Günümüzde dindarlık, ne yazık ki kalpten ve amelden ziyade, yüksek çözünürlüklü bir kamera merceğine hapsedilmiş durumda. Özellikle kamusal alanı yönetenlerin, dini sembolleri birer "halkla ilişkiler" malzemesi olarak kullanması, bizi tehlikeli bir eşiğe getirdi: Vitrinde parlayan bir dindarlık, perde arkasında can çekişen bir adalet.
Sosyal medya akışlarımızda "Maşallah" nidalarıyla paylaşılan Kur’an tilavetleri, cuma mesajları ve huşu içinde çekilmiş namaz fotoğrafları, izleyenlere manevi bir huzur vaat ediyor gibi görünse de; sokağa çıktığımızda, adliye koridorlarına girdiğimizde veya bir mülakat listesine baktığımızda karşımıza çıkan manzara "Fesüphanallah" dedirtiyor.
Sembollerin Hipnozu ve Gerçekliğin Kaybı
Bir yöneticinin şahsi hayatındaki dindarlığı, sadece kendisi ile Yaradan arasındadır. Ancak bu dindarlık, bir yönetim biçimi olarak pazarlanıyorsa, orada sormamız gereken sorular değişir.
Eğer bir elinde tespih tutan yönetici, diğer eliyle liyakati çiğneyip torpille atama yapıyorsa;
Eğer alnı secdeye giderken, komşusu açken veya haksızlığa uğrarken gözlerini kapatabiliyorsa;
Eğer ritüelleri yerine getirmek, sistemdeki çürümeyi örtmek için bir kalkan olarak kullanılıyorsa, burada din yaşanmıyor, din tüketiliyor demektir.
Ritüel Şahsi, Adalet Kamusaldır
İslam geleneğinde "Devletin dini adalettir" ilkesi esastır. Adalet ise fotoğrafla, paylaşımla veya sloganla tesis edilmez. Adalet; ihalenin yandaşa değil hak edene verilmesidir, mülakatlarda hakkı yenen gencin gözyaşının hesabının sorulmasıdır, yoksulluğun bir kader değil bir beceriksizlik olduğunun kabul edilmesidir.
Ritüeller şahsidir; kimsenin namazı bir başkasının karnını doyurmaz. Adalet ise kamusaldır; herkesin hakkını korur. Toplum olarak en büyük yanılgımız, kişisel dindarlığı, kamusal liyakat ve ahlakın teminatı sanmamızdır. Bir yöneticinin çok iyi Kur'an okuması, onun çok iyi ekonomi yöneteceği veya adaletli bir bölüştürme yapacağı anlamına gelmez.
Sonuç Olarak Sosyal medya platformlarındaki o meşhur beğeni sayıları, gerçek hayattaki kul hakkı bakiyesini sıfırlamaz. Artık profil fotoğraflarına, cami avlusundan verilen pozlara veya dilin ucuna dolanan dini terimlere göre not vermeyi bırakmalıyız.
Gerçek dindarlık, kimsenin izlemediği anlarda gösterilen ahlaktır. Yönetimdeki dindarlık ise; şeffaflık, hesap verebilirlik ve kayıtsız şartsız adalettir. Vitrin müslümanlığı karın doyurmaz, sistem kurtarmaz. Bize "Maşallah" dedirten kareler değil, "Elhamdülillah hak yerini buldu" dedirten icraatlar lazım.
Yorumlar
Kalan Karakter: