Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri yıllardır insanların kimlikleri, kültürleri ve yaşam biçimleri üzerinden kutuplaştırılmaya çalışılmasıdır. Bu nedenle toplumun farklı kesimlerini hedef alan küçümseyici ifadeler, hele ki kamuoyunda tanınan isimlerden geldiğinde çok daha büyük bir kırgınlığa neden olmaktadır.
İş dünyasının önemli isimlerinden Rahmi Koç’un Kürt kadınları hakkında yaptığı ifade, toplumun önemli bir bölümünü rencide eden talihsiz bir yaklaşım olarak hafızalara geçti. Daha da üzücü olan ise bu sözlerin ardından salonda yükselen kahkahalardı. İnsan onurunu, bir halkın kültürünü ve kadınların mahremiyet anlayışını alaya alan bir yaklaşımın mizah gibi sunulması kabul edilemez.
Kürt toplumu, asırlardır aile yapısına, edebe ve ahlaki değerlere büyük önem veren bir kültüre sahiptir. Kürt kadınları da bu kültürün en önemli taşıyıcıları arasında yer alır. Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi Kürt toplumunda da kadınların mahremiyetine, saygınlığına ve aile içindeki yerine büyük hassasiyet gösterilir. Hatta birçok Kürt ailesinde kadınlar, bırakın yabancı bir erkekle samimi olmayı, nikâh düşen biriyle tokalaşmayı dahi tercih etmeyecek kadar ölçülü bir yaşam anlayışına sahiptir.
Böylesine köklü bir kültürü birkaç cümlelik “espri” malzemesine dönüştürmek, toplumu tanımamaktan kaynaklanan ciddi bir yanlışlıktır. Türkiye’nin birliğe, ortak akla ve karşılıklı saygıya ihtiyacı varken; insanları etnik kökenleri üzerinden hedef alan söylemler yalnızca kırgınlık üretir.
Ancak bilinmelidir ki bu tür kışkırtıcı ifadeler toplumun kardeşliğini bozamayacaktır. Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkesiyle bu ülkenin insanları yüzyıllardır aynı sofraya oturmuş, aynı acıları paylaşmış, aynı bayrağın altında yaşamıştır. Birlikte yaşama kültürü; birkaç talihsiz sözden çok daha güçlüdür.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; insanları ayrıştıran değil, birbirini anlamaya çağıran bir dil kullanmaktır. Hele ki kamuoyunda sözü ağırlık taşıyan isimlerin çok daha dikkatli konuşması gerekir. Çünkü kullanılan her ifade yalnızca bir cümle değil, toplumsal barışı etkileyen bir sorumluluktur.
Toplumun hiçbir kesimini küçümsemeyen, kültürel değerlere saygı duyan ve ortak yaşam hukukunu koruyan bir anlayış; Türkiye’nin en büyük gücüdür. Bu gücü zedeleyen her söylem karşısında sağduyulu durmak ise herkesin ortak sorumluluğudur.
Yorumlar
Kalan Karakter: