BİZ MÜSLÜMANLAR KUR'AN'A ÇOK YAKINIZ AMA...
Kadir KESKİN

Kadir KESKİN

Kadir Keskin'in Kaleminden

BİZ MÜSLÜMANLAR KUR'AN'A ÇOK YAKINIZ AMA KUR'AN BİZLERDEN FERSAHLARCA UZAKTA

20 Mayıs 2018 - 20:15

Rahmetli dedemin çok sık kullandığı bir sözü vardı. Bir şeyi anlatmaya başladığında   “Teşbihte hata olmaz” diye söze başlardı. Ben de yanlış anlaşılmaması açısından meramımı bir teşbihle anlatmaya çalışacağım. Faraza kadın erkek fark etmez, her birimimizin Çin’de bir sevgilisi olsa,  ondan da bir mektup gelse ne yapardık? Yapacağımız tek şey; büyük bir merak içinde ya Çince bilen birini bulur tercüme ettirirdik,   bulamazsak, Çince bir lügat alır,  kelime kelime çat pat tercüme eder, sevgilimizin ne yazdığını anlamaya çalışırdık.

Bizi seven ve sevdiği için bizi insan olarak yaratan Rabbimiz: Kaf 12: “ And olsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz. Biz ona şah damarından da yakınız” buyuruyor. Anamızdan, babamızdan ve can ciğer dostlarımızdan bize daha yakın olan Rabbimiz, dünyada huzurlu, mutlu yaşamamız için yaşam biçimi olarak Kur’anı bize indirdiği halde, biz Müslümanlar Kur’anı  yaşam biçimi değil, sevap işleme kitabı haline getirmişiz. Bugün her Müslüman’ın evinin en mutena köşesinde büyük bir edeple, saygıyla bulundurulan Kur'anı, Cenab-ı Hak bizlere bir yaşam reçetesi olarak göndermiştir. Diriler için hayat nizamı olan yüce kitabımızı Ölülerin ruhuna okuyarak,  ölü kitabı haline getirmişiz.  Kur’an bir vadide, biz başka bir vadide hayatımızı sürdürüyoruz. Buraya kadar anlatmak istediğimi de Merhum Akif   yıllar önce  veciz bir şekilde ifade etmiştir. 

 Ya açar, bakarız Nazm-i  Celilin yaprağına,

Ya okur  geçeriz bir ölünün  toprağına

İnmemiştir Kur’an hele şunu hakkıyla bilin

Ne mezar başında okumak, ne de fal bakmak için.

Rahmetli Akif’in mısralarından sonra  gelin  de Müslüman olarak kendimizi değerlendirelim. Zümer 9:  “ De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Şüphesiz, temiz akıl sahipleri öğüt alıp- düşünürler” buyuran, bilen insanı gören insana, bilmeyen insanı da ama insana benzeten Rabbimizin mesajını anlamadan okursak O’nu nasıl bileceğiz?  Nefsini bilen Rabbini bilir, Rabbini bilen Allah’ın hoşnut olduğu insan olur. İslam’ın bir manası da ilimdir. Allah bilenleri sevdiği halde biz neden onu bilmemekte, onun Nazm-i Celilini anlamamakta direniyoruz.  Her akşam ile  sabah namazlarından sonra imamlar “ HÜVALLAHÜLLEZİ”   yatsı namazından sonra da  “ EMENERRASÜLÜ”  aşırlarını okurlar. Her iki aşırda da  bizler  için derin anlamlar ifade eden buyruklar vardır.  Namazların her rekatında ve farz namazların da  ilk iki rekatında   dinimizin manifestosu sayılan Fatiha  suresini  imamlar sesli okuduğu halde beş vaktini cemaatle camide kılan, caminin kapısından çıkan  kardeşlerimize bu aşırların ve  Fatiha’nın  manasını   sorun.  Kendi gayretiyle öğrenenler müstesna yıllardan beri  hocalarımız tarafında  okunan Fatiha ve  aşırları dinledikleri halde   bu aşırların bir ayetinin manasını bildiğini  ve bilebileceğini sanmıyorum. Peki bunun  sorumlusu mahallenin muhtarı  mı, yoksa  beş  vakit mihrapta  namaz kıldıran İmam Arkadaşlar  mı? Elbette bu işi meslek edinen Din görevlileri. Bu konuda   görevini hakkıyla  ifa eden  Din görevlilerimizi  istisna  kabul ediyorum. Ama  çoğu  Din görevlisi arkadaşlar dini hizmetlerin ifasında kendini sorgulamalı.  Her yatsı  namazından sonra okunan  “ Emenerrasülü “ ile  akşam ve sabah namazlarından sonra  okunan “Hüvallahüllezi” her gün  metni yerine  gün aşırı  bir gün de manalarıyla okunsa  günaha mı girilir?    Bunda en büyük kusur  Din görevlilerimizin. Dini anlatmakla yükümlü olan Din görevlilerimiz maalesef Kur’anı anlama ve anlatma konusunda Türkiye’yi bilmem ama Manisa’da bir iki cami dışında okuduğu aşırın manasını veren bir imam arkadaşa rastlamadım. Siz rastladıysanız söyleyin ben de öğrenmiş olayım. Şahsen benim mahallemde bulunan üç camide okuduğu aşırın   ve ayetlerin manasını veren ve açıklayan bir görevli yok. Tekrar  ediyorum bence din görevlilerimiz görev anlayışını sorgulamalı?  Kur’anı güzel okuma  yanında güzel anlama  yönüne  ağırlık verilmeli. “Ben  cemaate ne kadar  yararlı olabiliyorum, cemaatim benden ne istiyor?”diye kendilerini  çek etmeli. Bunun için de caminin uygun bir yerine okullarda, hastanelerde, kamu binalarında  olduğu gibi bir dilek kutusu koyabilirler, buradan cemaatin kendinden ne gibi hizmet beklediği konusunda cemaatin isteklerini takip ederek cemaatle daha yakından diyalog kurup cemaatiyle bütünleşebilirler. Okullarda derse gelmeyen öğrenciyi öğretmenlerin arayıp da sorduğu gibi, Din görevlisi arkadaşlar da cemaatin cep telefonlarını alıp cemaatini,  camiye gelmediğinde telefonla aramaları cemaatini camiine bağlayıcı olur. Üstelik bazı camilerde internet ve projeksiyon olduğu halde namazdan önce  Din görevlisi arkadaşların  camileri erken açıp surelerin meallerini buradan  cemaate dinletebilirler.  Diyanet İşleri başkanlığı da kendini sorgulamalı. Sanırım  yüz bini aşan personeli, acaba yılda  yüz bin yeni cemaati camilere katabiliyor mu?   Bence Diyanet işleri Başkanlığı ve Müftülükler Din görevlilerinin görevlerinde bir reform yapması gerekir.   Din hizmetleri memur zihniyeti ile yürütülmez.

Bunları neden yazıyorum?   Geçtiğimiz yıl  Almanya Frankfurt – Darmstadt,  Mainz kentlerinde Türk çocukları ve ailelerine Eğitim semineri vermek için Almanya’da idim.  Darmstadt İGMG camiinde  vakit namazı kıldım. Misafir olarak kaldığım Darmstadt  Emir Sultan Külliyesinde de  Cuma namazı ve vakit namazları  kıldım. İGMG  Camii imamı  namazın sonunda  okuduğu aşrın manasını verdikten sonra cemaatinden birinin hasta olduğunu  kendisinin ziyaret edeceğini, yanında yakın arkadaşlarından  birkaç tanesinin kendisine eşlik edebileceğini söyledi.  Hele Darmstadt Emir Sultan Külliyesinin din görevlisi Emrah  Doğaün kardeşimi hakkıyla mesleğini özümsemiş cemaatine ve oradaki gençlere nasıl yararlı olabilirim kaygusu ve çırpınışı içinde gördüm. Yerinde duramıyor kıpır kıpır bir insan. Hazırladığı Cuma hutbelerini Almancaya çevirterek Türkçe hutbenin arkasından akıllı telefonundan Cuma hutbesini Almanca  vermesi, bir  Alman  Müslüman’ın   “ İlk defa kendi dilimde bir hutbe dinledim” diyerek Emrah hocaya sarılıp ağlaması, namazların sonunda  okuduğu aşırların  cebinden çıkardığı akıllı telefondan manasını  okutması  ve açıklaması, öğrencilerine  teknik ve teknolojinin  imkanlarından yararlanarak   kısa zamanda  Türk çocuklarına sadece Kur’an değil, manasıyla beraber öğretmesi doğusunu söyleyeyim beni  imrendirdi ve gururlandırdı.  Emrah Doğan  kardeşimiz de Diyanet görevlisi.  Emrah Ddğan  kardeşim bunu Almanya’da yapabiliyor da neden ülkemizdeki din görevlisi arkadaşlarımız namazda ve namaz sonrası okuduğu ayetlerin aşırların manasını cebinden çıkardığı  akıllı telefonundan okumasın  ve açıklamasını yapmasın. Hele namaz sonrası  okunan  “ SALATEN TÜNCİNA”  duası  ile ezan bitiminde yapılan dualar Türkçe okunmaz? Dua, Rabbimizle iletişimdir. Kendi dilimizle yapılmayan bir dua ile   Rabbi’mizle nasıl iletişim kuracağız?  Oysa Cenab-ı Hak Yusuf 2: “ Bu kitabı anlayasınız diye Arapça indirdik” Zuhruf3:” Şüphesiz biz onu, anlamanız için Arapça yaptık( indirdik)” Evet dilimiz Arapça değil, ama meal olarak yüzlercesi din âlimlerimiz tarafından dilimize çevrilmiş. Sayısız okuduğumuz hatimlere karşılık onun içinde ne var diye Rahmetli Akif’in yakınmasıyla  hiç  merak etmeyiz.  Allah aşkına her Cuma akşamları geçmişlerimize okuduğumuz Yasin-i Şerifin bir de mealini okuyunuz. Ölüleri ilgilendiren tek bir ayet yok. Tamamen dirilere hitap etmektedir. Her Ramazan ayında aşağı yukarı çoğu camilerimizde Mukabeleler okunuyor. Sade bir Müslüman  olarak  Katiyetle karşı değim ama Müftülüklerimiz birkaç camiyi de “MEAL” hatmi olarak belirleyemez mi?  Anlamadan, anlaşılmadan bir din nasıl yaşanır? Suyu pınarından içmek varken niye kirlenmiş başka kanallardan su içmek zorunda kalıyoruz? Diyanet İşleri Başkanlığı din hizmetleri konusunda  kendini yenilemeli. 

Dini meslek edinip, dinden karın doyuran, dinden çoluk çocuğunu okutanlar, dinden para ve makam sahibi olanlar lütfen kendilerini bir çek edip düşünsünler.  Dini anlamak ve anlatmakla görevli olanlar 15 Temmuz  FETÖ gerçeğinden sonra şakağını iki elinin arasına  alıp bir değil, birkaç defa düşünmeliler. Kırk yıldır  FETÖ nün din anlayışındaki yanlışlarını ve sapkınlıklarını Milli Eğitim Bakanlığı mı yoksa Diyanet İşleri başkanlığı  ve onun taşra teşkilatı Müftüler mi  tespit edecekti? Elbette Diyanet İşleri Başkanlığı. Ohalde,  çok değil Rabbimizin Enfal suresinin 22.“ ŞÜPHESİZ Kİ ALLAH KATINDA YARATIKLARIN EN  ŞERLİSİ  AKLI OLUP DA  AKLINI KULLANMAYANLARDIR”  ayetini  öğretmiş olsalardı, bu ülkede 15 Temmuz  yaşanmaz,  261 şehit,  binlerce yaralı gazi olmazdı. Ülkemiz de dar boğaza girmezdi. 

Diyanet İşleri Başkanlığı ve Din Görevlileri de kendilerini 15 Temmuzda benim payım ne diye sorgulamalı? Sen, teşkilat olarak   FETÖ’nün  kırk yıldır sapkın öğretilerine  göz yum, kırk yıl sonra da Bağd-ül harabül basra( Basra harap olduktan sonra) “ Kırk yılın mahçubiyetini  taşıyoruz”  diye özür dile. Şunu  iyi bilelim ki  özür dilemekle, mazeret üretmekle sorumluluktan kurtulamayız. Hele manevi sorumluluğumuzdan asla…  Yukarıda da arzettim. Her Ramazan  camilerde  MUKABELE okunur. Bu sene de   Manisa’da bir çok camilerde   mukabele okunmaktadır. Birkaç camide de “ MEAL  HATMİ” olamaz mıydı? 

Cevizi  kemiren  bir insana   “ceviz nedir?” diye sorsanız, vereceği cevap “  Ceviz  tahta parçasıdır” der. Cevizi kırıp içini tatmadan  cevizin ne olduğu  anlaşımayacağı gibi, Kur’an’ı  güzel sesle  okumakla Kur’an’ı ve dinimizi anlayamayız. Ne yazık ki  hala cevizi kimermeye  devam ediyoruz.  Cevizi kırıp içini tatma konusunda din hizmetlerinde bir gayret göremiyoruz.  

Kur’anı  okumakla değil,  anlamkla  sevap işleriz. Bugün  müslümanlar olarak Kur’an’a çok yakınız  ama Kur’an  bizlerden  fersahlarca uzakta.  Kur’an’ı müslümanlara  yaklaştıracak olanlar da  bu işi  meslek edinip bundan karın doyuran insanlardır.Dinimizi  anlamadan  kulaktan duyma bilgilerle  yaşamaya devam edersek, kırk yıl sora bir başka FETÖ’nün  tuzağına  düşmeyeceğimizin garantisi  var mı? 

Yeri gelmişken ben bu arada  Namazlarda  en sık okunan ayetlerle  ve namazdan sonra  okunan aşırları siz  sayın okuyucularıma arzetmiş olayım.

 Besmele: Esirgeyen bağışlayan Allah’ın adıyla

 Fatiha Suresi: .. Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah'a mahsusturO Rahmândır ve Rahîmdir.  Hesap  gününün mâlikidir.  . (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.  Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil! Âmin. 

İhlas Suresi. Deki  O, Allah birdir. Allah sameddir. ( Hiçbir şeye muhtaç değildir her şey O’na muhtaçtır)O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur. 

S:Felak Suresi. De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım.  ( Sade Müslüman her namazda okuduğu bu surenin anlamını bilse, muskacıların, üfürükçülerin peşinden  koşar mı? Koşuyorsa sorumlusu kim?  Cevabını da lütfen siz verin.)

 Nas Suresi. De ki: İnsanların kalplerine vesvese sokan, (insan Allah'ı andığında) pusuya çekilen cin ve insan şeytanının şerrinden insanların Rabbine, insanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine) insanların İlâhına sığınırım!

 Emenerrasülü. Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. «Allah'ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır» dediler.  Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!  

Haşır suresi  ( Hüvallahüllezi) Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir. Cehennem ehliyle cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli, isteklerine erişenlerdir. Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.  O, öyle Allah'tır ki, O'ndan başka ilah  yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyendir, bağışlayandır. O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üsündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir.  O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şânını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.

Bakara 152: Öyleyse siz beni  ( ibadetle ) anın ki ben de sizi  anayım. Bana şükredin; sakın nankörlük yapmayın. Ey İmam edenler! Sabır  namaz ile  Allahtan yardım isteyiniz Çünkü Allah mutlaka sabredenlerle beraberdir. 156. O sabredenler, kendilerine  bir bela geldiği zaman ; Biz  Allah’ın kullarıyız ve biz ona döneceğiz, derler.. Bakara 145. Kullarım sana  beni sorduğunda  ( söyle onlara)  ben çok yakınım. Buna dua ettiği  vakit  dua edenin  dileğine karşılık veririm. Ohalde ( kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru  bulalar.

 .

Umarım    dile getirdiğim bu konulara Diyanet İşleri Başkanlığımız ve din adına  koltuk işgal eden müftülerimiz duyarsız kalmaz. Hiç olmazsa  bu sene  bu  mübarek ayda Türkiye genelinde   camilerde  okunan  hatimleri   Meal Hatmi olarak başlatırlar. 

Hele    camilerde namazdan sonra okunan    ezan duası ile namazdan  sonra  okunan  Selaten   Tüncina  dualarının  Arapca okunmasına  hiçbir anlam veremiyorum. Dua bir iletişimdir. Kendi dilimizle  yapılmayan bir dua ile Rabbimizle nasıl iletişim kurabiliriz.Bu durum, dilini bilmediğimiz bir yabancı ile konuşmamıza benzer. Ezan  sonu ile  namaz sonunda  okunan duaların Türkçe okunması  ve  okunan aşırların da mutlaka manasının  verilmesi gerekir ki Kur’an’ı müslümana  yaklaştıralım.

Sade bir Müslüman olarak bu tespitlerimle kimseyi ilzam etme gibi bir niyetim yok. Amacım bağcıyla uğraşmak değil, üzüm tatmak ve sade müslüman kardeşlerimin de  üzümü tatmasıdır.

  Bu  vesile  ile bütün  Müslüman  kardeşlerimin  Kur’an  Bayramı olan Ramazan ayını  tebrik ederim.www.kadirkeskin.net



Bu yazı 1330 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum