Lise yıllarında en çok okuduğum yazarlardan biri merhum Cevat Rifat Atilhan’dı. Akıcı üslubu, işlediği konular itibariyle ilgimi çeken bir yazardı. “ Yahudi Casusu Suzy Liberman, Musa Dağı, Ey Türkoğlu Düşmanını Tanı, Masonluk. İğneli Fıçı , Bir Medeniyetin Batışı , Afrika’da Misyoner Doktorlar.” Kitapları hala belleğimde iz bırakan eserleridir.
Özellikle kara Afrika’yı Hıristiyan yapan papazlar değil, Misyoner Hristiyan Doktorlardır. “ sözü oldukça dikkatimi çekmişti. Nitekim daha sonraki yıllarda Kenya Kurucu Devlet Başkanı Jomo Kenyatta: “Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde toprak vardı. Bize gözlerimizi kapayarak dua etmeyi öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda ise bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı."diyerek, Misyoner doktorların çalışmalarını kısaca böyle özetlemiştir.
Ben de o yıllarda rahmetlinin kitaplarından esinlenerek doktor olmayı hedeflemiştim. Ama maalesef okuduğum “ okul birinci , ikinci sınıf değil, üçüncü sınıf bir okuldu. 4 sene orta kısmı, 3 sene de lise kısmı olmak üzere 7 sene okumamıza rağmen lise mezunu sayılmıyorduk. Dolayısıyla Üniversite imtihanlarına giremiyorduk. Şayet o yıllarda lise mezunu sayılsaydık öyle umut ediyordum ki Tıp Fakültesine derece yaparak girerdim. Çünkü zeki değil ama azimli bir öğrenciydim. Ama nasipten öte bir şey olmuyor. Nasip Öğretmenlikmiş. Öğretmenliğimi de severek yaptım, hala da ileri yaşıma rağmen yapmaya devam ediyorum.
Hani derler ya. Bazı anne babalar kendilerinin gerçekleştiremedikleri özlemlerini, çocuklarında gerçekleştirmeye çalışırlarmış. İşte ben onlardan biriyim. Nasıl mı?
Bugün başarılı bir beyin cerrahı olarak bulunduğu ilin en klas özel hastanesinde görev yapan oğlum, üniversite sınavları sonu tercih sıralamasını bir türlü bana göstermiyordu. Çoğu öğrencim tercihini bana gösterip fikrimi alırken, benim oğlum tercihlerini bana göstermiyordu. Sonunda baba otoritesini kullanarak tercihlerini istediğimde, bir de baktım ki, işletme, bilgisayar, makine, endüstri vs. bir sürü tercih yapmış, içinde ne hukuk, ne öğretmenlik, ne de tıp var. Kendisine dedim ki: “ Oğlum her meslek saygı değerdir. Ama insanla ilgili mesleklerin hem modası geçmez, hem de manevi hazzı olan mesleklerdir,. Her insan eğitime, hukuka, hasta olduğunda doktora, aralarında ihtilaf olduğunda da hakime ihtiyacı vardır. Eğitim, hukuk, tıplardan bir tercih yap” dediğim halde yine ikna olmadığını gördüm . Ertesi gün de imtihana gireceğinden moralini bozmamak için tercih konusunda ısrar edip zorlamadım.
Yazımın konusu gereği kitabımda “ Benim yaptığımı başka veliler yapmasın” diye yazdığım bölümü siz okurlarımın merakınızı gidermek açısından sizlerle paylaşmak istedim.
Lise Müdürü olduğum için elimizin altında bolca müracaat formu bulunduğundan, okuldan getirdiğim tercih formunu akşam oğlum yattıktan sonra tıp, hukuk, öğretmenlik tercihini ilave ederek onun yaptığı tercih listesini çıkarıp, fasikülün içine kendi yaptığım tercih listesini koydum. Sabahleyin onu kontrol etmesi mümkün değildi. Sonuçlar açıklandı Tıp Fakültesini kazandı. Irın kırın yaptığında: “ Oğlum ben senin babanım. Babalar çocuklarına yönelik yanlış yapmazlar. Benim bu yaptığım değişikliğin senin yararına olduğunu ileride anlayacak ve bana hak vereceksin.” dedim. Nihayet ikna oldu. Okul açıldığında Hocalarından biri de derste “ Fatih oğlum senin parmakların uzun, sen başarılı bir cerrah olursun” sözüyle de motive olan oğlum, cerrahlığı tercih ederek bulunduğu ilin en klas özel hastanesinde Prof. Dr. Beyin Cerrahı olarak görevini sürdürmektedir.
Lafı fazla uzattım, şimdi esas konuya gireyim. Şu anda kitap dostlarımdan Bursa’lı iş insanı Sayın Mustafa Fevzi Odabaşı beyefendi kardeşimin gönderdiği, felsefi derinliğiyle ilgimi çeken bacanağı tıp doktoru Prof. Dr. Halil Çıkrıklar beyefendinin yazdığı kitapları okuyorum. Demek ki sadece biz değil, sağlık çalışanlarının çektiği sıkıntı ve sevinçlerine aileleri de ortak oluyor. Oğlumla beraber, damadım, torunlarım da doktor oldu. Zaman zaman onların sevinçleriyle beraber üzüntülerine de ortak oluyoruz. Ailelerin nasıl üzüntüsü olur demeyin, oluyor. Torunum diş doktoru. Tedavisini yaptığı hastasının çene altına hemşirenin damlattığı bir damla ilaç sonucu hafif kızarıklık peyda olmuş. İlacın verdiği hafif kızarıklık dolayısıyla “ Tiyatro sanatçısıyım Doktor beden bütünlüğümü bozdu. Bugün bana rol vermediler.” Diyerek savcılığa şikayet ederek torunumdan para talep etmesi( ki genç doktorlardan bu tür para talep eden açık gözler olurmuş.) karşısında torunumun açtığı telefonda iki gözü, iki çeşme ağlaması, oğlumun bazı ameliyatlara girerken anasından , benden dua istemesi, yapacağı ameliyattan ziyade, dışarıda bekleyen bir alay hasta yakınından tedirgin olması vs.
Maalesef bu söylediklerim görev yapan cerrahlar için bir vakıa. Son yıllarda Tus sınavlarında Cerrahi bölümler tercih edilmediği gibi, ücra yerlerde görev yapan cerrahlar da hasta yakınlarından tedirginliği sonucu ellerine bıçağı almadığı ve ilgili hastaları sevk yaptığı da bilinen bir vakıadır. Şu anda Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinden Prof. Dr. Sayın Halil Çıkrıklar hocamızın “ Bilgi Düşünce Eylem” adlı kitabını okuyorum. Sağlıkçı ailesi olarak bizim yaşadıklarımızı her doktor ve ailesinin de yaşadığını gördüm. Doktor ve hemşirelere bağırmalar, çağırmalar, hakarete uğrayan sağlıkçılar, tehdit edilip dövülen, yaralanan, depresyona girip intihar edenler, hatta öldürülen doktorlar, elindeki “ YEŞİL KARTI” doktora sallayarak: “ Doktor senin maaşın, benim vergilerimle ödeniyor.” (!) diye bağıran hastalar veya yakınları, ( oysa ki devletimiz “ YEŞİL KARTI” değil vergi, hiçbir geliri olmayan vatandaşlarımıza veriyor). Görüldüğü gibi devletimizin verdiği haklar “ HAK İHLALLERİNE” sebep olmaya başladı. Hele altı yıl önce yaşadığımız Covit zamanında , ağız- burun kapalı, kefen gibi giysinin içinde mesai mefhumu olmaksızın saatlarca çalışan sağlıkçılarımız, hastaları için kendini rizke atan, çoluk çocuğunu da atmamak için 24 saat hastaneyi terk etmeyerek, evinin yolunu unutup hastaneyi mesken tutan doktorlar ve sağlık mensupları.
ÖSS’ye giren ( bu yıl 2 milyon 560 bin öğrenci) milyonlarca öğrencilerden ancak ilk 30.00 ile 49.000 ne giren öğrenciler Tıp Fakültesine girebilmektedirler. Ülkemizin en zeki çocukları Tıp öğrencileridir. Ülkemizde en zor öğrenim tıp öğrenimiyle, Devlete en pahalıya mal olan da tıp tahsilidir. Buna rağmen hasta hakları dolayısıyla bugün ülkemizde en çok şiddete maruz kalanlar da sağlık çalışanlarıdır.
Şiddete maruz kalmak , her zaman her yerde hiçbir şekilde maruz görülemez. Meslektaşım öğretmenlerle , başta doktorlar olmak üzere sağlık çalışanlarına yapılan şiddet sanki bana yapılmış gibi ruhumda derin sızı bırakır. Dünyaya gelen her bebekten, yetişkin insanlara kadar herkes mutlaka eğitimin kenarından, köşesinden geçtiği gibi, yine bebeklik çağından, yaşamın son demlerine kadar mutlaka her insan başta doktorlar olmak üzere sağlık çalışanlarına ihtiyacı vardır. Bu gerçeği göz önüne getirerek bir iki evlatla başa çıkamayan anne babaların bir öğretmenin haftada girdiği sınıflara göre 250 , 300 öğrenci ile baş ettiğini, her gün mesaisi içinde sürekli dert dinleyen doktorun ruh halini takdirlerinize bırakıyorum.
Sınıfta ders yapan öğretmenle, Ameliyat masasında, Poliklinikte hastasını muayene eden doktorların işlerini başarı ile yapabilmelerine yardımcı olmak varken, köstek olmak, yapılabilecek davranışların en çirkinidir. Hekimliğin dünyanın en zorlu işlerinden birisi olmasına rağmen ülkemizde ve dünyada en çok tercih edilen meslekler arasındadır. Çünkü bu mesleğin kendine has bir karizması var. Ameliyathanenin kapısının önünde hastasını, hasta yakınlarına bilgilendiren bir doktoru düşünün, bir kaza anında kaza zadenin etrafında halka olup, seyre bakan kalabalığı polis dağıtmada güçlük çekerken, oradan geçmekte olan bir doktorun arabasını durdurup da kalabalığa yaklaştığında “ Ben doktorum” sihirli sözü dağılmayan kalabalığa “ Açıl susam açıl” etkisi yaptığını hepimiz biliyoruz. Ülkemizde ve gerekse dünyada dün de bugün de karizması en yüksek başta doktorlarla, bir de öğretmenlerdir. Emekli bir öğretmen olarak bugün nereye gitsem “ Hocam!” diye mütebessim bir sima ile karşılaşmanın manevi hazzını ancak yudumlayanlar bilir.
Bugün anne babaların kursaklarını açsam baksam, dün bir “ Öğretmen olsun” derken, bugün her annenin babanın yüreğinde “ Benim çocuğum doktor olsun” özlemi fıkır fıkırdar. Kadın hakları , çocuk haklarında olduğu gibi son zamanlarda hasta haklarının da suistimal edildiğini müşahede ediyor ve üzülüyoruz. Meslektaşlarım adına, öğretmen ruhuyla konuşuyorum hiçbir meslektaşım öğrencisinin kötü olmasını istemediği gibi, hiçbir doktor da hastasının ölmesini istemez. Öğretmenlere ve doktorlara bu düşünce ile yaklaşırsak son yıllarda okullarda ve hastanelerde vuku bulan nahoş olaylara meydan vermeyiz.
Ayrıca son günlerde suistimale konu olan çocuk hakları, kadın hakları ve hasta haklarının da gözden geçirilmesinde yarar var.
Not: Seminerlerimde veya bir şekilde yazarlığa hevesli olan dostlarımla ve eski öğrencilerimle karşılaştığımda sanki ben profesyonel bir yazarmışım gibi bana “ Hocam nasıl yazar olunuyor? türü sorular soruyorlar. Mektup yazmanın tarih olduğu bir dönemde benim yazar olmak gibi bir düşüncem olmadığı gibi, hedefim de yoktu. Emekli olduktan sonra eski bir öğrencimle sokakta karşılaştığımda hoşbeşten sonra “ Hocam emeklilik nasıl gidiyor? “ sorusuna , “ A. Senin babanı tanıyorum baban da emekli. Onun emeklilik hayatı nasıl geçiyorsa, benim ki de aynı” dediğimde, “ Olur mu hocam benim babam SSK işçi emeklisi, siz ise eğitimcisiniz. Bize anlattıklarınızı yazsanız ne güzel kitap olur.” Dediğinde, beynimde şimşekler çaktı. “ Olur mu , olmaz mı?” O günün gecesi sabaha kadar uyuyamadım. Meslek hayatımda karşılaştığım olayları not ediyordum. Onları çıkardım besmele çekip başladığımda şimdi 26.16.3.2. diğerleri de birer baskı olmak üzere 8 kitap sahibi amatör bir yazar oldum. “ Nasıl yazar olunur?” sorusuna da : “ BAŞLAMAK HER İŞİN EN ZOR KISMIDIR. YETER Kİ DAKTİLONUZUN VEYA BİLGİ SAYARINIZIN TUŞLARINA BASMAYA BALAYIN. SONU GELİYOR” diye cevaplıyorum. Bundan sonra soranlara da : Prof. Dr. Sayın Halil Çıkrıklar hocamızın “ BİR AMATÖRÜN YAZMA TUTKUSU “ kitabını tavsiye edeceğim. Okudum. Herkese de tavsiye ediyorum.www.kadirkeskin.net


Yorumlar
Kalan Karakter: