Uzun deneme ve gözlemlere dayanarak söylenmiş, nesilden nesle aktarılarak halka mal olmuş öğüt verici nitelikteki sözlere atasözü denilmektedir. "Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan," sözünü de çok küçük yaşlarda, âlim değildi ama irfan sahibi dedemden duymuştum da bir anlam verememiştim o yaşlarda. Bu atasözünün anlamını da ergenlik yaşlarımda yine dedemden öğrendim.
Nasıl mı?
Bir gün okumakta olduğum kitabımı elimden aldı. Kitabı evirdi çevirdi, "Kadir oğlum, ben bu kitabı beğenmedim," dediğinde ben de: "Dede, ben etkisinde kalmam," deyince, yine dedem; "Oğlum hamama girdiğinde terlemeden çıkabilir misin? İnsanoğlu gördüğünün, gezdiğinin, okuduğunun etkisinde kalır. Kötü arkadaş ne ise kötü kitap da odur," sözleri kafama çivi gibi çakıldı. Bütün hayatım boyunca arkadaş ile kitap seçiminde hep dikkatli olmaya çalıştım. Nitekim emekli olduktan sonra bile arkadaşın, arkadaşlar üzerindeki etkisini gördüm. Emekli arkadaşlarımdan konken nedir bilmeyenlerin, öğretmen evinde konken oynayan arkadaşlarının yanında otura otura, küçüklükten beri oyun alışkanlığı olan arkadaşlarını yendiğini duyuyorum. Benim yaşımdaki insanlar arkadaş etkisinde kalıyorsa, ergenlik çağındaki çocukların arkadaş etkisinde kalmaması mümkün değil. Onun için anne babaların, çocuklarının arkadaş seçiminde bile çocuklarına yardımcı olmaları gerekir; hele bu devirde.
Lafı çok uzattım. Öğretmen olmam nedeniyle ömrüm eğitimli kesim arasında geçti. Meslektaşlarım arasında da kitap kokusunu tadan dostlarım vardı. Ancak bu dostlarımın hiçbirisi de Manisa’dan Merhum Terzi Adnan ile Bursa’dan iş insanı Sayın Mustafa Fevzi Odabaşı kadar kitap sevdalısı değillerdi.
Manisa’da her çarşıya çıkışımda, Aslanlı Pasajı’nda dükkânı olan Merhum Adnan kardeşime uğramadan evime dönersem, o gün kendimde bir eksiklik hissederdim. Dükkânına her gidişimde makinenin üzerinde kitap görürdüm. Bir gözü iğnenin ucunda, diğer gözü kitapta olurdu. Yayın dünyasını benden daha iyi takip ediyordu. Terzi dükkânında raflardan kitap eksik olmazdı. Ben de dükkâna her uğrayışımda evime bir kitapla dönerdim. Kitap kokusunu ciğerlerinin dip bronşlarına kadar sindiren bir insandı. Hasbelkader ben de bu kokuyu alanlardan biriyim. Kitaplarım matbaadan çıktığında sahifelerini açıp kokladığımda, dünyanın en iyi kokularından biri olan çocuklarımın kundak kokusunu koklamış gibi oluyorum. Erken yaşta rahmetli olan Adnan kardeşimi Rabbim mağfiretiyle muamele etsin, mekânını cennet eylesin. Adnan kardeşim aynı zamanda Manisa’nın gizli hayırseverlerinden biriydi. Bu yönünü oğlu bile bilmezdi. Manisa’da sadece benimle birlikte arkadaşım, kardeşim Kani İyitürk bilir. Yardımları onun eliyle yaptırırdı.
Kitap sevdalısı ikinci dostum da kitaplarım (okurum) vesilesiyle şahsen değil, gıyaben tanıştığımız Bursa’dan iş insanı Mustafa Fevzi Odabaşı. Yayın dünyasını sürekli takip eden, okuyup beğendiği kitapları bana da duyuran Sayın Mustafa Bey kardeşimin de iyi bir okur olduğunu tahmin ediyorum. Geçenlerde Bilgin Erdoğan'ın "Duvarların Arkasında" ile Prof. Dr. Halil Çıkrıklar hocamızın çıkardığı "Filozoflar Buluşursa" kitaplarını tavsiye etti. Her ikisini de temin ederek okudum. Hele "Filozoflar Buluşursa" kitabını elimden bırakamadım. Bir haftada bitirdim. Kitap üzerine kısmetse birkaç makale yazmayı düşünüyorum. Hocamız aynı zamanda tıp profesörü olduğu için kitabında sözünü ettiği "Anton" hastalığı çok dikkatimi çekti. Şu anda ülkemizde müzmin hastalık, kronik hâlinde devam etmektedir. Nedir bu hastalık?
Anton sendromu denilen bu hastalık, gözünün önündekileri görmemekte ısrar eden bir hastalık çeşidi. Tıpkı âşıklar gibi. Eski büyüklerimiz "Aşkın gözü kör," derken bu hastalık çeşidini çok önceden tespit etmişler. Bağdat’ta Dicle Nehri'nin öte yakasındaki kıza âşık olan delikanlı, her gün yüzerek öbür yakaya gider kızı görürmüş. Büyükleri kızı istediği hâlde babası vermezmiş. Bu iş tam beş yıl sürmüş. Bakar ki kızın babası olmayacak, beş yılın sonunda "Eh," demiş vermiş. Düğün dernekten sonra ilk gecenin sabahı bakmış ki kızın gözünün önünde kara bir leke var. Damat: "Bu kara leke nedir?" dediğinde kız: "Beş senedir bu kara lekeyi görmedin mi?" der. Leyla için ölüp bayılan Mecnun'un hikâyesini duyan obanın şeyhi, Leyla’nın güzelliğini merak eder; "Getirin bakayım Leyla’yı bir de ben göreyim," der. Leyla getirilir. Oba şeyhi bir de bakar ki Leyla kuru, kara bir çöl kızı. Mecnun'u çağırır, "Oğlum sen bu kızın neyine âşık oldun? Kuru kara bir çöl faresi," dediğinde: "Efendim siz kendi gözünüzle görüyorsunuz, bir de benim gözümle görürseniz, eşi menendi bulunmayan biri olduğu konusunda bana hak verirsiniz."
Neyse, gelelim "Anton" hastalığına. Şu anda en bariz şekilde ülkemizde görülen, tedavisi güç bir hastalık çeşidi. Biliyorsunuz 65 yaş üstü bizim gibi yaşlılara dolmuşlar ücretsiz. Bu dolmuşlar her ne kadar Belediye denetimli olsa da özel şahısların. Ben genelde Belediyenin kırmızı otobüslerini tercih ederken geçenlerde acil bir işim dolayısıyla mavi dolmuşlara binmek zorunda kaldım. Dolmuş balık sırtı, lebaleb dolu. Haliyle ayakta gidiyoruz. Bu arada yakından tanıdığım emekli bir arkadaşımla da askılara tutunarak ayaktayız. Bu arada dolmuş da her durakta yolcu almaya devam ediyor. Bunun üzerine arkadaş: "Ne bu kardeşim balık sırtı olduk. Yeter artık," dediğinde şoför: "Beyefendi sizinle aynı mahallede oturuyoruz, sizi yakinen tanıyorum. Evin önünde araban yerinden kıpırdamıyor. Rahatını düşünüyorsan arabanı kullan. Bu arabanın adı dolmuş. Rahatsız olduysan inebilirsin," dediğinde arkadaş suspus oldu.
Geçenlerde bir eczaneden ilaç alırken orta yaşlı bir bey, şeker hastası olan babası için bir poşet dolusu ilaç aldı. İlaç katkı bedelini öderken hükümet aleyhine şık olmayan laflarda bulundu. Oysaki özel muayeneye gitmeden hastaneye gidemediği, gitse de parasıyla da olsa ilaçları temin edemediği günleri ya çabuk unutmuş ya da tedavisi mümkün olmayan "Anton" hastalığına yakalanmış.
Hocamızın kitapta belirttiği "Anton" hastalığı öyle bir hastalık ki bunun müzmin ve kronik şeklini siyasi bir tartışmaya girmeye görün; o zaman daha net görebilirsiniz. Sevdiği partinin hatalarını görmediği yetmezmiş gibi rakip partinin yaptığı güzel şeyleri de görme kabiliyetini kaybetmiştir. Aklın devre dışı kalıp yoğun duyguların zihninizi esir aldığı zamanlarda bu tür acınacak körlükler yaşanıyor maalesef.
Allah ülkemiz vatandaşlarını bu körlükten ve hastalıktan korusun. Amin…
www.kadirkeskin.net
Not:
-
Duvarların Arkasında – Anlam Arayışı: Bilgin Erdoğan
-
Filozoflar Buluşması: Prof. Dr. Halil Çıkrıklar

Yorumlar
Kalan Karakter: