Ünlü Çinli oyuncu Jackie Chan, sanal medyada yer alan Gazzeli bir çocuğun videosunu seyreder. Yırtık pırtık bir çadırın içinden çıkan; ayağında çorabı, hatta ayakkabısı dahi olmayan, göl gibi suyun içinde dolaşan sekiz-dokuz yaşındaki çocuğa basın mensubu sorar:
— “Adın nedir?” — “Abdülhelim.” — “Büyüyünce ne olacaksın?” — “BURADA ÇOCUKLAR BÜYÜMEZ Kİ!”
Bu sözleri videoda duyan Chan, duygularına hâkim olamaz. O an gözyaşlarının kendiliğinden aktığını söyler ve yaşadığı derin teessürü şu sözlerle ifade eder:
“Hıçkırığımı tutamadım, gözyaşlarım anında süzülmeye başladı. Çocuk o cümleyi kurduğunda yüzünde korkuya dönük hiçbir ifade olmadığını gördüm. Bu kış kıyamette; aç, susuz, yorgansız, yataksız suyun içinde çadırda yaşayabilmeyi mutluluk olarak hissediyordu. Onun yaşında İsrail’de, kaloriferli ve konforlu evlerde yediği önünde yemediği arkasında yaşayan yaşıtlarının, bu çocuk kadar kendinden emin ve mutlu olduğunu sanmıyorum. Sadece İsrailli çocuklar mı? Cezaevlerindeki Filistinli mahkumlara yüz kızartıcı işkenceler yapan katilleri kutsayan hahamları ve katil Netanyahu dahi, bu çocuk kadar ruhen kendinden emin ve korkusuz değildir.”
Evet, ben de aynısını düşünüyorum. Neden mi?
Bugün dünyada en sevimsiz insanlar, Siyonist İsrail vatandaşlarıdır. Turist olarak gittikleri ülkelerde otellere alınmadıklarını, restoranlara sokulmadıklarını, arabalarına yakıt verilmediğini basından duyuyoruz. Çünkü kan akıtan, düşmanı olan insan sokakta ürkek tavşan gibi gezer; hatta evinde bile rahat uyuyamaz.
İzmir’den Yahudi asıllı bir Türk vatandaşı, İsrail’den bir soydaşı ile evlenir ve İsrail’e yerleşir. İlk gece bakar ki yatak odasında silah, oturma odasında silah, mutfakta silah... Eşine sorar: “Nedir bu silah bolluğu?” Eşi: “Karabaşların (Filistinlilerin) nereden çıkacağı belli olmaz ki!” cevabını verir. Damat bakar ki evde korku, sokakta korku, araçlarda korku... Sonunda “Ben böyle korku ile yaşayamam!” diyerek eşini de alır ve tekrar ülkemize döner.
Çinli oyuncu Chan’ı dinledikten sonra benim de gözlerimden yaşlar süzüldü. Bir anda empati yaptım. Bu kış gününde yatağı, yorganı, evi, tuvaleti, banyosu, yiyeceği olmayan; yırtık pırtık bir barınakta yaşayan Abdülhelim benim çocuğum olsa ona ne verebilirdim? Gelecek için ne vadedebilirdim?
Düşündüm… Düşündüm… Düşündüm…
Her akşam sıcak yatağıma girdiğimde, mutfakta soframa oturduğumda, abdest için lavaboya girdiğimde; sırılsıklam yağmur altında çadırlar içinde yaşayan kardeşlerimiz aklıma geliyor. Duam: “Allah’ım, şu benim yaşadığım hayatı Gazzeli kardeşlerime de nasip et.” Bu derin teessürümü ancak her ay başı Kızılay’ın Gazze hesabına üç beş kuruş yatırarak vicdanımı teskin etmeye çalışarak yaşıyorum.
Gelin Hep Beraber Empati Yapalım
Gazze’de veya Batı Şeria’da bir baba olsaydık:
-
Ömür boyu kıt kanaat artırarak yaptırdığımız yuvamıza, yerleşimci bir Yahudi eşkıyası elinde silahla gece yarısı gelip; bizi çoluk çocuğumuzla, en zaruri ihtiyaçlarımızı bile almamıza fırsat vermeden kapı dışarı etse ne yapardık?
-
Eşimize, minicik çocuğumuzun kundak bezini dahi almasına fırsat verilmezse ne hissederdik?
-
Bütün sene rızkımız için bakımını yaptığımız tarladaki zeytinleri topladıktan sonra, bir yerleşimci silahla gelip mahsulümüzü elimizden alsa ne yapardık?
-
Bir köyden diğerindeki anne-babamızı görmek için her seferinde izin almak zorunda kalsak ne yapardık?
-
Evimizin her tarafı çitlerle örülüp açık hava hapishanesinde yaşamaya zorlansak ne yapardık?
-
Tüfeğe ve gaz bombalarına karşı taş attığı için öldürülen binlerce çocuktan biri bizim evladımız olsaydı ne yapardık?
-
İsrail askeri tarafından kolu taşla kırılan o çocuk bizimki olsaydı ne hissederdik?
-
Cuma namazı için gittiğimiz Mescid-i Aksa’ya alınmadığımız gibi, üzerimize gaz bombası ve lağım suyu sıkılsaydı ne yapardık?
-
Cezaevinde taciz edilen kadınlardan biri bizim eşimiz, kızımız veya kardeşimiz olsaydı ne yapardık?
Gazzeli olarak:
-
Elinde Filistin bayrağı sallayan 8-9 yaşındaki kızımız, bir asker tarafından saçından tutulup yerlerde sürüklense ne yapardık?
-
Evinde uyurken atılan bombayla yaralanan ve elinde serum şişesiyle kardeşini bekleyen o çocuk bizim olsaydı ne yapardık?
-
Akşam sofrasında ailesini doyurmaya çalışırken evi başına yıkılan ve enkaz altından çocuklarını çıkaramayan o baba biz olsaydık ne yapardık?
-
Yaralıları tedavi etmeye çalışırken önüne getirilen cansız bedenin kendi evladı olduğunu gören o doktorun yerinde olsaydık ne yapardık?
-
Sedyede yatan kardeşine şehadet getirmesi için fısıldayan o koca yürekli çocuk bizim evladımız olsaydı ne yapardık?
-
Ailesinden 7 şehit verip enkaz başında çaresizce ağlayan o baba biz olsaydık ne yapardık?
-
Yazın sıcağında, kışın soğuğunda elektriği ve suyu kasten kesilen bir ülkenin vatandaşı olsaydık ne yapardık?
Bu kadar acımasız, merhametsiz bir topluluk karşısında; Gazzeli babalar mı terörist, yoksa hastane, okul, çocuk demeden bombalayan vahşi İsrail yönetimi mi? Kararı siz verin.
Türkiyeli bir baba olarak bu vahşet karşısında ne yapabilirim diye düşündüm: Küçük bir kara parçasına hapsedilen 2,5 milyon insan aç bırakılırken; İsrail askerlerinin daha çok bebek öldürmesi için onlara destek veren firmaların önünden geçmez, market raflarındaki o malların Gazzeli çocuklara kurşun olarak döneceğini düşünerek onlara asla el sürmezdim.
www.kadirkeskin.net

Yorumlar
Kalan Karakter: