2026 yılına girerken memleketin neresine bakarsanız bakın ister büyükşehir merkezinde ister Anadolu’nun yıllarca “daha ucuz yaşam” vaadiyle anılan sokaklarında olun, değişmeyen tek bir gerçek karşımıza çıkıyor. Kiralar durmuyor, durdurulamıyor ve artık neredeyse her ilde İstanbul’la aynı seviyede anılıyor. Ne yazık ki bu benzerlik refahın yayılmasıyla değil, geçim sıkıntısının ülkenin tamamına sirayet etmesiyle sağlanmış durumda.
Bugün 81 ilin tamamında, vatandaşın dilinde aynı cümle dolaşıyor: “Bu kirayla nasıl yaşayacağız?” Çünkü maaşlar yerinde sayarken, kiralar adeta her ay yeni bir sınırı zorlayarak vatandaşın nefes alabileceği alanı daraltıyor. Bir zamanlar İstanbul’a özgü sanılan astronomik rakamlar, artık Anadolu’nun orta ölçekli şehirlerinde bile sıradan hale gelmiş durumda. Bu da demek oluyor ki, artık pahalı şehir-ucuz şehir ayrımı kalmadı; sadece “zor” ve “daha zor” yaşam koşulları var.
Bu tablonun en ağır yükünü taşıyan kesimlerin başında ise hiç kuşkusuz esnaf geliyor. Çünkü esnaf için kira yalnızca bir gider kalemi değil; ayakta kalıp kalamayacağını belirleyen temel eşik haline gelmiş durumda. Dükkan kiraları, çoğu zaman aylık cironun yarısını geçerken, elektrik, su, personel gideri ve vergiler eklendiğinde geriye kalan, “emek var ama kazanç yok” cümlesinden başka bir şey olmuyor.
Vatandaş cephesinde ise tablo daha da ağır. Çünkü artık ev kiraları, sadece barınma ihtiyacını karşılamıyor; hane bütçesinin neredeyse tamamını şekillendiriyor. İnsanlar ay başında maaşlarını aldıklarında ilk yaptıkları şey, ev kirasını düşünmek oluyor. Geriye ne kaldığı ise çoğu zaman ikinci plana itiliyor. Eğitim, sağlık, sosyal hayat ve hatta gıda harcamaları bile kiraya göre ayarlanıyor.
Öyle ki, birçok aile artık yaşadığı evi “yuva” olarak değil, her an çıkmak zorunda kalabileceği geçici bir durak gibi görüyor. Çünkü her yıl, her sözleşme yenilendiğinde karşılarına çıkacak rakamı bilmiyorlar. Bu belirsizlik, sadece ekonomik değil; psikolojik bir yıpranmayı da beraberinde getiriyor. İnsanlar gelecek planı yapamıyor, çocuklarının eğitimini, kendi emekliliğini, hatta bir ay sonrasını bile net biçimde öngöremiyor.
Bir şehirde kira artıyorsa, o şehirde gelir de artmalıydı. Ancak bu denklem uzun süredir işlemiyor. Kiralar yükseliyor ama maaşlar aynı hızla artmıyor. Esnafın kazancı büyümüyor, vatandaşın alım gücü yükselmiyor. Bu da her kesimin, aynı dar boğazda sıkışıp kalmasına neden oluyor.
Kira meselesi artık bireysel bir sorun olmaktan çıkmış, toplumsal bir meseleye dönüşmüştür. Esnafın dükkânını kapatması, vatandaşın ev değiştirmesi, gençlerin evlenememesi, ailelerin başka şehirlere göç etmek zorunda kalması hep aynı zincirin halkalarıdır.
Bu zincir uzadıkça, toplumun omuzlarındaki yük de ağırlaşmaktadır. 2026 Türkiye’sinde kiralar, yalnızca rakamlarla ifade edilen bir mesele değildir; umutları, hayalleri ve yaşam standartlarını doğrudan etkileyen bir gerçekliktir.
Yorumlar
Kalan Karakter: