Dünyada Dünü, Bugünü ve Yarını Olan Tek Canlıyız.
Kadir KESKİN

Kadir KESKİN

Kadir Keskin'in Kaleminden

Dünyada Dünü, Bugünü ve Yarını Olan Tek Canlıyız.

02 Eylül 2021 - 14:32


İnsanı başka canlılardan ayıran en büyük özelliklerden biri de, “ MERAK” dır.

İnsan kendisinin ne olduğunu, nereden gelip, nereye gittiğini ve gideceğini

merak eden tek canlıdır. Bu nedenle kendisini çeşitli değerlendirmelere(

dindar,dinsiz, deist , ateist) göre çeşitli biçimlerde sınıflıyor. Kendini bir yerlere

yerleştiriyor Ve kendisine bir de o yerden bakmayı deniyor. Ama her seferinde

yaratılış itibariyle İnsan, kendini son tahlilde edilgen bir varlık olarak belirliyor.

Geçtiğimiz yıllarda bir köşe yazarı, köşesinde “ Bu ülkede hayvanlar kadar

özgür olmak istiyorum.” diye yazmıştı. Özgürlüğe aşık bu yazarımıza elbette

hak vermemek mümkün değil. Çünkü canlılar içinde insan kadar “ Özgürlük”

tutkusu olan bir başka canlı yoktur. Ama ne var ki Hayali beyin

Cihan-ara cihan içredir arayı bilmezler / Ol mahiler ki derya içredir, deryayı

bilmezler,

( Cihanı süsleyen, bezeyen ( ve onu var eden yaratıcı) Cihanın içindedir Herkes

onu aramayı bilmez/Nitekim deniz içinde yaşayan balıklar da, denizin ne

olduğunu bilmediklerinden denizin kıymetini bilmezler ) şiirinde olduğu gibi,

habbeden kubbeye, kainatta zerreden küreye bizi ve her şeyi yaratan her şeyi

bilen, gören Rabbimiz bizi gördüğü halde, biz onu eserlerinde göremez,

bilemezsek beş delikli tokmaktaki iki göz, göz olmaktan çıkar, iki karanlık

kovuk halinde kalır. Denizlerde yaşayan balıklar da denizin kıymetini

bilemezler. Ancak denizden çıktıktan sonra solunum sıkıntısında suyun

kıymetini anlamaya başlarlar. Nitekim Covit 19 dolayısıyla yoğun bakım ve

entübeye düşüp de nefes alamayan hasta kardeşlerimiz gibi. Kocaeli ‘de

korona virüs nedeniyle iki ay hastanede yatan 70 yaşındaki Mehmet Altuntaş

kardeşimiz sağlıklı vatandaşlarımıza “70 yıldır çalışarak didinerek kazandığım

dairemi sağlıklı bir nefes karşılığında isteselerdi gözümü yummadan

imzamı atardım.” Sözleri ile yine İtalya’da ayakkabı sektörünün önde gelen

zenginlerinden 93 yaşındaki Covanni ‘nin korona tedavisi sonucu Hastaneden

çıkarken endüstriyel solunum cihazının kullanma bedelinin ödenmesi istenince,

yaşlı adam ağlamaya başladı. Doktor,fatura yüzünden ağlamamasını söyleyince;

Yaşlı adamın söyledikleri tüm doktorları ağlattı “-Ödemem gereken para

yüzünden ağlamıyorum. Tüm bunları ödeyebilirim, hatta hastanenize yüklü

miktarda bağış da yapacağım. 93 yıldır Tanrı'nın havasını soluyorum diye


ağlıyorum ve bunun bedelini 93 yıldır hiç ödemedim. Hastanenin solunum

cihazını kullandığım için 500 euro istendi. 93 yıldır Tanrı'ya ne kadar borcum

var biliyor musunuz? Bunun için... Tanrı’ya daha önce hiç teşekkür etmedim,

onun için ağlıyorum.”

Şu iki senedir Covit dolayısıyla çokça yaşanılan anılardan akılımızda kalan iki

tanesi. Ağrısız ve hastalıksız olarak havayı özgürce soluduğumuzda kimse

yaşamı ciddiye almıyor, tıpkı balıkların suyu ciddiye almadığı gibi. Denizdeki

büyük balıkla, küçük balığın suyun kıymetini suyu kaybettikten sonra anladıkları

gibi, ister fakir, ister zengin olsun, nefesin kıymetini de, sağlıklı nefes alıp

vermeyi makineye bağlandıktan sonra anladıkları gibi. Ya bir de nefes alıp

vermek para ile olsaydı? Buna dünyanın en zengini bile olsa para yetiremezdi.

İnsanın en temel yaşam kaynağı olan hava ve suyu bedava, ekmeği de bir

parmak cofret ücreti karşılığında vermektedir.

Evet, “Özgürlük” de aldığımız nefes gibi fıtratımızdan gelen en büyük bir

özlemdir. Ama bu özgürlük özlemi başıboş bırakılmamıştır. Fıtratına aykırı

olacak şeylere yasak konularak insanı zarardan korunamaya çalışılmıştır.

Cennetteki yasağı da bu yönden değerlendirmemizde yarar var. İnsana, “Yasak

ağaca” yaklaşma istidadı ile birlikte, yasakları işleme gücü de verilmiştir. Aynı

şekillerde hayvana da yemesi ve yememesi gereken şeyler de vahyedilmiştir.

Ama Hayvan yemesi gereken şeyleri yer, yenilmemesi gereken şeylere

meyletmez, hatta ne kadar yemesi için zorlasınız da yediremezsiniz. Mesela

Akdeniz bölgesinde çeşitli renklerde çiçeklerde çiçek açan, dört mevsim

yapraklarıyla yeşil kalan Zakkumu aç susuz kalan hiçbir hayvana

yediremezsiniz. Ama insana gelince; insan, yapması ve yapmaması gereken

şeylerin tümüne meyillidir. Onu, bu meylinden alıkoyansa iradesidir. Yani her

şeyi isteme ve istememe hususundaki karar verme yetisi sadece insana

verilmiştir.

Görev yaptığım okul Manisa Lisesi, ilin en kalabalık öğrencisi olan

okullarından biriydi. Kader konusunu işlenirken çoğu kez “ İrade “ konusunda

öğrencilerin çeşitli sorularına maruz kalarak onların anlayabileceği şekilde

şöyle bir soru sorardım. Çift öğretim yapılan lisemizde teneffüsler 5 dakika idi.

Çoğu kez öğrenci bir simit dahi alamadan geri dönerdi. Ve öğrencilere şöyle bir

soru sorardım. “Çocuklar beş dakika sonra zil çalacak. Kantinde en önde

sırada olmak isteyen var mı? “ dediğimde, bütün öğrenciler parmak kaldırırdı.


Ben de kendilerine “ Bakın kantin tam da şu anda ders yaptığımız sınıfın iki

kat altında. Kapıdan çıkıp, merdivenlerden inip, sıraya girmek zaman alır.

Hemen pencereden atlayın, tam da kantinin önünde kendinizi bulursunuz”

dediğimde, öğrenciler hep birden “ Ooo! Olur mu hocam! o zaman kolumuz

kanadımız kırılır kendimizi ya hastanede, ya da mezarda buluruz”

dediklerinde, ben de taşı gediğine koyardım. İşte sizi pencereden atlatmayan

iradenizdir. Dört mevsim koyu yaprağıyla yemyeşil kalan Zakkumu nasıl

hayvanlar yemiyorsa, Rabbimizin hiçbir canlıya vermediği o irade nasıl sizi

pencereden atlamadan koruduğu gibi, size zararı dokunacak ( Alkol-

uyuşturucu, kumar vs. yenilip, içilmesi gibi yapmanız ve yapmamanız ) yanlış

alışkanlıklardan koruması gerek. Korumuyorsa suç iradede değil, sizdedir.

Arabanın kabahati yoktur. Kabahat o direksiyonun başındakindedir.” derdim.

İnsan, aklı sayesinde iradesini yönlendiren tek varlıktır. Onun için aklı ve iradesi

sayesinden yemesi ve yememesi gereken şeyler insana serbest bırakılmıştır.

Seçim tamamen insana bırakılmıştır. Yanlış seçimi dolayısıyla düştüğü kötü

durumlardan dolayı suçu kimseye atmaya hakkı yoktur.

Hayvanlar ve melekler için her şey” mubahtır” Çünkü onlar ancak kendilerine

mubah olan şeyleri yapabilirler. Yapabileceklerinden başkasını yapmaya

muktedir olmadıkları için yaptıkları şeylerin tümü kendilerine mubahtır. Oysa

insan potansiyel olarak her şeyi yapabilir. Her şeyi yapmaya muktedir olduğu

için de ona “ yapmaması gerekenler” hususunda sınırlar belirlenmiştir.

İnsanın, insan olarak kalabilmesi bu sınırlara uymasıyla ortaya çıkar. Aksi

takdirde bu sınırların dışına çıktığında farkında olmadan hayvanlaşır. Hatta

hayvan derecesinde bile kalamaz daha aşağı bir varlık haline gelir. Nitekim

Rabbimiz de : A’raf 179”….. Bunların kalpleri vardır onlarla kavrayamazlar,

gözleri vardır ama onlarla göremezler, kulakları vardır ama kulakları ile

işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar İşte asıl gafil

bunlardır.” Allah’a inanmayan insan utanmaz. Utanmayan insan da

hayvanlaşır. Peygamberimiz “ Utanmayan istediğini yapsın” buyurmuştur.

Dostoyevski de “ Tanrı yoksa her şey mubahtır” der. Bu tür insanların ne

insanların yanında, ne de Rablerinin huzurunda bir itibarı olmaz.

Burada Nietzsche’nin tarihi bir sözünü de hatırlayalım. “ Önünde yayılan sürüyü

gözle: Ne dünü bilir, ne bugünü, ne de yarını. Bir o yana sıçrar, bir bu yana,

yer uyur ve geviş getirir. Yeniden sıçrar sabahtan akşama, bugünden öbür


güne, kısacık hayatında haz ve acılarıyla bağımlı, an’ın tepeciklerinde yaşar

durur. Bu yüzden de ne bir üzüntü, ne de bir bıkkınlık duyar. “ Hayvanlar,

sürekli bir unutuş içinde bulunduğundan onun dünü, bugünü ve yarını yoktur.

Hayvanlarda geçmiş ve gelecek yoktur. İleriye yönelik bir tasarı yoktur. İnsanın

ise dünü, bugünü ve yarını ( ahreti ) vardır. Her iki dünyada özgürce yaşamanın

formülü de “ aklını ve iradesini” Rabbimizin kendisini korumak için koyduğu

sınırlar içinde kullanmasına bağlıdır. www.kadirkeskin.net

Bu yazı 180 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum