SEÇİMLERİN ve SON SEÇİMİN ARDINDAN SADE VATANDAŞ OLARAK...
Kadir KESKİN

Kadir KESKİN

Kadir Keskin'in Kaleminden

SEÇİMLERİN ve SON SEÇİMİN ARDINDAN SADE VATANDAŞ OLARAK DÜŞÜNDÜKLERİM

15 Temmuz 2018 - 00:38

İlk defa bana göre  siyasi  değil ama yazımın başlığına  göre de  siyasi olarak  algılanabilecek   bir yazı kaleme alıyorum.  Umarım meramımı   yanlış anlamaya ve algılamaya mahal vermeden  anlatabilirim.

Batıdaki yüz yıl savaşlarını  hatırlarsınız.  Yüzyıl savaşlarında  akıtılan  kan, mezhep savaşları yüzündendir. İslam dünyasında  Kerbela hadisesinden  sonra   oluşan sunni ve şii mezhepler  arasındaki  kavgaları  ve akıtılan kanları  düşünün.    Salim  bir kafa ile düşünüldüğünde  dün  yapılan  ve günümüzde de  halen  yapılmakta   mezhep kavgalarının   ne kadar anlamsız olduğunu  görürüz.  Mezhepler konusunu öğrencilerime  anlatırken hep   şu misali   vermişimdir.  Maksat  Manisa’nın bağrını yasladığı spil dağının zirvesi    at alanına çıkmak ise buraya Kemalpaşa tarafından,  Manisa ağlayan kaya  tarfından, Karaoğlanlı tarafından   çıkan  yollardan biriyle    atalanına çıkabiliriz. Buraya çıkmak isteyen kardeşimiz, kendisine göre hangi yoldan çıkmak isterse terçihi ona bırakalım. Bunun için “İlle de ağlayan kaya tarafından çıkacaksın” dersek, aramızda  kavga ve münakaşanın  çıkmayacağına kimse garanti veremez.

Mezhep de  kelime anlamıyla   “görüş, tutum, fikir, takip edilen  yol” anlamına gelir. Terim olarak da “ kendi içinde  tutarlı bir metod ve düşünce sistemine  sahip olup belli  fikir ve şahıslar etrafında  oluşan hareketlere verilen  isimdir. “ Kısacası mezhep de   Allah’a  giden bir yoldur. Kul  da Rabbi’ne kavuşmak için hangi yolu tercih ederse  varsın  oradan yoluna devam etsin. İlle de “benim mezhebimin  yolunu  izleyeceksin”  dayatmanın  hiç bin mantığı yoktur.

Partiler  de   ülkesini kalkındırmak,  milletine hizmet etmek amacıyla  aynı  fikir ve misyonda olan insanların bir araya gelerek  seçimle  iktidara gelmek için  belli  fikirler   dahilindeki   teşkilatlanmalarına    “ Parti” diyoruz.   Mezheplerin  amacı  kendilerine göre doğruluğuna inandığı, doğru yol olarak  gördüğü  yoldan Rabbi’ne kavuşmuk, partiler de fikirlerinin  doğruluğunu  savunarak, halkı  inandırarak  seçim yoluyla iktidara gelmektir.

Bütün dünyada  olduğu gibi bizde de    seçimler  en heyecanlı, en hadiseli  geçen günlerdir.  24 Haziran da   çok şükür kazasız belasız bu heyacanı  doruk noktasıyla yaşadık.  Fakat şunu özellikle  belirtmemiz gerekir ki  torunlarımızın torunları,  gelecek nesillerimiz boyunca hepimiz bir gemide  uzun yolculuğa  çıkmış insanlarız. Gemi bizimdir. Hedefimiz de  geminin rotası  nekadar başka olursa olsun  aynıdır. Rota üzerinde düşüncelerimiz  başka başka olabilir. Kimimiz  kuzeyden, kimimiz güneyden, kimimiz doğudan, kimimiz batıdan geleceğe  varmanın  daha kolay olacağını   düşünebiliriz. Fakat gemiyi  yolundan alıkoymaya  veya içinde bizimle  beraber bulunanlara, mezheplerde olduğu gibi sırf bizden farklı  düşünüyorlar  diye kızmağa, onlardan nefret  etmeye  hakkımız yoktur. Zaman zaman  farklılığımız zenginliğimiz diye övünüyorsak, farklı düşünceler de  zenginliğimiz olmalıdır. Ama farklı düşüncelerimizden dolayı birbirimizi  horlamayalım, küçümsemeyelim. İnanınki   farklı düşünceler, olumsuz eleştiriler bile  insanın  ufkunu genişletiyor.  Türkiye genelinde   Cezaevlerinde, üniversitelerde, liselerde   ve halk eğitimlerde eğitim semieri   ve konferanslar veriyorum.   Denizli anadolu  güneşi, Bergama  manşet kuzey ege tv, Yeni Manisa gazetesi ile Manisahaber ajansı  internet sitelerinde yazılar yayorum. Yukarıda da  söz ettiğm gibi  olumlu dönüşlerden ziyade olumsuz eleştiriler daha çok hoşuma gidiyor. Onlar vasıtasıyla  çalışmalarım  daha da olgunlaşıyor.

Her insanın  değişmeyen  temel bir ihtiyacı vardır. O da takdir edilmek, beğenilmek, ve adam yerine konulma ihtiyacıdır.  Bu ihtiyacı dozunda bırakmazssak  başkalarına değil, kendimize aşık bir insan olursak ve  “ ENEMİZE” tapınır hale gelirsek  büyüyeceğimiz  yerde küçülürüz. Diyojen’e somuşlar :  “Sen mi  daha değerli bir alimsin, yoksa Eflatun mu?” Diyojen: “   Ben un gibiyim ama Eflatun altın gibidir.”

Aynı şeyi dinler de  öğütlemektedir. Fussılet : 34”  İyilikle kötülük denk değildir. Sen kötülüğü en güzel olanla defet. Bir de bakmışsın ki, seninle  arasında düşmanlık olan kişi  sanki  sıcacık sir dost  oluvermiş.”

 Peygamberimiz “ Nefsiniz için sevdiğiniz şeyi  kardeşiniz  için  sevmedikçe , hiç biriniz  mü’min olamazsınız.”

Budizm: “ Sana acı veren  şeyle  başkalarını incitme” Buda

Yahudilik: “ Sana ıztırap  veren şeyi başkalarına yapma” Teevrat

 Hiristiyanlık: “ İnsanların  senin için yapmalarını istediğin herşeyi  sen de   onlar için yap.” Matta incili.

Konfüçyüs:” Sana başkalarının  yapmasını istemediğin şeyi başkalarına  yapma”

Hinduizm:” İşte en yüksek kanun budur. Sana yapımsanı sevmediğin  şeyi başkalarına yapma”

 Taizm:” Komşunun kazıncını kendi kazancın  gibi, onun zararını  kendi zararın gibi kabul et”

 Zerdüştlük: “ Yalnız  kendisi için  kötü olan  şeyi komşusuna  yapmayan  insan iyi insandır.”

 Görüyorsunuz  dinimiz  kötülüğü iyilikle  def etmemizi istediği gibi   hak ve batıl bütün dinler  kerdeşliği,  karşılıklı  yardımlaşmayı  kendimizden ziyade   muhatabımızın iyi  olmasını  ve ona iyi davramamızı sağlık vermektedir. Birbirimizi sevmeden birbirimizi anlayamayız.

Hal böyle iken  her seçimde olduğu gibi, 24 Haziran  seçimlerine girerken  de  başta  siyasi parti liderlerimiz    olmak üzere taşradaki siyasilerimize kadar  birbirlerine olan  hitaplarını  bazen yüzümüz kızararak dinledik. İnanç bakımından  aralarında asgari değil, azami müşterekliği olan  kardeşlerimiz  millete  kardeş olmayı, bir ve beraber olmayı öğütlerlerken neden kendi aralarında  düşmanca davranırlar bunu anlamış değilim. Üstelik de   biz sade vatandaşlar olarak bu çekişmelerden  son derece rahatsızız. Özellikle   önümüzdeki  mahalli idareler seçiminde   bu uslüpten vaz geçilmeli. Daha yumuşak,  daha kardeşçe bir uslüp tercih edilmeledir.

Elbette bu  bu kolay bir yol değildir. Zaten kolay olsaydı, asırlardan beri  bütün dinler, bilge insanlar  ve filozoflar  bunu vaaz etmezlerdi. Kolay olan geçmiş, ölmüş insanların  arkasından  büyük bir  teessürle bahsetmek, onları ne kadar sevdiğimizi  hatırlamatır. Halbuki onlara hayatta iken  insan için gerekli olan itibarı gösterip de onlardan daha çok yararlansak olmaz mıydı? Almanya’da  bulunurken  bir işçi kardeşim  Almanya’nın  Chemmüz şehride   mevta bir bayanın mezar taşındaki  yazıdan söz etmişti. Bütün hayatı ıztırapla geçen bir bayan  hayatta iken mezar taşına:   “ Mezarıma çiçek koymayınız, hatta başınızı  çevirmeden  geçiniz Bütün ömrüm boyunca  bir tek kişi  benimle ilgilenmedi. Bundan sonraki yapmacık  ilginizle  beni hiç olmazsa ebedi uykumda  rahatsız etmeyiniz.”

 Çinli bir bilgin öğrencileri ile  büyük bir kabristanı  geziyor ve mezar taşlarındaki yazıları  okuyormuş. Taşların üzerindeki  övgüler  adamcağızı  düşündürmüş  ve demiş ki: “ Bu dünyanın düzelmesi için  biricik çare  yaşayanların hepsini öldürmek, ölüleri de diriltmektir.” Halbuki yaşayanlar arasında da  ölüler kadar  iyi insanlar vardır. Fakat ne yazık ki biz diriler,  iyiler öldükten sonra  onları sevmeğe ve takdir etmeye  başlıyoruz.

Bütün insanların ağzından düşmeyen ve en çok kullandıkları  karşılıklı sevginin  temel  bir ihtiyaç olduğunda  ittifat etmiş olmalarına  rağmen   şu hikmet ne kadar düşündürücüdür. “ insanların  komşularından nefret  etmeğe yetecek kadar  sebepler yanında, onları  sevmeğe  yetmiyecek kadar  da dinleri vardır.” Başkalarından nefret eden, onlara kin bağlayan onları kıskanan  fertlerden  teşekkül eden toplumların  huzur içinde   yaşamalarına imkan ve ihtimal yoktur. Toplumların  huzur içinde yaşamasının  Formülünü de  Rabbimiz  Fussilet  34: “Hem iyilik de bir değildir, kötülük de. Kötülügü en güzel bir sekilde ( iyilikle) sav. O zaman seninle kendi arasinda bir düşmanlik olan kisinin, sanki samimi bir dost gibi oldugunu görürsün.” buyurmuştur. Aksi takdirde  kötülüğe  ve çirkinliğe  aynıyla mukabele etmek fertler ve fertlerin teşkil ettiği  topulmlarda  vesvese, korku ve huzursuzluk artarak  devam eder. Muhtaç oldukları  huzura kavuşamaz

Hitler ve benzerleri  nefretle   insanları  birleştirmeğe çalıştılar.  Ama ilahi  insan sevgisi  karşısında  perişan olup gttiler. İnsan hatırı için insan  sevilmez  Allah hatırı için, Allah değer verip  insan olarak yarattığı için sevilir. Sadece insan değil  yaratılan  canlı cansız her varlık sevilir . Çünkü her varlıkta Allah’ın yaratılış  mührü vardır da ondan.

Şunu bilelim ve baştan kabullenelim. Her oyunda,  olduğu gibi  her seçimde  bir yenen, bir de yenilen vardır. Centilmen ona derler ki, yenilmeği kabul eder, hasmının üstün taraflarını kabul eder, maçtan sonra onun elini sıkar ve gelecek oyuna daha iyi hazırlanmaya çalışır, mızıkcılık etmez, hakeme küfür etmez. Yenilgisinin sebelerini araştırır. Ona göre hazırlığını yapar. Yenen de , galibiyetiyle grururlanmamalıdır. Gurur ve kibir şeytanın ilahi huzurdan kovulmasına  sebep olmuştur. Bize düşen rolümüzü en güzel şekilde icra etmek ve oynamaktır.   Yüce Yaratıcımız,Ulu Hakemimiz   bize takdir ettiği rolümüzü  ne kadar dürüst  oynadığımıza göre hükmünü verecektir.

Ulusal ve mahalli siyasetçilerimizn dokuz ay sonra  yapılacak mahalli seçimlerde  bugüne kadar  kullandıkları  üsluplarını  gözden geçirmeleri  temennisiyle  başarılar diliyorum .www.kadirkeskin.net



Bu yazı 1363 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum