Yağmurdan Kaçarken Doluya Tutulmak: Modern ve Alternatif Tıbbın Ortak Mekanizması
Günümüzde ana akım sağlık sisteminin dayatmalarından, kimyasal yüklerden ve endüstriyel tıbbın çıkmazlarından kaçmaya çalışan birçok insan, kendini bir başka büyük pazarın kucağında buluyor: Alternatif tıp. Peki, kaçtığımız yer ile sığındığımız liman arasında gerçekten köklü bir fark var mı? Yoksa sadece tabelalar mı değişik?
Bugün alternatif tıp adı altında, modern tıbbın adeta tersten işletilen ikiz bir sektörü kurulmuş durumda. İki taraf da kökeni tam olarak çözülememiş, mekanizması karmaşık hastalıkları "kesinlikle çözdüklerini" iddia ediyor. Uygulanan teşhis yöntemleri, vaatler ve tahlil süreçleri neredeyse tamamen aynı; değişen tek şey reçetenin dilidir. Birisi laboratuvarda üretilmiş kimyasal bir kutu sunarken, diğeri "sözde bitkisel ve doğal" ambalajlı bir şişe uzatıyor. Sonuç ise aynı kapıya çıkıyor: Pahalı ilaçlar, yüksek muayene ücretleri ve bitmek bilmeyen bir bağımlılık döngüsü.
"Sihirli Değnek" İllüzyonu ve Atopik Bebekler
Bu çelişkiyi en net görebileceğimiz yerlerden biri çocuklardaki alerji ve atopik dermatit süreçleridir. Bir tarafta ana akım tıbbı, PCR testlerini veya geleneksel virüs teorilerini kökten reddeden;(birisi olarak) sağlığın saf ve doğal dengesine inanan bir duruş sergilıyorum. modern tıbba mesafeli yaklaşıp bir alternatif tıp hekimine gittiğinizde neyle karşılaşıyorsunuz? Uzaktan görüntülü veya yüz yüze seanslar, pahalı tahliller ve arkasından gelen tanı: "Bu alerji karaciğerden kaynaklanıyor, al sana bitkisel bir şurup, bunu kullanın."
Oysa alerjinin ya da vücudun verdiği tepkilerin mekanizmasını anlamak için milyarlık kürlere ihtiyaç yoktur. Faktörlerin en başında yediğimiz gıdalar gelir. Deneme-yanılma yöntemiyle bunu her anne baba kendisi de keşfedebilir. Örneğin ekmeği, gluteni veya şekeri hayatınızdan çıkarırsınız; bebeğin cildini ve semptomlarını gözlemlersiniz. Eğer kızarıklıklar azalıyorsa doğru yoldasınız demektir.
İşin trajikomik yanı ise şudur: Bu alternatif hekimler, o pahalı bitkisel şurupların altına bir de "beslenme listesi" eklerler. Şekerin, unun, paketli gıdanın kesildiği bir beslenme modelinde zaten vücut rahatlayacak, semptomlar ve kızarıklıklar kendiliğinden geçecektir. O zaman sormak gerekir: Zaten beslenmeyi düzelttiğimizde iyileşecek olan bir vücuda, o pahalı bitkisel ilaçları dayatmak, modern tıbbın ilaç satma mantığıyla aynı şey değil midir?
Vücudun Kendi Kendini Onarma Gücü
Eğer bir beden ağır kimyasallarla, aşılarla veya dışsal zehirlerle sistematik olarak manipüle edilmediyse, zaten kendi dengesini (homeostazis) koruma yeteneğine sahiptir. Bir semptom ortaya çıkmışsa, vücut alarm veriyor demektir. Bu durumda yapılması gereken şey dışarıdan sentetik ya da "bitkisel" yeni maddeler yüklemek değil; vücudu biraz nadasa bırakmaktır. Az yemek, temiz ve bol su içmek, toksin üreten gıdaları kesmek, Allah'ın izniyle vücudun kendini tamir etmesi için çoğunlukla yeterlidir.
Ancak alternatif tıp pazarı da tıpkı modern tıp gibi insanlara bir "sihirli değnek" imajı pazarlıyor. Ellerinde mistik bir değnek varmış gibi, "Bu kürü içince hemen iyileşeceksin" algısı oluşturuyor. Sonra ne oluyor? Bu kürleri büyük umutlarla ve çuvalla para dökerek kullanan insanlar, "Gittik, denedik, hiçbir işe yaramadı" diyerek hayal kırıklığıyla geri dönüyorlar.
Tersten Aynı Olanlar Neden Birbirini Dışlar?
Yağmurdan kaçarken daha çok ıslanmak isteyenler elbette diledikleri vitamini, diledikleri bitkisel kürü veya sentetik takviyeyi kullanmakta özgürdür. Ancak vücudun sürekli dışarıdan desteklenen (ister kimyasal ister bitkisel olsun) maddeler olmadan kendi kendini onaramayacağını iddia edenlerin, modern tıbbın mantığını neden reddettiğini anlamak imkansızdır. Temelde ikisi de insanı dışarıdan satılan bir ürüne bağımlı kılma esasına dayanır.
İşleyişleri tersten birbirinin aynısı olan bu iki sistemin, sahnede sürekli birbirini dışlaması ve çatışması ise tamamen bir pazar stratejisinden ibarettir.
Sonuç Olarak;
Bu yazı, bana sürekli "Hangi doktor, hangi bitkisel kür, hangi alternatif yöntem?" diye soran dostlarıma toplu bir manifesto niteliğindedir. Bu benim kişisel düşüncem ve süzgecimdir; hiç kimseye tıbbi bir tavsiye veya yönlendirme amacı taşımamaktadır. Günün sonunda, herkes kendini hangi yöntemle ve hangi illüzyonla mutlu hissediyorsa onu yapmakta özgürdür. Ancak uyanık bir zihin, kaçtığı avcıya benzeyen yeni bir avcıya teslim olmamayı seçer.
Yorumlar
Kalan Karakter: