
Prof. Dr. Halil Çıkrıklar Bey’in “Filozoflar Buluşması” adlı kitabını okurken, “Boş bir kafa, şeytanın çalışma odasıdır.” cümlesini görünce şok oldum. Kitabı kapattım; düşündüm, düşündüm... Ve bir anda Adana’dan İstanbul Maltepe’ye, Ankara Sincan’dan Konya, Kütahya, Manisa ve İzmir’e kadar —ilçeleri dâhil— cezaevlerindeki koğuşları ve salonları dolduran mahkûm kardeşlerimle; her akşam haber programlarına konu olan rüşvet, irtikâp ve uyuşturucu kullanan "unlular" (varlıklı, makam ve mansıp sahipleri) ile uyuşturucu ve fuhuş bataklığına düşen "ünlüler" geçidi gözümün önüne geldi.
1. Gittiğim bir cezaevinde seminer sonu, 30-35 yaşlarında bir mahkûm kardeşim, “Hocam çok güzel konuştun, bizim için çok yararlı oldu, sağ ol. Ancak Türkiye’de yaşamak kolay değil ki…” diye dert yandı. Cevaben dedim ki:
“Çok değerli kardeşim; akıl, düşünce ve irade, Yaratan’ımızın bize verdiği sayısız nimetlerin en büyük üçüdür. Akıl ve irade sayesinde düşüncelerimiz, hayatımızı derinden etkileyen güçlü bir araçtır. Düşüncelerimiz duygularımızı şekillendirir, irademizle de bizi yönlendirir. Meleki düşünceler bizi motive edip doğruya yönlendirirken; olumsuz, şeytani düşünceler ise bize hem para hem itibar kaybettirir; hem de bizi utandırıp aile bireylerimizin ve yakın dostlarımızın yüzüne bakamaz hâle getirir."
Sırası gelmişken size bir hikâye anlatayım: Saçı kırçıllaşmış bir adam, genç bir bayanla evlenince eşinin yanında yaşlı görünmekten dolayı komplekse girmiş. Soluğu berber koltuğunda almış. “Berber! Genç bir hanımla evlendim, yanında yaşlı hissediyorum. Saçımdaki beyazları ayıkla da genç görüneyim,” demiş. Berber makası, makineyi eline alıyor; bakıyor ki adamın saçının beyazı siyahından çok daha fazla. Saçları sıfıra vurup adamın önündeki örtüye yığıyor ve diyor ki: “Arkadaş, benim işim çok. Al, beyazını kendin ayıkla!”
Mahkûm kardeşime dedim ki: “Değerli kardeşim, benim yaşım senin yaşının iki katından fazla. Ben de senin gibi bu güzel ülkemizde yaşıyorum. Bugüne kadar ne polis ne de jandarma elime kelepçe takıp beni karakola götürmedi. Akıl ve düşüncenin mahsulü olan irade, canlılardan sadece insanoğluna verilmiştir. Burada düşünmek için yeteri kadar vaktiniz var. Bugünden itibaren düşün: Sizi buraya düşüren kendi hatanız mı, yoksa başkasının yanlışı mı? 'Vicdanın sesi, Tanrı’nın fısıldamasıdır' denir. Vicdanen kendinizi suçsuz ve hatasız hissediyorsanız telefonumu müdür beye bırakacağım. Çok meşhur avukat öğrencilerim var; onlardan birine rica edip avukatını ben tutacağım.” dediğimde, mahkûm kardeşim başını sallayarak hatasını tasdik etmek zorunda kaldı.
2. Gelelim her akşam ekranlarda geçit resmi yapan "unlularımız" ile "ünlülerimize"... İçlerinden birini çok iyi tanıyorum. Annesi öğrencimiz, babası ise personelimizdi. Nişan yüzüklerini de ben takmıştım. Mükemmel insanlar; günümüz toplumunda değer yargılarıyla dört dörtlük bir ailedir. Allah insanı çocuklarıyla imtihan etmesin, amin... Üniversite mezunu, eğitimli, kültürlü ve başarısıyla kariyerinin zirvesinde olan oğlu, kafasını "bedava" şeytana çalışma odası olarak tahsis ettiği için şu anda cezaevinde. Geçenlerde savcıya verdiği ek ifadesinde ailesinden, yakın dostlarından ve 85 milyondan özür diliyor. Ama ne çare?
Rabbimiz, bebek olarak yarattığı bizlerin rızkını, daha doğar doğmaz bembeyaz, tertemiz ve hijyenik bir gıda olan sütü, bir değil iki kurnalı musluktan şırıl şırıl akıttı. Büyüdükçe de neleri yiyip neleri içeceğimizin reçetesini Yüce Kitabı'nda bize bildirdi. Temiz olarak yarattığı bizlerin, temiz olarak Kendine kavuşmamız için de: "Helal olarak belirlediklerimi sonuna kadar yiyip için ama haram (zararlı) olarak belirlediğim yiyecek ve içeceklerden vebadan kaçar gibi kaçının" buyurmuştur.
Matematiğin dört temel işlemi vardır: Toplama, çıkarma, çarpma, bölme. Bunlarda yapılan bir yanlışlık, sağlama yapılarak düzeltilir. Ancak Yaratan, insanın önüne dört tane "sağlaması olmayan" hesap koymuştur. Bunlar: KUDRET, SERVET, ŞÖHRET ve ŞEHVET.
"Sakın ha kulum, bu dört hesapta yanlışlık yapma!" demiştir. Hayatımıza ait bu dünya hesaplarının sağlaması olmadığı gibi, dünyada insanlar tarafından affı da yoktur. Üniversite sınavlarında dört yanlış bir doğruyu götürürken; hayatın hesapları olan kudret, servet, şöhret ve şehvette yapılan tek bir hata, bütün doğruları götürüyor. Örnek saymama gerek var mı? Bu hesaplarda yanlışlık yapanların magazin filmlerini her akşam evlerimizde izlemiyor muyuz?
Çok özür dilerim, ben kitapta “BOŞ KAFA” sözcüğünü görünce zihnimde mektep medrese görmeyen cahil insanlar izlenimi uyanmıştı. Ancak görüyoruz ki eğitimli, ünlü ve varlıklı insanların bazıları, "cahil" diye nitelediğimiz insanlardan daha boş kafalı olabiliyor. Cezaevine giden bu gençlerin çoğu eğitimli, üniversite mezunu gençler. Hangisine cahil diyebiliriz? Düne kadar kendi mesleklerinde rol model olan bu gençlerin bu duruma düşeceğini kim tahmin edebilirdi? Siyah ile beyazı ayırabilecek bu gençlerin uyuşturucu ve fuhuş bataklığına düşerek kariyerlerini çöp sepetine atmaları ne acı!
Cezaevlerinde en çok duyduğum kelime: “KEŞKE... KEŞKE... KEŞKE şimdiki aklım olsaydı!” Neon ışıklı otellerdeki yıldızlı hayatlardan sonra, güneş ışığı görmeyen beton duvarlar arasında yılları geçirmenin ne olduğunu yakından gözlemleyen biriyim.
Yazımı yine Sayın Hocamızın “Filozoflar Buluşması” kitabından aldığım Buddha’nın bir sözüyle bitireyim:
“Düşüncelerimiz duygularımızı, duygularımız davranışlarımızı, davranışlarımız alışkanlıklarımızı, alışkanlıklarımız karakterimizi, karakterimiz de kaderimizi belirler.”
Acizane ben de şöyle noktalayayım: Kafamızı ücretsiz olarak şeytanın çalışma ofisine tahsis edersek, öbür dünyayı bilmem ama bu dünyada iki şeyi kaybederiz: 1- PARA, 2- İTİBAR. Rabbimizin iradesine teslim olursak ne kazanacağımızı Yüce Kitabımız ayan beyan anlatmaktadır. Merak edenler İsra Suresi'ni okuyuversinler. (www.kadirkeskin.net)
Notlar:
-
Bir önceki yazımı şu paragrafla bitirmiştim: "Bu 'ANTON' hastalığı öyle bir hastalıktır ki bunun kronik şeklini siyasi tartışmalarda net görebilirsiniz. Kişi sevdiği partinin hatalarını görmediği gibi, rakip partinin yaptığı güzel şeyleri görme kabiliyetini de kaybetmiştir." Rabbim, insanın kafasını boş bırakıp şeytana tahsis ederse bu körlüğün yaşanacağını Bakara 7 (ve 18-19) ile Araf 179. ayetlerde beyan etmiştir. Allah hepimizi mühürlenmiş kalplerden ve perdelenmiş gözlerden korusun. Amin.
-
Kitap dostlarından bahsederken Kula Özboyacı Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Edebiyat Öğretmeni Sayın Nevzat Yüksel Bey’i unutmuşum. “Her Eve Bir Kutadgu Bilig” sloganıyla yola çıkan, bin yıl önce yazılan bu eseri sadeleştirip kendi imkânlarıyla dağıtan Nevzat Hocama başarılar diliyorum. Ayrıca beni bu kitapla tanıştıran Bursa’dan Sayın Mustafa Fevzi Odabaşı kardeşime de teşekkür ederim.
-
Akhisar İlçe Milli Eğitim Müdürü Sayın Mükremin Karasu, İlçe Kaymakamı Sayın Mustafa Can ve Akhisar Zeynep Gülin Öngör Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdiresi Sayın Kamile Gökalp Hanımefendi'nin davetleriyle 15 Ocak Perşembe günü öğrencilerle beraber olacağım. Bu seminere vesile olan tüm yetkililere teşekkürlerimi sunarım.
Yorumlar
Kalan Karakter: