Son dönemde dijital mecralarda sıkça karşımıza çıkan bir tartışma var: "Yapay zekâ insanlığı aptallaştırıyor mu?" İstatistikler, videolar ve analizler sürekli bu sorunun etrafında dönüp duruyor. Ancak bugün, madalyonun sadece ön yüzü olan bu "zihinsel tembellik" tartışmasını bir kenara bırakıp meselenin çok daha derinlerine, yani sistemin arka planına bakacağız.
Teknolojinin sözde gelişimiyle birlikte artık bir tuşa basarak her şeye ulaşmak, haz veren bir kolaylık olarak pazarlanıyor. Hiçbir konuda fikriniz ya da altyapınız olmasa bile yapay zekâya sormanız yetiyor; sizin yerinize kitapları özetliyor, tahlil sonuçlarını analiz ediyor, cümleler kuruyor. Peki, göklere çıkarılan bu dijital çağın yakıtı nereden geliyor? Tabii ki enerjiden. "Gelecek" diye önümüze konan bu teknolojilerin tamamı, aslında zaten kısıtlı olan ve küresel ölçekte dışa bağımlı olduğumuz devasa bir enerji ağını tüketiyor.
Zihinsel Protezler ve Unutuş Toplumu
İnsanoğlu, yapay zekâyı bir yardımcı değil, zihninin yerine koyduğu bir protez gibi kullanmaya başladı. Artık not alma ihtiyacı hissetmiyoruz, okuyup anlamaya çalışmıyoruz. "Sor yapay zekâya, cevaplasın." kolaycılığı, insan beynini tembelliğe mahkûm ediyor. Altyapısı, bilgisi ve fikri olmayan bir zihin, önüne konan hazır bilgiyi saniyeler içinde tüketiyor ve insan doğası gereği hızla unutuyor.
Kitap alma alışkanlığı bitti, derinlemesine düşünme yetisi can çekişiyor. Bilgiyi, anılarımızı ve tüm hayatımızı bir "bulut" (cloud) sistemine emanet ettik. Her şey bilgisayarlardaki o küçük dijital dosyaların içinde. Buraya kadar her şey konforlu, değil mi? Peki ya o görünmez bağ koparsa?
Şimdi gelin, o meşhur küresel sistemin en zayıf halkasına dokunalım: Büyük bir elektrik kesintisi.
Bir Tuş Uzaklığındaki Kaos: Elektrikler Kesildiğinde Kimsiniz?
Bir gün elektriklerin tamamen gittiğini, şehirlerin zifiri karanlığa büründüğünü hayal edin. Akıllı ve elektrikli arabalarınız yollarda kalmış, dijital dünyayla bağınız tamamen kopmuş. Bulut sistemindeki notlarınıza ulaşamıyorsunuz, çünkü ekranlar kapkara.
İşte o an acı gerçekle yüzleşeceğiz: Biz eski usul yaşamayı unuttuk. Her şeyin hazırına konmaya o kadar alıştık ki un alıp ekmek yapmayı, kışlık zeytin kurmayı, peynir yapmayı bilmiyoruz. Üretim ve tedarik durduğunda market raflarında tuvalet kâğıdı bile bulamadığımızda, kişisel temizliğimizi (tahareti) bile nasıl yapacağımızı şaşıracak bir konfor çürümesinin içindeyiz. Düşünme yetisini yapay zekâya devretmiş beyinler, o karanlıkta kendi kendini tüketecek.
Üstelik sadece lojistik olarak değil, finansal olarak da bir kapana kısıldık. Cebimizde fiziki nakit para yok denecek kadar az; her şey kredi kartları ve dijital cüzdanlar üzerinden dönüyor. Elektrik kesildiğinde sistem çökecek, paranız olsa bile harcayamayacaksınız. Eczaneye gideceksiniz, ilaç alamayacaksınız; markete gideceksiniz, bir somun ekmek alamayacaksınız. Bankaların önüne gittiğinizde, "Sistem yok, işlem yapamıyoruz." cevabını alacaksınız ve bir süre sonra o şatafatlı binaların kapıları yüzünüze kapanacak. Nakit paranın ve kendi kendine yetebilmenin önemini anladığınızda ise iş işten geçmiş olacak.
Modern İnsanın Çaresizliği ve Kadim Bilginin Dönüşü
Sadece bir haftalık bir kesinti senaryosunu düşünün. Çocuğunuz gece yarısı ateşlense, alternatif hiçbir doğal çözüm bilmeyen, modern tıbbın dijital eczanelerine bağımlı anne ve babalar ne yapacak? Düne kadar "cahil" ya da "kocakarı ilacı" diyerek küçümsedikleri, toprağı ve kadim bilgiyi bilen o eski toprak insanların kapısını çalıp yalvarmaktan başka çareleri kalacak mı? Ekmek yapmayı bilmeyen dijital nesiller, fırınların önünde sadece kokusuyla mı doyacak? O an çaresiz modern insan, hayatta kalmak için televizyonda izlediği "ıssız ada" temalı kurgu yarışma programlarını mı hatırlamaya çalışacak?
"Canım, ne olacak; enerji sıkıntısı çekmeyiz." diye düşünen konfor alanı bağımlıları varsa, gidip bir elektrik mühendisiyle şebekenin ne kadar hassas olduğunu konuşsunlar. Ya da hiç yorulmasınlar; bu yazıyı doğrudan o çok güvendikleri yapay zekâya yükleyip analiz ettirsinler. Muhtemelen alacağı veriler yine küresel yapıların filtrelerinden geçtiği için bu senaryoya "komplo teorisi" diyecektir.
Ama biz yine de aklıselimle, o düğme kapanmadan önce kendimize şu soruyu soralım:
Fiş çekildiğinde, biz aslında kimiz ve elimizde ne kalıyor?
Yorumlar
Kalan Karakter: