Tahammülün de tahammülsüzlüğün de bir ölçüsü, bir sınırı vardır. Herkesin sabır eşiği farklıdır ama bazı davranışlar vardır ki neredeyse ortak bir kırmızı çizgide buluşuruz. Mesela…Sürekli konuşup hiçbir şey söylemeyenlere, iyi niyeti zayıflık sananlara, sırada beklerken “bir iki adım öne kayayım” diye kaynak yapan sözde uyanıklara…
Söz konusu konuşmak olunca mangalda kül bırakmayan, iş icraata gelince ortadan kaybolanlara…İnsanı kıyafetine, arabasına, makamına göre tartanlara…Yaptığı iyiliğin bedelini peşin peşin kesenlere, sonra da dönüp dönüp bunu insanın yüzüne vuranlara…Her konuda ahkâm kesip hiçbir sorumluluk almayanlara…
Apartmanda yalnız yaşadığını sanıp gece yarısı gürültü yapanlara, trafikte direksiyon başına geçince başka birine dönüşen magandalara…Bunlara tahammül etmek zor. Hatta çoğu zaman imkansız. Ama işin bir de başka boyutu var. Eskiden ilişkiler daha sade, daha az kırılgandı. Aile ziyaretleri randevuya bağlanmazdı; “çay koyduk, geliyoruz” denirdi.
Çay hızlı demlenir, kapıdan giren misafir baş tacı edilirdi. Küçük sitemler tebessümle dile getirilir, hatalar büyümeden görmezden gelinirdi. Kimse “Geçen ay siz bize gelmediniz”, “Mesajıma neden iki saat sonra cevap verdin”, “Bunu söylerken aslında kimi kastettin?” gibi detaylarda boğulmazdı. Hayat akardı, ilişkiler de onunla birlikte…
Bugünse durum bambaşka. İlişkiler aşırı derecede hassas. Adeta yumurta kabuğunun üzerinde yürür gibiyiz. Yanlış anlaşılan bir cümle, geciken bir ziyaret, zamanında gelmeyen bir özür ya da farkında olmadan söylenen bir söz… Bir bakmışsınız kalpler birbirinden uzaklaşmış. Sanki sevgiler geçici, bağlar pamuk ipliğine bağlı.
Oysa fark çok net: Geçmişte sevgi vardı ve hatalara tahammül ediliyordu. Bugünse tahammül yok ve uzaklaşmak için bahaneler aranıyor. Gerçek sevgi ve saygı; gösterişli sofralar, pahalı hediyeler, büyük organizasyonlar istemez. Ne görkemli ziyafetlere ne de aşırı harcamalara ihtiyaç duyar. Gerçek sevgi; cömert bir kalp ister.
“Özür dilerim” demeyi bilen bir dil ister. Eski defterleri her tartışmada açmayan bir anlayış ister.
Bazen de görüp görmezden gelmeyi…Netice itibariyle şunu kabul etmek gerekiyor: Tahammül edemediğimiz bir ilişki, gerçek bir dostluk değildir. Çünkü dostluk; kusursuzlukta değil, kusura rağmen yan yana kalabilmektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: