Hocalarımızın camilerde yaptığı vaazlarda sık sık dillendirdikleri bir hadis vardır:
1-Ömrünü nerede ve ne yolda tükettiği, 2- Gençliğini nasıl geçirdiği,3-Malını nereden kazandığı, 4-Kazandığını nerede harcadığı,5- Bilgisi ile amel edip etmediği. Haşırda sorulacak ilk sorular olduğu söylenir.
Geçen gün çarşıya giderken beklediğim dolmuş durağında ben yaşlarda bir beyle karşılaştım. İkide bir ağzına hava çeken bu kardeşimize “ Geçmiş olsun hayrola bir rahatsızlığın mı var?” dediğimde: “ Hangisi yok ki” diye anlatmaya başladı. Akciğerden başladı tansiyon, şeker, böbrek, mide, prostat vücutta ne kadar organı varsa hepsinden şikayet etmeye başladı . Yaşını sordum 82- 11 eksi, eşittir 71 yaşında. Benden tam 11 yaş küçük olduğunu öğrenince “Yaşınız benden büyük olmasına rağmen, benden daha sağlıklı görünüyorsun” dedi. Ben de teşekkür edip, “ neremden anladın ?” dediğimde, “ kendi halimden” dedi ve devamla: “ Sen sigara içmemişsindir? “ “ İçmedim” “ Alkol almamışsındır?” “ Almadım” Kumar, kadın- kız ayağın da yoktur? “ “ Evet, ” dediğimde, “ Görmüyor musun halimi? Çünkü ben bu saydıklarımın hepsini yaptım. Şimdi de ceremesini çekiyorum. Geçen gün gittiğim göğüs doktoru da ciğerlerimde leke buldu. ” dedi.
Buraya bir nokta koyalım. İnsanın kendinden söz etmesinin şık olmadığını bilerek ve affınıza sığınarak geçen gün gittiğim Manisa -Merkezefendi hastanesinde çalışan nöroloji doktoru ile aramızda geçen bir anekdottan söz edeceğim. Yaşım itibariyle ehliyetimin süresi bitti. Aile hekimim ehliyetimi yenilemem için beni hastanenin nöroloji ile göz doktoruna sevkimi yaptı. Nöroloji doktoruna çıktım. Beni ayaklarımın parmak uçlarıyla, tabanlarım üzerinde yürümemi istedi. Ben de odayı boydan boya hiç sendelemeden istenilen şekilde yürüdüm. Sonra başımı da sağa sola döndürmemi istedi. Bende namazda selam verir gibi sağa sola rahatlıkla çevirdim. Doktor: “ Amca sen namaz kılıyorsun herhalde “ dedi. “ Evet nereden bildin? dediğimde, “ Boynunu hiç zorlamadan sağa sola çevirdin. Ayakların üzerinde de bir delikanlı gibi yürüdün.” dedi.

Şimdi vücudunun her tarafından şikayetçi olan kardeşime dönelim. Kendi itiraflarından öğrendiğim kadarıyla Rabbimizin ne kadar “ YAPMA” dediği buyrukları varsa hepsini yapmış. Sigara, alkolden tutun da diğerlerine kadar hepsini icra eden bu kardeşime dedim ki, bu yaptıklarından her hangi birinin yararını gördün mü?” “ Beyefendi bunların yararı mı olur? Hepsinin zararını gördüm. Görmüyor musunun halimi? Bu yaşta başımı sokacak bir evim bile yok. Yaptığım yanlışlar dolayısıyla hem sağlığımı, hem paramı kaybettim. Bu yaşlarda kiralarda sürünüyorum. Ona da (…… ) nın verdiği yetmiyor.” dedi. Velhasıl adam dert küpü. Hayatta yaptığı yanlışların, zararlı alışkanlıkların afeti ile ahir ömründe boğuşmaya başlamış. Burada rahmetli kayın pederimin anlattığı bir fıkra aklıma geldi. Hırsız gecenin bir yarısında demir testere ile dükkanın anahtarını keserken , bekçi geliyor “ Hemşerim ne yapıyorsun orada?” Hırsız : “ Keman çalıyorum.” Bekçi : “ Sesi çıkmıyor ya?” Hırsız: “ Sabahleyin çıkar” demiş. Emekli kardeşimin de zamanla yaptığı yanlışların hepsi de ahir ömründe başına üşüşmüş. Nefsinin esiri olarak yudumladığı sahte hazlar, şimdi de şeddeli ızdıraba dönüşmüş, emekli kardeşimizden intikamlarını almaya başlamışlar.
Yaratıklar içinde içinde hesap verme duygusu olan tek canlı insandır. Heva ve hevesleri doğrultusunda hayat süren emekli kardeşimin hayat hikayesini yukarıda kendi ağzından dinledik. Hesap etmeden, sonunu düşünmeden, yaptığı yanlışlar, şimdi kendisinden hesap sormaya başlamışlar
Hayat, yapılan yanlışlarla öğrenilir. Ama bütün yanlışları yapacak kadar uzun ömre de sahip değiliz. O halde başkalarının yaptığı yanlışlar bizler için en büyük MUALLİMDİR. Başkalarının yaptığı yanlışlardan örnek almayanlar, sonradan kendileri, örnek alınır duruma düşmektedirler. Bunların örneklerini gittiğim cezaevlerinde “KEŞKE ŞİMDİKİ AKLIM OLSAYDI” pişmanlığı içinde akıttıkları gözyaşlarına sıkça şahit olan biriyim. İşte emekli arkadaşımız, başkalarının yaptığı yanlışlardan ders almadığı için bütün yanlışları yaparak hayatı öğrenmiş olmanın pişmanlığı içinde gördüm. Ama ne çare. Geçti Bor’un pazarı sür eşeğini Niğde’ye hesabı. Artık yaptığı yanlışları telafi etme imkanı yoktu.
İslam alimlerimiz İslam’ın şartını da imanın şartı gibi altıya çıkarmışlar 6. da “HADDİNİ ve HESABINI bilmektir.” demişler. Nitekim haddini bilmeyen insanlar toplum içinde gülünç duruma düşüyorlar, hesabını bilmeyenler de rezil duruma düşüyorlar
Ömrünü nefsinin heva ve hevesi doğrultusunda yaşayan emekli kardeşimin durumunu kendi ağzından siz okurlarıma aynen arz ettim. Emekli kardeşim, Allah, neyi yapma demişse onu yapmış. Nefsine mağlup olarak heva ve hevesi doğrultusunda içindeki şeytanın dürtüsü doğrultusunda yaşamanın karşılığını daha öbür tarafa kalmadan bu dünyada bedelini ödemeye başlamış.
Heva ve hevesi doğrultusunda yaşayanların yanında kitap , ahret, hesap , kitap yok diyerek inkar edenler de var. Geçenlerde İstanbul’da bir gurup restoranda kendilerine ziyafet çekip ardından da hesap ödemeden restoranı terk etmişler. Üstelik hesap isteyen görevliyi de tartaklamışlar. Atalarımız “ Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner.” demişler. Gün gelecek ödemedikleri bu hesap da bir yerlerde başka bir vesile ile başka şekilde karşılarına çıkacaktır. İçindeki şeytanın dürtüsüyle yapılan her yanlışlık bir gün mutlaka bu haramzade delikanlıların bir yerlerde karşısına çıkacaktır. Çünkü bu dünyada işlenen hiçbir suç ve günah gizli kalmaz. Her yapılan yanlışlık mutlaka bedelini ödetir. Emekli kardeşimize ödettiği gibi.
Bazı filozoflar “ Tanrı insanın vicdanıdır.” derken bazıları da “ Vicdanın fısıldaması Tanrı fısıldamasıdır.” derler. Kim ne derse desin Allah yaratırken hepimizin içine iyi ile kötüyü , yanlış ile doğruyu birbirinden ayıracak bir terazi koymuş. İyi ile kötüyü, haram ile helali birbirinden ayırmak için üniversite değil, ilkokul tahsiline bile ihtiyaç yoktur. Elifi gördüğünde mertek sanan bir çoban bile karşı sürüden bir koyun alıp kendi sürüsüne katmanın yanlış olduğunu bilir. Bunu en sade şekliyle yüce peygamberimiz tarif etmiştir. Arkadaşları sorar: “ Yaresülellah Sevap nedir, günah nedir?” Cevap: “ İşlediğinizde içinizde ferahlık uyandıran işler sevap, işlediğinizde içinizde sıkıntı uyandıran işler de günahtır” demiştir.
İşte yukarıda filozofların söz ettiği vicdanı ( terazi) şeytanın dürtüsüne mi, yoksa Rabbizin suflörü olan meleğin fısıldamasına mı emanet edeceğiz? Rabbimiz bu tercihi de paşa gönlümüze bırakmıştır. Meleğin fısıldamasına gönlümüzü ve kulağımızı açarsak, her iki dünyada karlı çıkarız. Şeytanın dürtüsüne bırakırsak, terazinin dili arızalanır ve hayatta şu üç şeyi kaybetmemize sebep olur. 1- Para 2- İtibar ile birlikte yaptığımız yanlışlıklar ve kullandığımız zararlı alışkanlıklar sonucu bedenimizde oluşan tahribatla da 3- SAĞLIĞIMIZI kaybederiz. Hepimizin en çok özen gösterdiğimiz şey sağlığımızdır. Sağlık olmadan hiçbir şeyin tadının, tuzunun olmadığını biliyoruz. Onun için bazı insanların ek olarak cüzdan dolusu para ile “ HAYAT SİGORTASI” yaptırdıklarını da biliyoruz. Yukarıda arzettiğim gibi bedenimizi yaratan Rabbimiz, bedenimizi sağlıklı bir şekilde koruyabilmemiz için nelerin yenip, nelerin içileceğini ayan beyan mugaddes kitabımızda belirlemiş. Hasta olduğumuzda gittiğimiz doktora: “ doktor! ben sana inanmıyorum, verdiğin reçeteyi de kullanmıyorum,”dersek, hastalığımızın sonucuna katlanmak zorundayız. İnsanlar da kendini yaratanın reçetesine uymazsa yaptırdığı “ HAYAT SİRGATASININ” da bir yararını göremez. Para ile ilaç alınır da , para ile sağlık satın alınamaz.
Şeytanın dürtüsü sonucu kaybedeceğimiz İTİBAR-PARA ve SAĞLIK konusunda uyduracağımız mazeretlerin hiçbir geçerliliği yoktur. Tercih tamamen paşa gönlümüze bırakılmıştır. www.kadirkeskin.net
Not: 1- Ramazan Bayram sonrası İstanbul Maltepe Cezaevi ile Anadolu yakası liseleriyle, Kocaeli – Körfez liselerinde seminerlerim dolayısıyla haftalık yazılarıma bir müddet ara vereceğim. Haftalık yayınladığım yazılarımı kesintisiz takip eden okurlarıma saygıyla duyurur, mübarek Ramazan Bayramlarını tebrik ederim.
2- İlk baskısını Manisa’nın iş insanlarından Sayın Hayrullah Solmaz beyin bastırdığı, kapağında “ PARA İLE SATILMAZ “ ibaresi bulunan “ 40 Gün 40 Programlı Yaz Tatili Dini Bilgiler “ kitabımın diğer baskılarını Manisa’lı dostlarım devam ettirerek 25. Baskıya kadar ulaşan, 26. Baskısını da kendim yaptırdım. Vefatımdan sonra da aynı şekilde çocuklarımın bastırarak ücretsiz dağıtımı vasiyetimdir.“ İyiliğe vesile olan o iyiliği işlemiz gibidir inancının mensupları olarak, kitabımın binlerce değil, on binlerce evlere, okullara, cezaevlerine girmesine vesile olan değerli dost Sayın Hayrullah Solmaz’a Şehzadeler Belediye Başkanı Sayın Ömer Faruk Çelik ve yard. Sayın Bilal Demir’e, Manisa Ticaret Odası Başkanı rahmetli Bülent Koşmaz merhum kardeşimize ve Manisa’lı diğer dostlara okurlarım adına şükranlarımı sunuyorum.

Yorumlar
Kalan Karakter: