DIŞ POLİTİKADA SÖYLEM VE GERÇEKLİK: MADURO’DAN TRUMP’A SESSİZLİĞİN ANATOMİSİ
Uluslararası ilişkilerde "kardeşlik" ve "dostluk" gibi kavramlar, çoğu zaman stratejik çıkarların üzerine örtülen diplomatik bir örtüden ibarettir. Türkiye’nin Venezuela lideri Nicolas Maduro ile kurduğu yakın ilişki ve sonrasında gelişen olaylar karşısında takınılan tutum, bu gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. Bir dönem "15 Temmuz’da bizi ilk arayan Maduro’ydu" denilerek en yüksek perdeden sahiplenilen, "Kardeşim dik dur, yanındayız" sözleriyle uluslararası kamuoyuna karşı savunulan bu ilişki, bugün yerini derin ve düşündürücü bir sessizliğe bırakmıştır.
Zamanında Maduro’nun demokratik meşruiyeti tartışılırken ve halkına yönelik adil olmayan uygulamaları eleştirilirken dahi arkasında duran irade, bugün Donald Trump’ın uluslararası hukuku ve egemenlik haklarını hiçe sayan müdahaleleri karşısında suskun kalmayı tercih etmektedir. Bir ülkenin devlet başkanının, eşiyle birlikte kendi mahreminde alıkonulması ve bir darbe pratiğiyle götürülmesi karşısındaki bu tepkisizlik, dış politikadaki tutarlılık iddiasını derinden sarsmaktadır. Demokrasiyi savunma iddiasıyla Maduro’nun yanında duranların, bugün dünya düzenini ve egemenlik haklarını savunması gereken yerde Trump’ın müdahalesine sessiz kalması, siyasi bir çelişkiden öte bir zorunluluğun yansımasıdır.
Bu tablonun arka planında yatan temel motivasyon, Trump yönetimine karşı duyulan çekince ve siyasi-ekonomik muhtaçlık hissidir. Güç dengeleri değiştiğinde "kardeşlik" söylemlerinin nasıl bir kenara itilebildiği, Maduro örneğinde acı bir tecrübe olarak kayıtlara geçmiştir.
#SokağınNabzı
Yorumlar
Kalan Karakter: