Tarih tekerrürden ibarettir derler; ibret alınsaydı hiç tekerrür eder miydi?
Bugünlerde manşetlerde yine o bildik "Amerikan Rüyası"nı cilalayan haberler var. Neymiş? Amerika Birleşik Devletleri yıllardır besleyip büyüttüğü, tırlar dolusu silah gönderdiği terör örgütünü "saf dışı" bırakıyormuş. Destek çekilmiş, fonlar kesilmiş... Bazı kesimlerde hemen bir rehavet, bir "Gördünüz mü, diplomasi kazandı" havası, sahte bir bahar rüzgârı estiriliyor.
Ancak, Erbakan Hocamızın ömrünü vakfettiği ve anlattığı o feraset dolu dürbününden bakınca manzara hiç de öyle "pembe" değil. Biz bu filmi defalarca izledik. Oyuncular değişir, senaryo değişir ama yönetmen ve o kanlı amaç asla değişmez.
Açık ve net konuşalım: Amerika’ya güvenilmez.
ABD ve arkasındaki Siyonist akıl, bir terör örgütünü "pişman oldukları", "insani değerleri hatırladıkları" veya "hakikati gördükleri" için bırakmazlar. Emperyalizm duygusal davranmaz, kâr-zarar hesabı yapar. Onlar için o terör örgütü, bölgeyi karıştırmak için kullanılan bir eldiven, ateşi tutmak için kullanılan bir maşadır.
Eğer bugün o maşayı kenara atıyorlarsa bunun sadece iki sebebi olabilir:
Ya o maşa artık kırılmıştır; işlevini yitirmiş, yıpranmış ve sahibine yük olmaya başlamıştır.
Ya da ellerine daha kullanışlı, daha sinsi, yeni bir maşa almışlardır.
Belki de artık vekâlet savaşlarını "terör örgütü" tabelasıyla değil, "yerel yönetim", "demokratik güçler" gibi süslü ambalajlarla yürütmeye karar vermişlerdir. İsimlerin değişmesi, cismin değiştiği anlamına gelmez. PKK gider YPG gelir, o gider SDG gelir... Alfabe biter ama bunların hileleri bitmez.
Olayın sadece bir örgütten ibaret olduğunu sanmak, büyük resmi görememektir. Mesele X veya Y örgütü değildir. Mesele, Siyonizm'in "Arz-ı Mev'ud" (Vadedilmiş Topraklar) hayalidir.
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) saat gibi işlemeye devam etmektedir. Bölgedeki her hamle, İslam coğrafyasını biraz daha parçalamak, devletçiklere bölmek ve nihayetinde Türkiye'yi kuşatmak üzerine kurgulanmıştır. Güneyimizde açılmak istenen koridor, İsrail'in güvenliği için İslam dünyasının kalbine saplanmak istenen bir hançerdir.
ABD'nin bugün bir piyonu tahtadan çekmesi, şah çekmekten vazgeçtiği anlamına gelmez. Aksine, belki de bizi rehavete sürükleyip başka bir cepheden vurmak için taktiksel bir geri çekilme yapıyordur.
Bu yüzden, ABD'nin neyi bıraktığına, hangi örgüte sırt çevirdiğine bakıp sevinmek gaflettir. Bizim odaklanmamız gereken tek bir soru vardır: "Yeni planları ne?"
Dün Çekiç Güç ile gelenler, bugün tırlarla silah taşıyanlar, yarın "barış gücü" adı altında tepemize binmeye kalkışabilirler. Batı'dan merhamet dilenmek, celladından hayat ummaktır.
Çare bellidir. Çare, Washington'dan veya Brüksel'den gelecek "aferin"lerde değildir. Çare, İslam dünyasının kendi potansiyelini harekete geçirmesindedir. Rahmetli Erbakan Hocamızın ömrünü vakfettiği D-8 (Developing-8) projesini sadece kağıt üzerinde değil, fiiliyatta hayata geçirmek zorundayız.
İslam Birliği kurulmadan, kendi savunma sanayimizi tamamen millileştirmeden ve ekonomimizi faizci kapitalist sistemin boyunduruğundan kurtarmadan bu coğrafyaya huzur gelmeyecektir.
Onların bir planı varsa, Allah'ın da bir planı vardır. Ama biz, ferasetle, basiretle ve kendi öz gücümüzle o planı bozmakla mükellefiz.
Maşalara takılmayalım, maşayı tutan eli görelim.
Vesselam.

Yorumlar
Kalan Karakter: