Neden Korkuyoruz? Yaşarken Ölüm Yok, Öldükten Sonra da Zaten...
  • Reklam
  • Reklam
  • Reklam
  • Reklam
Kadir KESKİN

Kadir KESKİN

Kadir Keskin'in Kaleminden

Neden Korkuyoruz? Yaşarken Ölüm Yok, Öldükten Sonra da Zaten Ölüm Korkusu yok

26 Ocak 2019 - 21:45
Reklam

  “Neden Korkuyoruz? Yaşarken Ölüm Yok, Öldükten Sonra da Zaten Ölüm Korkusu yok”
Bu sözler, TV.   ekranlarında program yapan bir sunucuya ait.  
  Ölümünü kendi icat ettiği cihazlarla duyurulan Jobs, kansere yakalandıktan kısa bir süre sonra Stanford üniversitesinde öğrencilere yaptığı konuşmasında hayatın en büyük icadının  “ Ölüm”  olduğunu ilan etmişti.  Nitekim 351 Milyar dolarlık  serveti, bir fazla gün yaşatamadı. İPhone  4 dü tanıtımından bir gün önce 56  yaşında vefat etti. O kadar  serveti, Jobs’u  bir gün yaşatmaya gücü yetmedi.
Hz. Adem’den beri insanın gündeminden düşmeyen inananın da, inanmayanın da   zihnini şöyle veya böyle   meşgul  eden   “ Ölüm” nedir?  Bu konuda ben de siz okurlarımdan farklı bir şey bilmiyorum, bu konuda siz ne biliyorsanız ben de  onu biliyorum.  Hissettiklerimi de bugün sizlerle paylaşmak istedim.
Jobs:  “ Ölüm” hayatın en büyük icadı demiş. Haydi ben de farklı bir şey söyleyeyim. Bana göre de  “ Ölüm” İnsanı eşitleyen en büyük “ İcat”tır. Amerika’nın en fakiri toprağa nasıl 6 metrelik bezle girmişse, Amerika’nın  en büyük zenginlerinden biri olan Jobs da  toprağa atlas ve ipek elbiselerle değil, o da  6 metrelik bezle girmiştir. Ohalde  “ Ölüm”  aynı zamanda insanı eşitleyen en büyük “ İCAT” tır.
Çarşıya çıktığımda vakit namazı için uğradığım Hatuniye camiinde mutlaka musalla taşı üzerinde namazı kılınmak üzere bekleyen bir mevta görürüm. Namaz bitiminde mevtanın namazını kılmak üzere saf tuttuğumuz avluda hepimiz eşitiz. Hiç kimsenin kim olduğuna dair bir fikrimiz olmaz. Yanı başımızdakiyle omuz omuza verip ölmüş birine son vazifemizi yapmak dışında hiçbir beklentimiz olmaz.   Ölüm, cami avlusunda kısa bir süreliğine de olsa hepimizi eşitler. Ölüm karşısında hissettiğimiz derin çaresizlik duygusu ve teslimiyet bizi, bir kez daha “ aynı insan” yapar. Ne malını, ne mülkünü, ne siyasi görüşünü, ne dine bakışını, ne hayat algısını ve ne de  mesleğini merak ettirmez.   Daha kısaca özetleyeyim    “Doğmuş ve Ölmüş” olmanın mutlak eşitliği yaşanır, musalla taşı önünde. Hz. Ali bu mutlak gerçeği hepimizden önce fark ettiği için Mısır valisine yazdığı mektupta:  “ Unutma ki insanlar iki bakımdan işittir. Birincisi ana-babadan doğan insan olmakla, ikincisi de doğduğunda sarmalanan kundakla toprağa girmekle. Hepimiz doğmuş ve ölecek olmanın şuuru içinde yaşasak akşamlayın TV. Ekranlarında gözümüzü karartan, vicdanımızı sızlatan olaylara rastlamayız.
   Cenaze namazına durduğumda içimden bir ses “ İyi ki varsın ölüm” diyor. Dünyadaki bütün sahtekârlıkları, zalimleri iyileri de ve iyilikleri de mıknatıs gibi kendine çekiyorsun.   Düşünseniz ya! İnsan ölümsüzleşmiş olsaydı ne olurdu dünyanın hali. Kim tutardı insanoğlunu? Ne frenlerdi insanoğlunun hırsını? Azgınları, sapkınları, vatandaşını  koltuk hırsına  boğup ta buharlaştıran zalimleri kim zapterdi ?
 Nemrutlardan bunaldık mı, “ Ölüm var” deyip teselli oluyoruz. Firavunların zulmünden gına geldik mi  “ Ölüm var” deyip teselli oluyoruz. Zalimlerin pençesine düştük mü, “ Ölüm var” deyip teselli buluyoruz. Eşkıya dünyaya hükümdar oldu mu, “ Ölüm var” diyoruz. Ölüm!  Ya sen de olmasan kim teselli ederdi bizi?
 Ha, yanlış anlaşılmasın bizi teselli eden ölümün varlığı değil. Asıl teselliyi seninle gelen  “ Hesap Günü” ile buluyoruz. Çünkü ölüm İlahi adaletin önüne çıkaran bir celptir. Ey ölüm! Sana hazır olmayanlar, seni yok sayarak yaşıyorlar. Ama bunu da beceremiyorlar. Çünkü her gün her an dünyanın her tarafında kendini aniden gösteriyorsun. Bunu beceremeyince de sunucunun dediği gibi seni   “ Unutuluş” ve “ Yok oluş” sanıyorlar. İlahi adalet önünde yargılanmaktansa, yok olup gitmeyi, unutuluşa terk edilmeyi istiyorlar.  Dünyaya kazık çakmak için babası esed gibi bir koltuk için ülkesini viraneye çevirip dağılan perişan kimsesiz aile çocuklarını kaçırıp onların organlarını batının ve İsrailin boynu kalın göbeği şişkin insanlarına satarak para kazanan ve ömür uzatmaya çalışan insanlar var. Geçenler de bu tür organ nakli yapan zenginlerden biri vicdan azabına dayanamayarak intihar etti.  Böbrek değiştiren, durmadan altı defa da kalp nakli yaptıran  David Rockefeller de  her insanın yaşabileceği kadar yaşadı. Şimdi de  Amerika’da gençlerden  taze kan alarak ömrünü uzatmaya çalışan  zenginler türemiş.  Ne yaparsak yapalım Jobs’un tabiriyle    hayatın  en büyük  icadıyla,   benim tabirimle de  fakiri de, zengini de  kral ve kraliçeleri de   toprağa girerken   “eşitleyen”  ölümün elinden  kurtulamayız.
 Ohalde? 
 

Bu yazı 641 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • mutlu YILMAZ
    5 ay önce
    Sayın hocam, hayatın kendisi insanın cenneti yada cehennemi olsada, ölüm kapıya dayandığında ne makam ne mevki önüne gecemiyecek. ...ışte o zaman ekilenler bicilecek. ....Sayın hocam kaleminize sağlık.
  • Salahattin Balsoy
    5 ay önce
    Olumu normal karsilamayan zaten yasiyamaz.