Son günlerde okullarda artarak devam eden o kan donduran saldırıları, akran zorbalıklarını hepimiz dehşetle izliyoruz. Bu satırları takip eden okurlarım gayet iyi bilir; daha önceki yazılarımda bu tehlikenin ayak seslerini defalarca dile getirmiş, göz göre göre gelen bu felakete ısrarla dikkat çekmeye çalışmıştım. "Ahlak" ve "değerlerimiz" diyerek hep dışarıyı suçlarken, asıl fırtınanın evin içinde, çocuklarımızın odasında koptuğunu söylemiştim. Televizyondaki o malum programlar, dizilerdeki o bitmek bilmeyen entrikalar işin sadece buzdağının görünen yüzüydü. Asıl büyük yıkım, çocuklarımızın avuçlarındaki telefonlarda, o dış dünyaya kapattıkları kulaklıkların ardında sessizce büyüdü. Bugün okul koridorlarında tanık olduğumuz ve hepimizi şoke eden o şiddet sarmalı, işte o günlerde biz dışarıda sinek ilacıyla vakit kaybederken evin içinde kurumasına izin vermediğimiz bataklığın en acı sonucudur.
Bu okul saldırılarının sebebini ve o öfkeyi uzaklarda aramaya hiç gerek yok. Meselenin kaynağını, milyonlarca gencin başından kalkamadığı o dijital oyunlarda çok net görüyoruz. Başarı dediğimiz şey, o dünyalarda artık "öldürme sayısı" ile ölçülüyor. Sanal evrenlerin kuralları çok net; ne kadar çok can alırsan, o kadar yüksek statü kazanırsın. Sokaktaki yaşlıya vurmak, araba gasp etmek ya da bir çetenin parçası olup katliam yapmak "başarı" olarak ödüllendiriliyor. Tehlike tam da burada başlıyor: Gencecik zihinler için şiddet artık bir suç ya da utanılacak bir şey değil; sadece bir üst seviyeye atlamak için kullanılan sıradan bir araç haline geliyor. Sanal dünyada şiddet uygulayarak saygınlık kazanan o çocuk, ertesi gün sırtında okul çantasıyla sınıfına girdiğinde "güç" denilen şeyi kaba kuvvette, zorbalıkta aramaz mı sanıyoruz?
Sadece oyunlar da değil, o çocukların dilinden düşürmediği "trend" şarkılara, müzik listelerine de bakmak gerek. Sözleri alt alta yazdığınızda karşımıza çıkan tablo, bir şarkı sözünden ziyade adeta bir suç dosyası. Madde kullanımını "havalı" bir tercih gibi sunan kafiyeler, kadını bir insan değil sadece cinsel bir meta gibi gören nakaratlar, suçu, kanunsuzluğu ve "hızlı yaşa genç öl" mantığını kutsayan ezgiler... Bu parçalar öyle bir ritimle, öyle cafcaflı kliplerle servis ediliyor ki, gençler bunları dinlerken sadece eğlendiklerini sanıyorlar. Oysa o yozlaşmış ideoloji, her nakaratta bilinçaltlarına bir çivi gibi çakılıyor. Kulağındaki kulaklıktan gün boyu bu zehir pompalanan bir gencin, okul sırasında arkadaşına şefkatle yaklaşmasını, öğretmeninin anlattığı o naif değerlere kulak vermesini beklemek biraz fazla iyimserlik olmuyor mu?
Sonuç olarak, dizilerle başlayan bu çürüme, oyunlarla etkileşime geçiyor; müzikle de araya duygusal bir kopmaz bağ kuruyor. Yani mesele sadece bir şeyler izlemek değil; mesele o çarpık dünyayı bizzat yaşamak ve hissetmek. Eğitimde istediğimiz kadar "değerler" diyelim; bir genç, statüyü oyunlardaki vahşette, mutluluğu şarkılardaki maddede, saygınlığı ise ekranlardaki karanlık figürlerde aradığı sürece o bataklık yeni kurbanlar almaya devam edecek.
Artık sadece sinekleri kovalamayı bırakıp, bugün okullarımızı adeta bir savaş alanına çeviren bu dijital ekosistemi, bu "popüler kültür" denen canavarı kökten sorgulamamız gerekiyor. Aksi halde, kendi ellerimizle göz yumduğumuz bu dijital dünya, en kıymetlilerimizi yutmaya devam edecek.
Yorumlar
Kalan Karakter: