Çocukluk yıllarımda terör olayları vardı; Sağ-Sol çatışmalarını, Alevi-Sunni kavgalarını, PKK vahşetini, bombalı eylemleri gördük, çok canlar kaybettik, sonrasında aşiret kavgaları, mafya hesaplaşmaları, şehir eşkiyalığı, türlü magandalıklar sıradan olaylar oldu, yetmedi kadın cinayetleri, çocuk tacizleri, tecavüz olaylarıyla canımız yandı.
Sınır ötesinde de acılar yaşadık, Kıbrıslı Türkler barbar Rumlar tarafından katledilirken, Almanya'da Dazlaklar her gün bir Türk vatandaşımızı öldürüyordu, evlerini ateşe veriyordu.
Şimdilerde akran zorbalığı ve öğrenci cinayetlerine tanık oluyoruz.
"Yurtta barış, dünyada barış" diyen bir büyük insanın, 1000 yılın dahisi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu ve bize emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşadığımız hayata bakın.
Şairin dediği gibi acıyı bal eyledik, sıratı yol eyledik, geldik bugüne...
Ben artık bir şey söylemek de istemiyorum!
Sadece Google'a sorduğum bir sorunun cevabını sizinle paylaşmak istiyorum.
"Soru: Savaş toplumu nasıl yaratılır?
Cevap: Savaş toplumu, ideolojik propaganda, sürekli dış tehdit algısı yaratma, militarizasyon (toplumun askerileştirilmesi), kaynakların savunmaya aktarılması ve düşmanlaştırma politikalarıyla inşa edilir. Eğitimden medyaya kadar tüm kurumlar savaş ideolojisini yaymak için kullanılır ve otoriter yönetim yapıları pekiştirilir.
İdeolojik Eğitim ve Medya: Küçük yaştan itibaren okullarda vatanseverlik adı altında militarist eğitim verilir. Medya, çatışmayı yücelten ve "biz-onlar" ayrımını keskinleştiren yayınlar yapar.
Dış Tehdit ve Korku: Halkta sürekli "kuşatılmışlık" hissi uyandırılır, hayali veya gerçek bir düşman tasviri ile toplum korku ve güvensizlik içinde tutulur.
Militarizm ve Askeri Kültür: Askeri disiplin toplumsal yaşama yayılır, silahlı kuvvetlerin prestiji artırılır, üniforma ve askeri semboller günlük hayatın parçası olur.
Ekonomik ve Sosyal Yapı: Ekonomi "savaş sanayisi" odaklı yapılandırılır, ar-ge ve yatırımlar savunmaya kaydırılır.
Toplumsal Birliği Zorunlu Kılma: Muhalif sesler susturulur, "vatan haini" damgasıyla toplumsal baskı artırılır, mutlak itaat beklenir.
Bu süreç, toplumun günlük yaşamını bir çatışma ortamına hazırlar ve savaşı kaçınılmaz bir araç olarak kabul etmesini sağlar."
Şimdi Atatürk'ü, O'nun dönemini, devrimlerini, yaptıklarını, insanların barış ve refah içinde yaşadığı o müreffeh ülkeyi düşünün, bir de O'nun ölümünden sonra iktidarı ele geçirenlerin neler yaptığını hatırlayın.
Bakalım sorunun cevabında yer alan maddelerle bir bağ kurabilecek misiniz?
Yorumlar
Kalan Karakter: