
Süleyman ( AS)’mın yerinde yeller esiyor. Yerden yükselen selvi ağaçları ne kadar göğe yükselseler de sonunda yere seriliyor. Ve selvi boylu güzeller de, yazlık, kışlık, baharlık son , onların oynadığı son baharlık tam yedi tane saraya sığmayan Saddam ile Roma ile Paris’in göbeğine kurduğu atlas çadırlara sığmayan Kaddafi’nin son halleri hepimizce malum. Hanlara, hamamlara görkemli saraylara sığmayan tarihin nice ünlü-ünsüz kralların öbür dünyaya gönderilişinde tabut oluyor, o selviler. Ünlü şairimiz Yahya Kemal’in “ Sessiz Gemi” diye tabir ettiği bu gemiyle annemizi, babamızı ve yakın dostlarımızı uğurladık hala da uğurlamaya devam ediyoruz. Bir gün gelecek bizler de çoluk çocuğumuz ve yakın dostlarımız tarafından uğurlanacağız. Ebedi yolculuğa uğurlanırken dünya sahnesindeki rollerimizi Rabbimizin razı olacağı şekilde oynayalım. Bu yolculuktan kaçış yok. Henüz doğmamış bebekler sahnenin arkasında sahne sırasını beklemektedirler. Gelmemek ve gitmemek de elimizde değil.
Onun için dünya sahnesinde rollerimizi iyi seçelim ve seçtiğimiz rolün hakkını verelim. Çocuklarımıza da iyi rolleri seçmesinde rehberlik yapalım. Firavun, Nemrut, Karun, Ebu Cehil gibi kötü rollerden uzak duralım, Kötü insanların rollerine özenmeyelim.
Adamın biri, lokantanın camında “ Sen ye ücretini torunun ödesin” yazılı levhayı görünce lokantaya dalıyor, çorbasından tatlısına kadar karnını tıka basa dolduruyor. Yemek biter bitmez, garson gelmiş yediklerini bir fişe yazmış. “ …Şu kadar ödeyeceksiniz “ demiş. Adam camdaki yazıyı gösterince Lokantacı:” Biz senin yediğini fişledik. Torunun gelince ondan alacağız. Bu istediğimiz ise deden rahmetlinin yediğinin karşılığıdır.” demiş. Böyle bir olay olmuş mu, olmamış mı bilmiyorum. Ama bu olayı açıklayan güzel bir söz vardır. Bu sözü AVM lerde değil de Anadolu’da Ahi geleneğinden gelen bazı esnaflarımızın dükkânında görebilirsiniz. “ Dedesi ekşi koruk yerse, torunun dişleri kamaşır:” Bence bu söz kısaca her şeyi özetliyor. Yapılan yanlışlıklar hiçbir zaman gizli kalmaz ve unutulmaz. Mutlaka onları kaydeden birileri var. Rabbimiz Öyle diyor: “Ağzınızdan bir söz çıkmasın ki kayda alınmasın”
Allah bizleri selamet yurduna çağırırken: “ Hastalığın, ihtiyarlığın, ölümün, iştahsızlığın, stresin, sinirin, yalanın, iftiranın günahın, gıybetin olmadığı cennet yurduna çağırıyor ama o güzellikler yurduna, güzel davranışlar gidecektir” ( Yunus 26) buyuruyor.
Herkes canını, tenini sever. Ayna karşısında ten bakımı için zaman ayırır, para harcar, güzel kokmak için pahalı losyonlar kullanır. Eğer gerçekten canımızı ve tenimizi seviyorsak tenimize bakarken tenimizin haram lokmalardan oluşmaması ve ağzımızın da kokmaması için iftira ve gıybetten sakınalım.
Her namazın sonunda okuduğumuz “ Rabbimizbize dünyada ve ahrette iyilik ve güzellik var. Ahrette de ateşin azabından koru “ diye ağzımızla dua ederken, yaptığımız dualar davranışlarımızla bütünleşsin.
Nasıl yolculuğa çıkarken valizimizi hazırlıyorsak, sessiz gemi ile yapacağımız yolculuğumuza da hazırlıksız ve valizsiz çıkmayalım. Oraya götüreceğimiz valizin eşyaları markalı giysiler, cebimizdeki paralar değil, ağzımızdan çıkan sözler, davranışlarımız ve Rabbimize olan kulluğumuzdur.
.Aslında topraktan geldik toprağa döneceğiz. Buna iman ediyoruz. Buna iman etmeyenler de “Ben inanmaaaaaam ! ” diye bağırsalar da onlar da toprağa giriyor. Toprak bize sunduğu yiyeceklerle bizi kendine çekmektedir.
Bir gün Nuşirvan’ın vezirlerinden biri, Nuşirvan’ınsevineceği bir müjdeyi vermek üzere nefes nefese koşarak saraya geldi ve Nuşirvan’ın çok sevineceği müjdeyi verdi: “ Efendim, Yüce Allah filen düşmanını dünyadan kaldırdı.” Nuşirvan dedi ki: “ Benibırakacağını duydun mu, işittin mi? Hiç ölüme sevinilir mi? Düşmanın bile olsa ölüme sevinilmez. Düşmanımızın ölmesiyle sevinmemiz doğru olmaz. Çünkü ne bizim ne sizin, ne de hiç kimsenin hayatı ebedi değildir.www.kadirkeskin.net
Yorumlar
Kalan Karakter: