Almanya'da Türk Baba İle Alman Annenin Çocuğu R.
Kadir KESKİN

Kadir KESKİN

Kadir Keskin'in Kaleminden

Almanya'da Türk Baba İle Alman Annenin Çocuğu R.

07 Temmuz 2021 - 12:53



Almanya ile ilişkilerim, Almanya’da çalışan Doç Dr. Sayın

Kemal Çobanağlu’nun vesilesiyle tanıştığımız, Almanya’nın

İngolstadt şehrindeki Apian- Gymnasium Lisesi Müdürü sayın Dr

Frans RİEDERER ile Manisa Lisesi Müdürü olarak 1986 yılında

geliştirdiğimiz kardeş okul ilişkileriyle başladı. Daha sonra Manisa

Belediye Başkanı Sayın Zafer ÜNAL Beyefendi ile İngolstadt

Belediye Başkanı Sayın Peter SCHNEL’i iki meslektaş olarak

tanıştırdık. Kardeş okul ilişkileri daha sonra Kardeş şehir ilişkilerine

dönüştü. Hala bu ilişkiler devam ediyor. Emekli olduktan sonra da

ATİB ( Avrupa Türk İslam Birliği)nin daveti üzerine Darmstadt ile

Bielefeld şehirlerinde Türk çocuklarının din eğitimi çalışmalarında

bulundum. Dolayısıyla hem Alman toplumunu hem de orada yaşayan

işçi kardeşlerimizi ve onların çocuklarını yakından tanıma imkânım

oldu. Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri ile izlenimlerim:

Avrupa, diğer kültürlere kıyasla bireyselleşmenin en üst sınırında

yaşayan bir topluluktur. Özgürlük konusundaki adımları o kadar ileri

gitmiştir ki aile bağları bundan olabildiğince olumsuz etkilenmiş ve

ilişkileri soğumuştur. Özel hayatlarındaki kişisel istek ve arzularını

çok fazla merkeze aldıkları için ilişkilere olan ihtiyaç en aza inmiş ve

bunun sonucu olarak ‘‘ hayatın anlamsızlığı’’ ve birbirine olan ‘’

yabancılaşma” gibi sorunlar ortaya çıkmıştır.


Bu sorunlara bağlı olarak madde bağımlılığı, alkol gibi

sorunlar olabildiğince yaygın olarak kullanılmaktadır. Bielefeld’de

çalışırken gördüğüm bir gençlik merkezi beni çok şaşırtmıştı. Polis

merkezine 200 metre mesafedeki bu gençlik merkezine tedavisi

mümkün olmayan uyuşturucu kullanan gençleri toplamışlar. Sabah

akşam gençlere günlük ihtiyacı olan uyuşturucuyu belediye

veriyormuş. Başka insanlara zarar verip rahatsız etmesinler, diye. Bu

gençlik merkezi de gösteriyor ki toplumu bir arada tutan değerler,

toplun üzerindeki etkisini yitirmeye başladıkça insan daha çok içine

dönmüş ve yalnızlık ona mutluluğu getirmiş ve mutluluğu yalnızlıkta


aramaya başlamıştır. Bu kaçınılmaz bir durum mudur bilemem?

Ancak şu anda Avrupa’daki psikoterapistlerin seanslarını işgal eden

konular daha çok bu yöndedir. Ve bugün Avrupa’da en çok iş yapan

psikiyatri doktorları olduğu söylenmektedir.

Buraya kadar olan tespitlerimi daha iyi anlamanız için

Almanya’da bizzat şahit olduğum birkaç olayı, size arz etmek

istiyorum. Darmstadt’da çalışırken Alman anne ile Türk babanın

evliliğinden olma 17 yaşında R. adlı bir delikanlı ile tanışmıştım. Bu

delikanlının durumuna Türkiye’den davetlim olarak gelen İl Özel

İdare Başkanı Hayrullah Solmaz da şahittir. Delikanlının babası, bir

suçtan dolayı hapse girmiş. Annesi, kocasını beklemeye niyetli

değildir. Delikanlının annesi daha sonra Alman bir polisle birlikte

yaşamaya başlar. On yedi yaşındaki bu delikanlı, babasının ve

Almanya’daki Türk akrabalarının da etkisiyle kısmen de olsa Türk

geleneklerine göre yetiştirilmiştir. Annesinin sevgilisi Alman, tam

olarak üvey baba da sayılmaz çünkü annesinin nikâhı hâlâ babasının

üzerindedir. Annesinin sevgilisinin evdeki yaşantısı, Türk örf ve

âdetlerine hiç de uygun değildir. Evde çıplak olarak dolaşması,

gözünün önünde annesine hayâ dışı davranışlarda bulunması

delikanlının onuruna dokunur ve annesinin polis olan sevgilisine

müdahale eder. Ama polis, güçlü kuvvetlidir. Delikanlıyı annesinin

gözü önünde döver.

Delikanlı, âdeta meydan dayağı yerken annesinin kılı bile kıpırdamaz.

Bu olaydan sonra R. Darmustadt Avrupa Türk İslam Birliği (ATİB)

Emir Sultan Külliyesi’nin ( camisinin) yöneticileri: Sayın Lütfi

Öztürk, Mehmet Aksoy, İsmail Kahraman ve can dostum Dönerci

Metin Evrenos ile Başkan İlhami Ertürk Bey’lerin himayelerine

sığınır.

Yine İngoldat’da birebir şahit olduğum ikinci olay: Kardeş

okul dolayısıyla yakın ilişkiler içinde bulunduğum Gençlik Dairesi

Başkanı S. Mozer, şahsımı ve Müdür Baş yard. Arkadaşım Sayın

Hikmet Öymener ile birlikte evine misafir olarak davet etti.

Misafirlikten ayrılırken karı koca her ikisi de birer kartvizit takdim

ettiler. Kartvizite baktım soy isimler farklı idi. “Neden soy isimleriniz

farklı?” diye kendilerine sorduğumda :“ Evliyiz ama nikâhlı değiliz.”


diye cevap verdiler. “ Neden?” dediğimde: “ Bugün için birbirimizi

seviyoruz ama yarın için farklı bir durum olabilir.” dediler. İki tane de

çocukları olan S. Mozer ve eşine: “ Çocukların kayıtları nasıl oluyor?”

dediğimde “ çocukların kaydının Almanya’da problem olmadığını”

söylediler.

İşte Alman annenin çocuğuna olan sevgisi, merhameti ve kocasına

olan bağlılığı ve sadakati ve şahit olduğum Alman ailelerin durumu.

Bizzat şahit olduğum bu hadiseler Avrupa insanının cinselliği öne

çıkararak “ ben merkezli” yaşadığının küçük bir misali.

Yine bizzat Almanya’da şahit olduğum şu üçüncü olayla daha

çok şaşıracağınızı düşünüyorum. Bilefeld’de, bir akşam okul aile

birliği toplantısına katıldım. Toplantıya iki Alman polisi konuşmacı

olarak katıldılar. Polisin biri narkotikçiydi. Çat pat Almancamla kulak

misafiri oldum. Velilere bizim bildiğimiz şeyleri konuştu. İkinci

polisin konuşma konusu ise “ Almanya’da çocuklara cinsel taciz”

idi. Yeterli Almamcam olmadığı için konuşmalardan pek bir şey

anlamadım. Ama toplantı sonunda Bielefeld Alman Emniyet

Müdürlüğünün her dilde ( Türkçe, Yunanca, İtalyanca, İspanyolca)

hazırlanmış 80 sahifelik bir kitapçık dağıttılar. Ben de tabii kendi

dilimizdeki kitapçığı aldım.Ve kitapcığı o gece bitirmeden uyumadım.

Daha kitapçığın 26. Sahifesinde dondum kaldım, sizin de yüzünüzün

kızaracağını tahmin ediyorum. “ ÇOCUKLARA CİNSEL TACİZ:

Almanya’da yakın sosyal çevrede seksüel anlamda şiddetin

suçluları, genellikle erkekler olmaktadırlar. Bunlar da çocuğun

tanıdığı ve güven duyduğu kişilerdir. Örneğin aileden birisi, baba,

üvey baba, üvey kardeş, annenin erkek arkadaşı, büyük baba,

amca ya da bir aile dostu, öğretmen olabiliyor.

Genellikle bu suçlular, çocuğun sevgisini, bağlılığını ve çocuğun

güvenini kullanarak sadece kendi seksüel ihtiyaçlarını gidermekle

kalmıyor, aynı zamanda itaat altına alma ve güçlerini ispat etme gibi

isteklerini de gidermiş oluyorlar. ( Wir wollen dass Sie sicher

leben www.polizei.propk.de) .

Bizdeyse ama böyle mi? Ana memesinden çocuğa yalnız

ihtiyacı olan gıda akmaz. Aynı zamanda ananın iman ve ahlaki

güzellikleri de intikal eder. Çocuğuna abdestsiz süt vermeyen ananın


hürmete layık iffetini, cenneti onun ayağının altına koyarak

mükâfatlandıran mukaddes emrin hikmetini ancak bu sırları çözerek

anlayabiliriz. Dikkat edin bu gün nelerden şikâyet ediyorsak mutlaka

temelinde sevgi eksikliği vardır. Sevgi birleştiricidir, bütünleştiricidir.

Bunların haricinde sadece cinsellikse maymun tabiatlılıktır. İşte

Avrupa insanının içine düştüğü girdap, budur.

Kim ne derse desin, geleneksel Türk aile yapısının oluşturduğu

yuvalar sevginin güzellikleriyle doludur. Günümüzü huzurlu,

yuvamızı güçlü kılacak sır, dün olduğu gibi bu gün de sevginin sihri

ve nikâhın kutsallığıdır. Batı diye özendiğimiz Avrupa ve Amerika

bizde olana hayrandır. Bizim kendini bilmezler de onların

kaybettiklerine hayrandır. Dünün kenar mahallerinde yaşayan ve

bugün âdeta gömlek değiştirir gibi koca veya kadın değiştiren bu

insanlar, ne yazık ki gençlerimize, yıldız diye takdim edilmeye

çalışılmaktadır. Ne kadar hazin değil mi? www.kadirkeskin.net

Bu yazı 431 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum