"EYVAH!... KORKTUKLARIM BAŞIMA GELDİ"
Kadir KESKİN

Kadir KESKİN

Kadir Keskin'in Kaleminden

"EYVAH!... KORKTUKLARIM BAŞIMA GELDİ"

01 Eylül 2018 - 19:58


   Akıl hastanesi baş tabibinin  olabildiğince kıskanç bir hanımı vardır. Hanımı, kıskançlığı yüzüden eşini,  adeta  gölgesi gibi  takip eder. Bir gün akıl hastanesine  mülakat için gelen bayan gazeteciye  Baş Hekim,  hasta odalarını  teker teker gezdirip  gazeteci  bayana bilgi verirken,   gazeteci bayan,  koridorda  rastladığı bir  kadının  kendilerine  ters ters baktığını    gördü. Başhekime sordu: “ Çok mu tehlikeli?.” Başhekim: “ Oldukça tehlikeli.” “ O halde neden  böyle serbest bırakıyorsunuz? Kapasanız ya?” “ Kapayamam! Çünkü  o hasta değil,benim 47 yıllık eşim.”

  Atatürk’ün   eşi  Latife  hanım da    oldukça kıskanç bir bayanmış.  Kıskançlığı yüzünden Atatürk’ü  oldukça rahatsız edermiş.  Latife hanımın kıskançlığına  tehammül edemeyen  Atamız,  boşanma sebebini “ Latife hanım beynimde küflü bir çivi idi. Çıkardım rahatladım.”   diiye  izah eder

   Atatürk gibi   koskoca devleti  idare eden  ve savaş kazanan  bazı devlet adamlarının kıskanç eşleri karşısında  nasıl aciz kaldıkları  da tarihİn sabit ettiği olaylar arasındadır.  

 3. Nopoleon Teba  Kontesi  Marie Montijo’ye  delice aşık olur ve  Fransa tahtına layık olmadığı söylentilerine  “ Ne önemi var? Onun  zerafeti, güzelliği her şeye değer.”  diyerek çevresinin tepkilerini dikkate almadan  Marie Montijo ile  evlenir. Nopoleon’un ve karısının  dillere destan  eşsiz  aşkını  tamamlayacak  her şeyleri, servetleri, şöhretleri, kudretleri ve sağlıkları vardı. Ne yazık ki  evlendikten sonra  sevginin, aşkın  ateşi  Marie’yi kıskançlık  ateşiyle  tutuşmasına mani olamadı. Şüphe ve kıskançlık yüzünden olur olmaz şeylerden 3. Nopoleon’u  rahatsız etmeye başladı. Devlet işleri  görüşülürken bile  çat kapı  içeri girer  devlet adamları ile yapılan müzakereleri keser, 3. Napoleon’un bir dakika bile yalnız kalmasına izin vermezdi.. 3. Napoleon  yorgun düştüğü  devlet işlerinde bir dakika bile koskoca sarayda  başını dinleyecek bir köşe bulamazdı.

Marie’nin dıddırından ve takibinden bunalan 3. Napoleon  geceleri  sarayın  küçük bir arka kapısından  çıkar, yanında yakın bir dostu olduğu halde  ya kendisini bekleyen bir kadına gider, yahut bir imparatorun  güçlükle gidebileceği  arka sokaklarda  avare  avare dolaşır kendini avutmaya çalışırdı.

Marie  gerçekten güzel kadındı, tahtta oturuyordu, şanı şöhreti yerindeydi ama  ne saltanat, ne güzellik  kıskançlığın zehirli  dumanları  içinde kalan  aşkı  yeterli olamamıştı.  3. Nopoleon  kaçamaklarını öğrenen Marie sonunda : “  Eyvah!!! Korktuklarım başıma geldi “ diye sarayda  bas bağımaya başlayarak  akli dengesini kaybetmiştir. Ama  bütün  bu gidişlere  kendi sebepti ama  artık onu da idrak edecek noktada değildi. Şeytanların  eşlerin arasını bozmak için en büyük gayretleri: Sevgiyi öldürüp kıskançlık  ateşini tutuşturmaktır.  Kıskançlık hastalığı kobra yılanının  zehirinden  daha tehlikelidir.

Tolstoy’un hanımı da  kıskançlık ateşi ile  eşine gün yüzü göstermeyen    eşlerden biridir. Hatta bunu kızlarına  “ Babanızın ölümüne ben sebep oldum” diye de  vicdan azabı ile itirafta bulunmuştur. Çünkü kıskançlıkla, devamlı  tenkitle, şikayetle,yıpratarak  öldürmüştü. Buna da sebep Tolstoy’un   meşhur olmasıdır.  “Harb ve sulh”,  “ Anna Karenina” gibi çok ünlü eserlerle ününe ün katan  Tolstoy bir anda Rusya’nın  en meşhur insanı oldu. Hayranları onun her sözünü  kaydidiyorlar  hatta “   Yoruldum, artık dinleneceğim” dese, bunu bile   edebi söz diye kayddiyorlardı.

Başlangıçta eşi ile çok mutlu bir hayatları  vardı. Fakat sonradan Tolstoy’un meşhur olması, kazancının  artması  Tolstoy’un değil, hanımının başını döndürdü. Kadın adeta mala, zenginliğe   ve şöhrete tapar hale geldi. Karısı  Tolstoyu’un  eserlerinden daha fazla para alması  için zorluyordu. Kocası bunu reddedince  kendini yerden yere atar, intihar edeceğine dair yeminler ederdi.

 Fakir ve yoksul iken  mutlu  bir yaşantıları olan Tolstoy ailesi  evliliklerinin 46 yılında  Tolstoy artık karısını  görmeye bile tehemmül edemiyor ve hatta karısından nefret eder hale gelmişti. Eşinin  kıskançlığı, kendisinden soğutmuştu. Bu durumu çok geç anlayan hanımı, kocasının önünde diz çökerek 46 yıl önce,  kendisi  için yazdığı  mektupların  aşk pasajlarını  yüksek sesle  okuması  bile Tolstoy’un yüreğinde  en ufak bir esinti uyandırmamıştı.

Yazar hanımına  olan bu soğukluk nedeniyle   82 yaşında iken  yuvasındaki  huzursuzluğun  üzüntüsüyle  karlı  bir Ekim  akşamı  evden çıkarak  karanlığın ve soğuğun içinde nereye gittiğini bilmeden yürüdü. Soğuk bir kış gecesi  bir tren istasyonunuda  zatürreden öldü. Ölürken karısının yanına  çağrılmasını istemedi. Demek ki insanlar  en uzun  anne babasını  seviyor, en çok da karı kocasını, kocası da karısını  seviyor. Seviyorlar ki  evlilik beraberliği oluyor. Ancak, Anne – babaya olan sevgi bitmiyor, kesintiye uğramıyor ama delice bidbirine  aşık olan insanlar gün geliyor birbirinden nefret  eder hale geliyorlar. Bu nefretin sonunda sokak ortasında öldürülen eş cinayetlerinin   alınan bütün tedbirlere rağman ardı arkası kesilmiyor. Anne babaya olan sevgi bitmiyor.  “Canım, cicim  seni görmeden duramıyorum,  sesini duymadan  yapamıyorum”  diye yapılan  evlilikler ise  gün gelip nefrete  dönüşerek  arkada boynu bükük  evlatlar bırakılabiliyor.

Yoktan yere kıskançlık  ve huysuzluk etmekle  acaba bu kadınlar bir şey kazanabildi mi ?   Maalesef kazançları,  iyi  ve güzel günleri  kötüleştirmek oldu. Kontes Tolstoy sonunda  kocasının ölümüne sebep olduktan sonra  : “ şimdi anlıyorum, ben akılsızmışım.” demiş, ama iş işten geçmişti.  

Kıskançlık da hasetlik gibidir. Önce kendini yakar bu ateşe dayanamayan haset kişeler daha sonra haset ettiği insana zarar vermekle  rahatlarlar. Onun için   Felak suresinde  Rabbimiz: “ DEKİ! HASET  ETTİĞİ  ZAMAN  HASET EDİCİLERİN ŞERRİNDEN ALLAH’A SIĞINIRIM” buyuruyor.kıskançlık ateşi de kıskanç kişileri yakar, zararı da yukarıda ifade ettiğimiz  gibi önce kendilerine  sonra da  kıskandığı insana zarar verirler.  

Sosyal medyanın yaygınlaşmasından sonra  eşler arasında  zanna dayalı kıskançlıklar daha da  artmıştır.  Televizyon seyretmekten başka uğraşları olmayan bazı eşler, hem seyrettikleri filimlerden   hem de etrafının yalan ve yanlış bilgilerinden etkilenerek  eşlerini  takip etmek için  dedektif tutarak paralar harcamaları, tutmayanların ise,  eşlerini  iş yerlerinde  çat kapı baskın yaparak  eşini çevresine rezil  eden  bazı eşler olduğunu  basından duyuyoruz..  Aileyi ayakta  tutan   GÜVENDİR. Bu tür davranışlar var olan  güveni zedeler ve yok olmasını sağlar. Ayrıca eşler  kendi aralarında telefonda bayan  veya ekkek ismi var diye birbirlerinin  huzurunu kaçırıp başının etini yedikleri,  ve yoktan yere mahkeme kapılarında cüzdan dolusu para  sarfederek,  avukatların peşinde koşuştuklarını da duyuyoruz. Seminerlerimde  “ EN TALİHSİZ KADINLA  EN TALİHSİZ ERKEK KİMDİR?”  diye, soruyorum.  Bilene de kitaplarımdan  hediye ediyorum.  “  DÜNYADA  EN TALİHSİZ KADIN  GÜZELLİĞİNİN VE KADINLIĞININ  GÜCÜNÜ ADLİYE KAPILARINDA, KANUN MADDELERİNDE ARAYAN KADINDIR. EN TAHİSİZ ERKEK DE EVDEKİ YÜZ  ve HUY GÜZELİNİ  BIRAKIP DA DIŞARIDA YÜZ GÜZELİ ARAYAN ERKEKLERDİR”.

  Zanna  ve kulaktan duyma bilgilere  itibar  edip de  kıskançlık ateşi ile tutuşup yanmayın.  Kadın- erkek sahip olduğunuz değerlerin kıymetini biliniz. Elindeki  değeri kaçırıp da pişman olan eşlerin  pişmanlıklarını  içeren “ İTİRAFLAR”   başlıklı yazımı www. Kadirkeskin.net den lütfen  okuduysanız bir kez daha okuyun.

Yazımı kulağımıza  küpe olacak bir Allah buyruğu ile  noktalıyorum İsra: 36” Hakkında bilgin  olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül  bunların hepsi ondan ( yaptığınızdan) sorumludur.”    Zanla, yanlış ve yanıltıcı  bilgilerle  cinayet işleyen  gencecik insanları cezaevlerinde betonorme duvarlar arkasında  yüreğim burkularak  görüyorum.

  Binbir zorluklar kurduğunuz yuvalarınızı yaşatıp,  ömür boyu mutlu ve mesut olup, dünya cennetini  yaşamanız duasıyla ….www.kadirkeskin.



Bu yazı 2337 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum