Deli Dumrul’u anlamak için önce Meariç suresi ile Abese suresindeki ayetlerini okumak lazım.
Meariç ile Abese suresinde belirtilen ahiretteki can telaşını deli Dumrul’un dünyadaki can telaşından önce görelim: Meariç suresi 11-14 “ … Günahkar kişi, o günün azabı karşısında ister ki oğullarını, eşini, kardeşini, kendisini koruyup barındıran bütün ailesini ve yeryüzünde kim varsa herkesi fidye olarak versin de kendisini kurtarsın ister”Abese 34-41 “ O gün kişi kardeşinden. annesinden, babasından ve çocuklarından kaçar. Çünkü ogün, her kişinin kendisine yetecek bir işi olacaktır. O gün bazı yüzler aydınlıktır. Onlar güler, müjdeye sevinir. O gün bazı yüzlerde hüzün vardır.”
Peki Deli Dumrul kimdir ve macerası nedir? Deli Dumrul, Oğuz’dan Duha Koca oğlu yiğit bir delikanlıdır. Susuz bir derenin üzerine bir köprü yaptırır, geçenden otuz akçe, geçmeyenden de döve döve 40 akçe alırdı. Bunu neden böyle yapardı? “ Benden deli, benden daha kuvvetli, daha korkusuz bir er var mı ki, karşıma çıksın da benimle cenge tutuşsun, benim ünüm , şanım, yiğitliğim, şanım bütün Rum diyarını, Şam’ı tutsun. Dost , düşman , herkes bilip duysun.” derdi.
Bir gün köprünün yanı başına bir bölük oba gelir, konar. O obada güzel ve yakışıklı bir yiğit Tanrı buyruğu ile ölür. Obadakiler “ oğul”, “ Kardeş” diye dövünüp yas tutarlar. Deli Dumrul atıyla gezintiden dönünce : “ Bire ne dövünür, ne matem eylersiniz? Benim köprümün yanında, bu yas, bu kargaşa nedir?” dedi. Obadakiler: “ Han’ım ,bir güzel yiğidimiz öldü. Ona ağlarız.” dediler. “ Bire yiğidinizi kim öldürdü?” “ Tanrı buyruğu geldi, ak kanatlı Azrail yahşi yiğidin canını aldı.”
“ Bire Azrail dediğiniz de kim oluyor ki, yiğidinizin canını alır? Bu ne cür’et Ey büyük Tanrı , birliğin, benzersizliğin , sonsuz gücün hakkı için ak kanatlı Azrail’ini şu gözlerime göster, Onunla hakkınca savaşayım, dövüşeyim, toy yiğidin canını kurtarayayım. Bundan böyle bir daha güzel yiğitlerin canını almasın…” dedi.
Ulu Tanrı’ya Deli Dumrul’un bu sözleri, hiç hoş gelmedi. Gazabını üzerine çekti. “ Şu haddini, kendini bilmez kuluna bak, benim birliğimi bilmez, benim yer yüzünde döşeğimde gezer, kudretimi anlamaz…” Dedi. Azrail’e buyruk eyledi : “ Ey Azrail! Varıp o delinin gözüne görün, karşısına dur, benzini sarart , canını hırlatarak, al” buyurdu.
Deli Dumrul tam kırk yiğidi ile birlikte yiyip içip, eğlenirken ansızın Azrail çıkageldi. Ak kanatlı Azrail’i hiç kimse görmedi, duymadı, ama onu gören Deli Dumrul’un gözleri körleşti, dünya karardı , dizleri dermansız, elleri tutmaz oldu.
Deli Dumrul:
Bre sen ne heybetli kocasın/ Kapıcılar seni görmedi mi ?
Benim gözlerim görmez oldu/ Tutar ellerim tutmaz oldu.
Ağzımın içi buz gibi oldu/ Kemiklerim toz gibi oldu./ Ak sakallı, ak kanatlı koca.
Deli Dumrul böyle deyince , Azrail gazaba geldi; “ Bre deli budala sakalımın ağardığını ne beğenmezsin? Gözü akça kızların, gelinlerin, kara gözlü yiğitlerin canlarını çok almışım. Sakalımın ağarmasının sebebi budur.
Bre kendini bilmez! Hani övünürdün, ak kanatlı Azrail elime geçse öldürüyeydim, güzel yiğidin canını ondan kurtaraydım, der dururdun İşte budala ahmak, canını almaya ben geldim; vermeye razı mısın, yoksa savaşmaya hazır mısın?” dedi. Deli Dumrul.
“ Bre ak kanatlı Azrail sen misin? Bu güzel toy bahadırların canını sen mi alırsın?” “ Bildin ey haddini bilmez ben alırım” Deli Dumrul yanındakilere seslendi: “ Kapıcılar! kapıları kapatın. Bre Azrail ben seni eniş yerde ararken, dar yerde elime iyi girdin. Şimdi ben senin canını alayım da can almak nasılmış hele gör, böylece o güzel taze yiğidin canını kurtarayım.” dedi.
Kara kılıcını kınından sıyırıp eline aldı, ansızın ak kanatlı Azrail’e hücum etti. Azrail güvercin oldu, dar pencereden uçtu. Koca gövdeli Deli Dumrul böbürlenip elini çırptı, keyfinden güldü.” Gözünüz gördü yiğitlerim, Azrail’i öyle yıldırdım ki, korkusundan geniş kapıları bırakıp daracık pencereden kaçıp gitti. Madem güvercin olup uçtu. Benden kurtulduğunu sandı, ben onu doğanıma yakalatmadan durur muyum?
Anında kalkıp atına atladı, doğanı elinde ardına düştü. Birkaç güvercini yakaladı., öldürdü. Evine dönerken Azrail atının karşısına çıktı, at ürktü. Bununla da kalmadı, o koca bedenli Deli Dumrul’u yerlere çaldı. Kara başı döndü. Kara kıllı göğsünün üzerine Azrail bastı. Az önce övünürdü, şimdileyin can korkusundan hırladı.
“Bre Azrail aman! Tanrı’nın birliğine yoktur güman. Ben seni böyle bilmezdim. Uğru gibi can aldığını bilmezdim. Bizim gölgeli dağlarımız vardır. O dağlarda bağlarımız vardır. Bağlarda kara salkımlı üzümlerimiz vardır. ….. Beylikten usanmazdım, yiğitliğe doymadım, canımı alma Azrail medet!...” Azrail: “ bre budala, bana ne yalvarırsın. Ulu Tanrı’ya yalvar. Benim elimde ne var? Ben de bir emir kuluyum.” dedi. Deli Dumrul: “ Ya… Demek can veren, can alan Ulu Tanrı mıdır? “ “ Elbette” “ Ya o takdirde söyle sen ne işe yararsın? Sen aramızdan çekil Ben Ulu Tanrı ile haberleşeyim.” Dedi ve Ulu Tanrıya şöyle yakardı:” Yücelerden yücesin, kimse bilmez nicesin. Ulu Tanrı Nice cahiller seni gökte arar , yerde ister. Sen inananların gönlündesin, daim duran güçlü Tanrı. Benim canımı alacaksan sen al, Azrail’e bırakma.”
Deli Dumrul’un bu sözleri , Ulu Tanrı’nın memnuniyetine sebep oldu. Azrail’e seslendi. “ Madem ki ey Azrail bu budala benim birliğimi bildi, nimetime şükür etti. Öyleyse kendi canı yerine can bulsun. Böylece öz canı azad olsun.”
Azrail : “ Bre Deli Dumrul , yüce Tanrı’nın buyruğu böyle oldu, kendi canın yerine can bulsun, kendi canın da kurtulsun .” dedi. Deli Dumrul: “ Ben nasıl can bulayım bir ak sakallı babam, bir de ak perçemli anam var, ola ki ya anam, ya babam canın vere. Benim canımı bırak “ dedi. “ Ak sakallı gani canım babam, bilir misin neler oldu? Ulu Tanrı gök üzerindeki ak kanatlı Azrail’e buyurdu. Uçup geldi, benim akça göğsüme basıp kondu, hırlatıp canımı almak istedi. Baba canım babam senden can dilerim, verir misin?” “ Oğul, oğul!... canımın parçası oğul. doğduğunda dokuz kurban ettiğim oğul, güzel gelinimin çiçeği oğul, Tavla tavla şahbaz atlarım gerek ise ,katar katar develerim gerek ise, ağılda akça koyunum gerek ise, altın gümüş pul gerek ise, hepsi onun olsun. Dünya şirin can tatlı, canıma kıyamam böyle bil. Benden aziz, benden sevgili anandır. Oğul ona var.”
Deli Dumrul, babasından umduğunu bulamayınca atına binip anasına doğruca ak perçemli anasına gitti.” Ana bilir misin neler oldu? Gökyüzünden ak kanatlı Azrail uçup geldi. Benim akça göğsüme basıp kondu, hırlatıp canımı almak istedi. Babamdan can diledim vermedi. Şimdi senden can dilerim ana canını verir misin?”
Anası karşılık verdi: “ Oğul oğul! ey oğul! Dokuz ay karnımda taşıdığım oğul. On ay olunca dünya yüzüne getirdiğim oğul! Dolma beşiklerde beslediğim, bol bol ak sütümden emzirdiğim oğul, Akça burçlu hisarlarda tutsak olaydın, altın akçe gücüyle varıp seni kurtarırdım oğul. Yaman yere varmışsın, varamam, dünya şirin can tatlı, canıma kıyamam böyle bil oğul.” Kimseden can bulamayınca , Azrail’in verdiği mühlet sona erdi. Ve emaneti almaya gelince, Deli Dumrul: “ Bre Azrail aman! Tanrı’nın birliğine yoktur güman” dedi. Azrail : “ Bre deli daha ne diye aman dilersin? Ak sakallı babanın yanına vardın, can vermedi, ak perçemli ananın yanına vardın, can vermedi. Daha kim can verecek sana?” “ Biri daha var gidip bulayım.“ “Kimdir o?” “ Helalim ile iki oğlancığım var. Gidip onlarla görüşeyim.” Dedi. Azrail müsaade edince, Deli Dumrul atına atladığı gibi helalinin yanına vardı: “ Bilir misin neler oldu? Gökyüzünden ak kanatlı Azrail uçup geldi. Benim akça göğsüme basıp kondu, tatlı canımı almak istedi, Babama can ver , dedim vermedi, anama vardım, can vermedi, Dünya şirin, can tatlı dediler. Şimdi…” tavla tavla cins atlarım sana binek olsun, katar katar develerim sana yüklet olsun, ağıllarda akça koyunlarım sana şölen olsun” diyerek, her ikisi de can vermedi. Son çare sana geldim helalim. Helali ise, Deli Dumrul’a şu karşılıkta bulundu. “ Ne dersin, ne söylersin, gönül verip sevdiğim, koç yiğidim, şah yiğidim, karşı yatan dağları, senden sonra ben neyleyeyim, tavla tavla cins atları, akça koyunları sensiz ben ne yapayım. Senin o namert anan, baban bir canda ne var ki sana kıyamamışlar. Arş tanık olsun, kürsü tanık olsun, Ulu Tanrı tanık olsun. Benim canım senin canına kurban olsun” dedi. Bunun üzerine Azrail kadının canını almaya geldi. Ama ona kıyamadı. Bu sırada Deli Dumrul Ulu Tanrı’ya yalvardı:
- Yücelerden yücesin, kimse bilmez nicesin! Çok cahiller seni gökte arar , yerde ister, oysa sen, inananların gönlündesin. Her zaman var olan güçlü Tanrı , ölümsüz bağışlayıcı Tanrı, ulu yollar üzerine imaretler yapayım senin için, alırsan ikimizin de canını birlikte al, bağışlarsan ikimizi birlikte bağışla, bağışlaması bol, ulu Tanrım.”
Deli Dumrul’un bu sözleri Ulu Tanrı’ya ziyade hoş geldi. Azrail’e buyurdu. Deli Dumrul’un atasının, anasının canın al, Deli Dumrul ile eşine yüz kırk yıl ömür verdim..” dedi.
Ak kanatlı Azrail Deli Dumrul’un hem ak perçemli anasının, hem aksakallı babasının canlarını aldı. Deli Dumrul hayat arkadaşı ile yüz kırk yıl daha yaş yaşadı. Ama sonunda onlar da fani dünyaya veda etiler.
Deli Dumrul gibi canı tatlı olup da “ Uzun Yaşamanın Sırrı’’ adlı kitabın Amerikalı yazarı Eleneor H. Porter, 52 yaşında, yine “ Yüz yıl Yaşamanın Sırrı’’ adlı kitabın Amerikalı yazarı, 42 yaşında, Makedonyalı II. Filip’in mirasına konan ve dünyayı tir tir titreten büyük İskender çok genç sayılacak 33 yaşında, meşhur “Yaş Otuz Beş Yolun Yarısı” şiirini yazan merhum Cahit Sıtkı Tarancı da 46 yaşında dünyaya gözlerini yummuştur. Sadece bunlar mı? Hayır daha bir çokları.
Yolsuzun biri arkadaşlarıyla oturan Behlül’ün yüzüne bir avuç kül saçmış ve Behlül ne olduğunu anlamadan başındaki külahı aldığı gibi kayıplara karışmış. Behlül üstünü başını, yüzünü gözünü silkeledikten sonra mezarlığa doğru koşmaya başlamış. Arkadaşları ters yöne giden Behlül’e seslenmişler.” Hey divane külahını çalan adam şu tarafa gitti. Sen ise mezarlıktan yana koşuyorsun. deyince, onları şöyle bir süzen Behlül : “ Ne tarafa giderse gitsin, sonunda geleceği yer orası.” diyerek, arkadaşlarına büyük bir ders vermiştir.
Uzun yıllar varisler tarafından paylaşılamayıp bakımsız kalan tarla yabani otlar ve bitkiler tarafından orman haline gelir. Sonuçta varislerden satın alan bir çiftçi. Tarlaya gerekli bakımı yaptıktan sonra:“ Ey tarla şimdi sahibini buldun .” der. Bunun üzerine tarla dile gelerek şöyle cevap verir: “ Ey insan oğlu seninle beraber üzerimden doksan dokuz tek gözlü geçti. Beni bırakıp toprağa karışan çift gözlülerin hesabını var sen yap.”
Velhasıl küçük büyük bütün akarsuların göllere ve denize aktığı gibi zalimlerin, hırsızların, uzun yaşamak arzusu ile dünyaya tek gözlü ile bakıp da dünyayı putlaştıranların aktığı ve gittiği yer de toprak altı. Dolayısıyla misafir olduğumuz dünyaya tek gözle değil, çift gözle( ahirete) bakmaya çalışırsak her iki dünyada da huzura kavuşuruz.
Biz tekrar yazımızın başlığına dönelim. Deli Dumrul, Dedem korkut hikayelerinin mitolojik bir kahramanıdır. Meariç ve Abese suresindeki ayetlerin dünyada sahnelenmesidir. Ama ne var ki ahirette hayat arkadaşlarımız da can fedakarlığında bulunmayacaklardır.
Geri dönüşü olmayan ahiret sahnesinde sıkıntıya düşmemek için Meariç ve Abese surelerinin ilgili ayetlerini unutmamız duasıyla. : Meariç suresi 11-14 “ … Günahkar kişi, o günün azabı karşısında ister ki oğullarını, eşini, kardeşini, kendisini koruyup barındıran bütün ailesini ve yeryüzünde kim varsa herkesi fidye olarak versin de kendisini kurtarsın” Abese 34-41 “ O gün kişi kardeşinden. annesinden, babasından ve çocuklarından kaçar. Çünkü ogün, her kişinin kendisine yetecek bir işi olacaktır. O gün bazı yüzler aydınlıktır. Onlar güler müjdeye sevinir. O gün bazı yüzlerde hüzün vardır.”www.kadirkeskin.net

Yorumlar
Kalan Karakter: