip durduk
yerde ona acı veren bir işlem yapmak isteyesiniz.
Ayrıca ben ve birçok avukat arkadaşım bu yolu denemiş olmasına rağmen
yinede aleyhe tedbir kararı veriyorlar, çünkü niyetleri çocuğun sağlığ değil…
İlla topuk delecekler, illa test onların istediği yerde yapılacak. Bu konudaki
raporunuzu mahkemeye sunabilirsiniz.
Yine eğer çocuğun sağlık durumu ile ilgili mahkeme bir hastaneye sevk eder ise (Kan
testi yaptırmamak ve çocuğa sert bir şekilde müdahale ettirmemek şartı ile) bu devlet
hastanesinde klinik hastalık bulgularının çocukta olmadığının tespiti için muayeneye
çocuğunuzu götürebilirsiniz, ancak bu hastane ve doktora güveniniz var ise yapın,
aksi takdirde çocuğu gereksiz yere hasta ilan etmeleri ve hatta yoğun bakım-küveze
almaları burada çocuğa zarar verme tehlikeleri vardır.
Yenidoğan çetesi ne yazık ki bir istisnai durum değildir, Türkiye deki şu andaki
genel durum budur. O yüzden belki hiç muayeneye götürmemeyi tercih
edebilirsiniz. Hiçbir şekilde çocuğunu muayeneye götürmeyen ve 6 ayın
sonunda bir dilekçe ile işi bitirenler de vardır. Burada önemli olan velayet
hakkını yok sayan bu baskıya boyun eğmemektir. Çocuklarımız, sistemin malı
değildir, onlar Allahın bize emanetidir.
Devlet; millete ve onun temeli olan aileye hizmet için var olan bir organizasyondur,
ancak bunların yaptığı bize “Tanrılık” taslamaktır, amaçları çocuklarımızı özelleşmiş
sağlık sisteminin hata ve suiistimallerine karşı sizi koruyamaz hale getirerek sisteme
sürekli müşteri temin etmektir. Ancak bu alt kademenin amacıdır, bu emirleri veren
“Siyonist Global Güçlerin” amacı nüfus kontrolü ve bu sınırsız tıbbi müdahale yetkisini
bir silah gibi kullanmak, nüfusu kontrol etmek, hangi kesimin yaşayacağına-soyunu
sürdüreceğine karar vermektir.
Bu gün sağlık sistemi çocuklarınıza standart test ve tedaviler ile zarar verirse
hakkınızı almanız nerede ise imkânsızdır. O yüzden elinizdeki tek şey, zararlı bir
uygulamaya karşı TIBBİ MÜDAHALEYİ RET HAKKINIZI KULLANMAKTIR… Bu
hakkınız vardır, (Topuk Kanı Ret Dilekçemizde izah ettiğimiz kanun ve uluslar
arası sözleşmeler ile güvence altındadır) ancak bu hakkı korumanız ve
kullanmanız gerekmektedir. Çünkü bu hakkınız elinizden alınmak
istenmektedir.
Benim mahkeme süreçlerinden edindiğim izlenim; çocuğun sağlığının-üstün yararının
filan düşünülmediğidir. Bunların derdi; “Neden idari talimatın yerine getirmedin, neden
topuk deldirmedin, neden çocuğu sevk ettiğimiz yerde test kanı verip muayene
ettirmedin, oraya para kazandırmadın…”dir. 3 defa topuk kanı verenlerin dahi
mahkemeye verildiğini gördüm, 8 defa topuk kanı alındığını duydum. Yani arsızlıkta
bir sınır tanımıyorlar, tek çare bunları yok saymak, daha fazla arsızlaşmalarına
müsaade etmemektir. Bu gün bürokrasiye (aracı koysanız dahi) hayırlı bir iş
yaptırmak zordur. Ancak topuk kanı için yapılan bu baskı ve eziyetin eşi benzeri
yoktur, buradan da (Dış ve iç baskının yanı sıra) ciddi şekilde bürokrasinin motive
edildiğini anlamaktayız.
Topuk kanı hakkındaki bu tedbir kararlarını büyük çoğunluk ile Aile
Mahkemeleri (İstinafa tabi -14 gün) veya Aile mahkemesi olmayan yerlerde
Asliye Hukuk Mahkemeleri veriyor.(Çocuk Mahkemesi kararı vermiş ve size
tebliğ etmiş ise, itiraz edin 7 gün içinde itiraz süresi var.)
Karar itiraz veya istinaf sonucu kesinleşinceye kadar kimse sizi arayıp rahatsız
edemez, kimse kapınıza gelemez. Karar istinaf aşamasından dönüp kesinleşmemiş
ise bu konuda gelen yazılara veya kapınıza gelip sizden topuk kanı isteyen
sağlıkçılara bu gerekçe ile reddedin ve bu kişileri savcılığa huzuru bozma suçundan
şikâyet edin.
İstinaftan da karar aleyhinize gelirse, 1 ay içinde Anayasa Mahkemesine
bireysel başvuruda bulunun, yine kapınıza gelen olursa bu gerekçe ile “Konu
yargıda, yargılama süreci devam ediyor diyerek” reddedin.
İstinaf kararı kesinleşmesi halinde bir yandan da
1-) İstinaf dilekçenizi “Yargıtay temyiz dilekçesi” olarak düzenleyip, kararı veren
çocuk mahkemesine vermeniz.
2-) Bulunduğunuz yerdeki ilgili Aile veya Asliye mahkemesinin bu talebinizi; “Temyiz
yolu kapalı” şeklinde bir karar ile ret etmesinden sonra, bu ret kararı hakkında “Bu
karar hatalıdır, ilgili mahkeme kararlarına karşı temyiz yolu açıktır. Şeklinde temyiz
etmeniz de süre kazanmazın ve kararın kesinleşmesini engellemek açısından faydası
vardır. 6 aylık süre rahatlıkla geçer ve 6 ay sonra da; “Tedbir istemi sonuçsuz
kalmıştır, ilgili kararlar ektedir” şeklinde bir dilekçe ile işi yokuşa sürebilirsiniz.
Öncelikle şu bilmeniz gerekir ki; topuk kanı vermemek bir suç değil, bu konuda
il sağlık müdürlüklerinin savcılıklara yaptığı şikâyetleri savcılıklar reddediyor.
Yani topuk kanı vermemenizin bu konudaki mahkeme kararlarına uymamanızın
hiçbir yaptırımı yoktur, idari para cezası bile yoktur. Dolayısı ile bu konudaki
mahkeme kararlarına uymamanız sebebi ile mahkemelerin yapabilecekleri bir
şey yoktur.
Topuk kanı vermediğiniz için çocuğunuzu sizden alamazlar ve size ceza da
veremezler. Çünkü mahkemelerin ve sağlık bakanlığının elinde “Topuk kanı
verilmemesinin çocuğa zarar verdiğine” dair hiçbir kanıt yok. Bunlar hâkimlere
yapılan baskılar sonucu verile hukuksuz, yanlış, yok hükmünde kararlar. O yüzden
bilinçsizce/bilgisizce kapınıza gelen polis ve jandarmaya direnmeniz suç teşkil etmez.
En doğrusu bunlara kapı bile açmayın, muhatap olmayın, siz muhatap oldukça
yüz bulurlar. Ama hiçbir koşulda zorla içeri giremezler, zorla topuk kanı
alamazlar, bunu yapmaları çok sayıda suça sebep olur.
1-) Konut dokunulmazlığını ihlal.
2-) Kasten müessir fiil.
3-) Mala zarar verme.
4-) Özgürlüğü kısıtlama (Sizi tutarlarsa)
5-) İzinsiz insan üzerinde deney.
6-) Kişisel verilerin izinsiz alınması.
7-) Kadın ve çocuğa karşı şiddet (6284)
7-) Görevi kötüye kullanma vs. bu suçlardan bazıları…
Yani buna cesaret edemezler. Onların tek yapabilecekleri mobbing yapmak ve
sizi korkutmaktır. Ellerinde başka bir güçleri yoktur. Sizden izinsiz içeri
girmeleri, size güç kullanmaları çok sayıda kanuna göre suçtur.
Ancak bu tür uygulamalara boyun eğerseniz, zorunlu testler dolayısı ile zorunlu
tedaviler yerleşir. Çocuklar sizin değil, Siyonist Sağlık Sektörünün malı-kobayı haline
gelir. Esasen bu “zorla test” uygulaması bizi statü olarak hayvan kabul etmektedir.
Mevcut hukuka göre anne-babasından izinsiz orasını burasını delip kan
alınabilecekler ancak mülkiyetimizdeki hayvanlardır. Onlara dahi bunu durduk yerde
yapamazsınız, aksi halde eziyet etmiş olursunuz ve suç işlemiş olursunuz. Bu topuk
kanı vs. ise bizden durduk yerde alınmak istenmektedir!
Zannetmiyorum ama böyle bir zorla girme teşebbüsü olursa (Ve sizin kapınızda
her nasılsa açık kalmış ise) orantılı olarak meşru müdafaa hakkınızı kullanın,
mesela içeri girmek isteyeni itin... Ama bu güne kadar böyle bir şeye cesaret
edemediler. Topuk kanı vermemek bir sağlıklı çocuğa uygulanmak istenen bir
genel sağlık taramasını reddetmektir. Yeni bir uygulamadır, bir garantisi yoktur,
yani testlerin doğru sonuç verdiği, hastalıkların tedavi edileceğine garanti
verilmemektedir, hatta taranan 6 hastalıktan önemli olan 3 tanesinin (Sağlık
sektörünce tavsiye edilen) tedavi giderleri bile devlet tarafından karşılanmaz.
Aileler bu astronomik ücretleri ödemek için aileleri dilendiriyorlar, yani (eğer
tedavi gerçek ise) kimse tedaviye ulaşmamanız veya geç ulaşmanız ile
ilgilenmiyor. Bunun çok yaman bir çelişki olduğu, bağımsız bir hukuk
devletinde bunun yaşanamayacağı açıktır.
Bu yüzden bu baskının çocukların faydası için yapıldığına, bu işin samimiyetine
inanmak mümkün değildir. Ve bu güya tedavilere rağmen hastalığı ilerleyen ve ölen
çocuklar vardır. Ancak ben topuk kanı vermeyen (Ve aşı vurdurmayan) ailelerin
çocuklarında bu rahatsızlıklara hiç rastlamış duyulmuş değildir, bu da tedaviler ile
çocukların hasta edilmesi ihtimalini kuvvetli hale getiriyor. Örneğin SMA ilan edilip
tedaviyi bırakıp iyileşen çocukları da duyuyorum. Yani ortada bir rant düzeni ile
desteklenen bir nüfus kontrolü projesinin dış baskı ile uygulamaya sokulmuş olması
kuvvetti ihtimaldir.
Bu konuda kesin çözümlerden birisi de ikâmetgâhınızı değiştirmek ve bir vesile
ile değiştirdiğiniz zaman hiç bir yere bildirmemektir. Kira kontratını bile bir
başka yakınınız üzerine yapıp, elektrik suyu, doğalgazı başkası üzerine
açabilirsiniz. Bu sorunlarınızı kökten çözer. Mahkeme kararı aleyhinize çıksa
dahi eğer sizi bulamazlar ise polis/jandarmaya bir adres araştırma vazifesi
veriyorlar, onlarda en fazla komşunuza, bilemediniz yakın akrabanıza soruyor,
bir netice alamazlar ise “Aranan şahıs bulunamamıştır” deyip evrakı geri
gönderiyorlar, ceza mahkûmiyetlerinde olduğu gibi yollarda kimlik sorulduğu
zaman arananlar listesinde çıkmıyorsunuz. Zaten bir süre sonra peşinizi
bırakıyorlar, konu kapanıyor gidiyor. Türkiye de yüklü borcu olanlar bu şeklide
ikamet değişikliği ile borçlarını ödemeden yaşayıp gidebiliyorlar. Sizin ise
kimseye kan borcunuz yok.
Bu kararlar da maske takmama kararları gibidir, dayanağı kanuna dayanmayan bir
idari talimattır. Eğer şartlar değişir ve idari talimat geri çekilir ise bunlar da sanki bu
kadar baskıyı, zulmü onlar yapmamış gibi “Pardon bu iş yanlışmış” der, yollarına
devam ederler, bu arada olan size olur. Böyle bir zulmün ebediyen sürmesi mümkün
değildir. Cesaretlerini halkın tepkisizliğinden alıyorlar ve tek korkuları da halkın
gerçekleri öğrenip ayaklanmasıdır, bu yüzden kamuoyunu bilinçlendirmek, basına
gitmek, uğradığınız zulmü sosyal medya da paylaşmak çok önem arz etmektedir.
Ama bu işin en kesim çözümü, hamileliği sağlık ocağı-hastaneye bildirmemek
ve evde doğumdur, bu doğuda uzun zamandır yapılıyor. Çocuğu ilkokula
başlatmak istiyorsanız, o zaman bir tespit davası açar, DNA testi yaptırır ve
çocuğu nüfusa kaydettirirsiniz, çocuğu nüfusa geç kaydetmenin 89 TL. para
cezası var. Birazda mahkeme harcı ödersiniz ama 8 yıl kafanız rahat olur,
çocuğunuz güvende olur. Ancak tehlikeli bir dönemde olduğumuz için 5/10 yıl
bu düzende gitmenin yerinde olacağını düşünüyorum, zaten ne olacaksa şu
önümüzdeki 10 yıl içinde olup biteceğini düşünüyorum.
Son olarak 6 ay geçtikten sonra çocuğun sağlıklı olduğuna dair bir rapor alıp, (Yani
topuk kanı ile taranan 6 hastalığın onda olmaması yeterli) bunu bir dilekçe ile tedbir
kararını veren mahkemeye gönderip bu işi neticelendirebilirsiniz, bu konuda çok
sayıda istinaf mahkemesi kararı vardır. Eğer sizi unutmuşlar ise ilgilenmiyorlarsa
böyle bir dilekçe gönderip kendinizi hatırlatmanıza gerek yoktur. Çünkü bürokrasinin
motivasyonu 6 hastalık ile taranan çok pahalı ilaçlara (Özellikle SMA) müşteri
bulmaktır.
Bu dilekçede;
“Çocuk 6 aylık olmuştur, topuk kanı Sağlık Bakanlığı genelgesi ve Yüksek yargı
kararları uyarınca ancak 6 ay içinde tespit edilebilmekte, bu süreden sonra
testin hastalığı bulma şansı olmamaktadır. Zaten bu hastalıklar da en fazla 4.5
ay içinde ortaya çıkmakta, bu süre içinde ortaya çıkmaz ise hastalığa
yakalanılmadığı anlamına gelmektedir. Çocuğun sağlıklı olduğuna dair rapor
ektedir. Tedbir kararı konusuz kalmıştır, gereğini talep ederim” Şeklinde bir
dilekçe ile gönderin, sorunlarınız bitecektir. Varsa elinizde birkaç istinaf mahkemesi
kararı da dilekçeye eklemenizde fayda vardır.
----------
1-) EĞER MEMUR DEĞİLSENİZ BU SORUNUNUZU BASINA VE SOSYAL
MEDYAYA TAŞIYIN. ÇÜNKÜ BU SORUN; BU YETKİLİ MAKAMLARIN VEYA
HÂKİMLERİN HUKUK BİLMEMESİNDEN KAYNAKLANAN BİR SORUN
DEĞİLDİR. BU DIŞ GÜÇLERCE ELE GEÇMİŞ SİSTEMİN; VELAYETİ, TIBBİ
MÜDAHALEYİ RET HAKKINIZI ORTADAN KALDIRMA HAREKETİDİR. BU
ANCAK İŞGAL ALTINDAKİ BİR MİLLETE YAPILACAK BİR ZULÜMDÜR.
2-) BU TESTLERE DİRENEMEZ İSENİZ, YARIN SİZİN ÇOCUĞUNUZU
UYDURDUKLARI HASTALIKLAR İLE (GÜYA) TEDAVİ ETMEYE KALKABİLİRLER
VE BUNA KARŞI KOYMANIZ HUKUKEN (TMK. 348, TCK. 233 kapsamında) ÇOK
ZORDUR. ÇÜNKÜ ONLARIN KOYDUĞU BİR HASTALIK TEŞHİSİNİN YANLIŞ
OLDUĞUNU RESMİ BİR YOLLA HERHANGİ BİR HASTANE DE
KANITLAYAMAZSINIZ.
3-) VE GÜYA TEDAVİ İLE ÇOCUKLARINIZI HASTA EDERLER. (AYNEN AŞILAR
İLE YAPTIKLARI GİBİ…) ANCAK BU DURUM AŞILARDAN BELKİ YÜZ KAT
DAHA TEHLİKELİDİR. BUGÜN 6 HASTALIK TARIYORLAR, AMA YARIN BUNU
BİR KALEMDE 600'E ÇIKARTABİLİRLER. VE HER BİRİ İÇİN 50 AŞI KADAR
ZARARLI (İLAÇ ADI ALTINDA) MADDE ENJEKTE EDEBİLİRLER. ÇOCUKLARIN
ÖLÜMÜ/SAKATLANMASI HALİNDE İSE BUNLAR KOLLANMAKTADIR
4-) BASİT BİR RAHATSIZLIK İLE HASTANEYE GÖTÜRÜLEN VE UYGULANAN
(GÜYA) TEDAVİLER SEBEBİ İLE ÖLDÜRÜLEN ÇOK SAYIDA (BASINA DA
YANSIMIŞ) ÇOCUK VAKIASI VARDIR. GERÇEK ORAN BUNUN ÇOK
ÜSTÜNDEDİR. AİLELER GENELLİKLE DOKTORLARA İNANDIKLARI VEYA
KORKTUKLARI, NETİCE ALACAKLARINA İNANMADIKLARI İÇİN KONUYU
YARGIYA VE BASINA YANSITMAZLAR, “Kader böyleymiş…” DER, DURUMU
SİNEYE ÇEKERLER. ANCAK BENİM ANLADIĞIM BU ÖLDÜRME-SAKATLAMA
İŞİNİN HIZLANACAĞI VE ARTACAĞI YÖNÜNDEDİR. Zaten kâr ve performans
odaklı sistem ve sağlık çalışanlarının döner sermayeden pay alması düzeninde
bunun doğal olarak gerçekleşir, çocuklarınız gereksiz test-tedavi ve ilaçlara boğulur.
5-) O YÜZDEN SARI ÖKÜZÜ BAŞTAN VERMEYİN VE YALNIZ KALMAYIN, AYNI
GÖRÜŞTE OLAN İNSANLAR İLE BİRLİKTE MÜCADELE VERİN. KİMSE YALNIZ
BAŞINA VE BİR KAÇ DİLEKÇE İLE BAŞIMIZA SARILAN BU BELAYI DEF
EDEMEZ. ARTIK ESKİ DÜNYA GERİDE KALMIŞTIR, ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ
GİBİ DEĞİLDİR, YA HER ŞEY ÇOK DAHA BOZULACAK VEYA BU YAŞATILAN
ZULÜMLERE HALKIN TEPKİ GÖSTERMESİ ÜZERİNE GERİ ADIM
ADILACAKTIR, VE BURADA SİZİN MÜCADELENİZ ÇABANIZ ÖNEMLİDİR.
VE SİZİ KURTARMASI İÇİN BİR ÖNDER-BİR KAHRAMAN BEKLEMEYİN, O
KAHRAMAN SİZSİNİZ…
Av. Cüneyt Bülent Şeker
Yorumlar
Kalan Karakter: