Anneler- Babalar! Bu Masalı Çocuklarınızla Beraber Okuyun
Kadir KESKİN

Kadir KESKİN

Kadir Keskin'in Kaleminden

Anneler- Babalar! Bu Masalı Çocuklarınızla Beraber Okuyun

19 Ağustos 2021 - 19:04


Ben 1944 doğumluyum. Yaşım üççeyrek asrı geçti.. Küçüklüğümde ne televizyon ne

bilgisayar ne de radyo vardı. Radyo varsa bile, bizim evde yoktu. Akşam olsun da dedemizin,

ninemizin dizlerine yaslanıp onlardan masal dinlemeyi iple çekerdik. Bize hayat dersleri

masal ve hikâyelerle verilirdi. Şimdiki gibi ekranlarla değil. Okullara konferansa

çağrıldığımda konferansıma, aksakallı, nur yüzlü dedemden dinlediğim bu masalı anlatarak

başlıyorum. Bakalım siz de sıkılmadan okuyacak mısınız?

Bir bahar mevsimi, prens atına atlayarak arkadaşları ile bir kır gezintisine çıkar. Yemyeşil

halı örtüsüne bürünen, rengârenk çiçeklerin açtığı kırlarda dolaşırken yol kenarındaki bir

tarlada kan ter içinde çalışan bir köylüye rastlarlar. Prens, atından inerek köylünün yanına

varır, selamını verir.

• Prens: Tarla senin mi?

Kan ter içinde çalışan köylü cebinden çıkardığı mendille terini siler.

• Köylü: Hayır efendim, patronun. Ben işçi olarak çalışıyorum.

• Prens: Kaç para alıyorsun? ( Bugünkü parayla elli TL. Aldığını söyler.)

• Prens: Ev kira mı?

• Köylü: Kira efendim.

• Prens: Çoluk, çocuk var mı?

• Köylü: Var efendim.

• Prens: Pekâlâ bu para sana yetiyor mu?

• Köylü: Yetiyor efendim; üstelik ben bu paranın üçte biriyle borç ödüyorum, üçte

biriyle yatırım yapıyorum, geri kalanıyla da evimin geçimini sağlıyorum,

Prense göre çekirdek parası olan bu paraya karşılık köylünün verdiği cevapla kendisiyle dalga

geçtiğini sanır ve sorar:

• Prens: Benim prens olduğumu biliyorsun, herhâlde benimle dalga geçmiyorsun

değil mi?

Köylünün “Haddime mi düşmüş efendim, niye dalga geçeyim, olanı söylüyorum.”

dediğinde prens izahını ister.

Ben de burada öğrencilere soruyorum. Bu köylü kime borç ödüyor, nereye yatırım

yapıyor, dediğimde öğrencilerden muhtelif cevaplar alıyorum. Doğru cevap verenleri

ödüllendiriyorum. Haydi, aynı soruyu sizlere de soralım bu köylü kime borç ödüyor ve nereye

yatırım yapıyor? Alttaki cevabı okumadan siz de bir zihin jimnastiği yapın.

Köylü: “Efendim! Ben küçükken nasıl babam, annem beni besleyip büyütmüşlerse şimdi

onlar yaşlandı, bakıma muhtaç hâle geldiler. Kazancımın üçte birini onların bakımına ayırarak

onlara olan borcumu ödüyorum. Çocuklarım da eğitim çağında olduğu için üçte birini de

onların eğitimi için harcayarak onlara yatırım yapıyorum. Geri kalanını da ailemin geçimi için

harcıyorum.” diye cevap verir. Bu cevap prensin hoşuna gider.


Evet, sevgili okurlarım, bu masalın verdiği mesajı alamayan okurum bilsin ki yaşayacağı

sıkıntıları şimdiden göze almak durumundadır. Hayatta “yankı” diye bir şey yoktur. Hayatta

“gerçek” vardır. Hayata ne verirseniz karşılığında onu alırsınız. Alınteri verirseniz karşılığı

başarıdır. Alınteri vermez, tembellik yaparsanız sonu sürüngenliktir. Babalarımızdan mal,

unvan, şöhret, miras kalır; ama başarı miras kalmaz. Babalarından servet kalan bazı

öğrencilerimin şu anda sefalet içinde olmaları beni çok üzüyor. Karnını nasıl doyurur dediğim

nice öğrencim de bütün imkânsızlıklarına rağmen alınteri sonucu bugün, Manisa’nın önde

gelen zenginleri ve ülkemizin önde gelen bürokratları arasında yerini almaktadır. Mal, mülk,

şan, şöhret, rütbe, sağlık, gençlik, güzellik ilelebet insanda kalıcı değildir. Bunların hiçbiri

insana ait değildir. Zaman gelir hepsi insanı terk eder.

.

Lisede iken düzensiz bir öğrenci arkadaşım vardı. Otuz 36 yıl sonra 1997 yılında

İzmir’de karşılaştım. Baktım üzeri başı derli toplu değildi. O arada yakındaki bir kahvede

oturarak hayatını dinledim. Okuldan sonra evlenmiş. Düzensiz öğrencilik hayatı, iş hayatında

da devam etmiş çok iş değiştirmiş. Hiçbir baltaya sap olamamış. Neticede evi de

geçindirememiş ve üç çocuklu hanımı da sonunda kendisini terk etmiş. Sonuç: Yanlış ve kötü

yollar. O ara öğle vakti idi. Kendisini bir lokantaya götürdüm, yemekte o da bana durumumu

sordu. Ben de durumumu kendisine söylediğimde gözleri nemlendi. Yemekten sonra

ayrılırken cebine biraz da harçlık koydum: “Allah ısmarladık!” diye ayrılırken boynuma

sarılarak: “Kadir’ciğim, siz güzelliklere talip oldunuz, çoluk çocuğunuzla birlikte güzellikler

içinde yaşıyorsunuz. Ben ise çirkine ve yanlışa talip oldum, sonunda da burnuma kadar

çirkefin içine battım. Kendimi geçtim, çoluk çocuğuma üç gün olsun güzel bir gün

yaşatamadım ona kahroluyorum. Ne olur, benim durumumu öğrencilerine anlat da benim

durumuma düşmesinler.” dedi ve gözyaşı içinde birbirimizden ayrıldık. Kaldı ki arkadaşımla

beraber okuduğumuz yirmi dört kişilik sınıfımızda doktor, mühendis, profesör, milletvekili

dahi çıktı.

Yine geçenlerde rahatsızlığım nedeniyle hastaneye giderek Doktor bir öğrencime

muayene oldum. Reçetemi alıp dışarı çıkarken Doktor öğrencim kolumdan tutarak: “Hocam

çay içirmeden göndermem.” dedi. Ben de bunun üzerine: “Doktor’um dışarıda bir sürü hastan

beklerken ben senin çayını içip senin işini aksatmak istemem.” dedimse de Doktor Bey:

“Hocam, hem çayımızı içeriz hem ben de hastalarımı muayene ederim. Her zaman sizi

göremiyorum, lütfen beni kırmayın.” ısrarı üzerine kabullendim. Doktor Bey kantine telefon

ederek çay söyledi ve 10 dakika sonra çay geldi. Aaa, bir de ne göreyim, çayı getiren de eski

bir öğrencim. Beni görünce “Hoş geldin Hocam” diyerek elimi öptü ve getirdiği çayı ikram

etti. İşin tuhaf tarafı, çayı getiren öğrencim de yıllar önce Doktor öğrencimle aynı sınıfta

okuyan eski bir öğrencimdi, yani Doktor Bey’in eski bir sınıf arkadaşı. Tıpkı benim eski bir

sınıf arkadaşım gibi. Buna benzer müşahhas misaller mi istiyorsunuz? Çok. Alın işte, eski

öğrencilerimden S. Balaban. Manisalıların yakından tanıdığı Hedef Dershaneleri ve Hedef

Koleji sahibi ve koordinatörü, profesyonel eğitimci Semih Balaban. Onunla aynı sınıfta, aynı

öğretmenlerde okuyan bir öğrencim de onun okulunda yardımcı personel olarak çalışmaktadır.

Sanayiye doğru uzanırsam bunun örneklerini o kadar çok görüyorum ki mühendis öğrencim,

maiyetinde çalışan öğrencim; sanayici öğrencim, fabrikasında işçi olarak çalışan öğrencim.


Bu misallerden sonra şu soruyu hep beraber soralım. Aynı okulda, aynı öğretmenlerde

okuyup da arkadaşımın ve öğrencilerimin bu konumda olmalarının sebebi; annesi, babası mı,

öğretmenleri mi? Tabii ki hiçbiri. Yine köyümüzde ana-babasına bakmayan Yakup isimli biri

vardı. Adı kötü Yakup kaldı. Ne kızını alan ne de oğluna kız veren oldu. Bu arada İstiklal Marşı

Şairi rahmetli Mehmet Akif Ersoy’un da bir şiirini hatırlatmış olayım.

Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası/ Dostunun yüz karası, düşmanın maskarası.

Kısacası hayatta yankı yoktur. Hayatın gerçeği vardır. Hayata ne verirseniz, karşılığında

onu alırsınız. İleride borcunuzu ödemenin, çocuklarınızı eğitmenin yolunun, oturduğunuz

sıralardan geçtiğini unutmayın. Evet, gençler! Yıllarım aranızda geçiyor. Lütfen ama lütfen,

kiminle gezdiğinize, kiminle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin; çünkü bülbül güle, kargaçöplüğe götürür.www.kadirkeskin.net 

Not: Okul Müdürünün Günlüğünden adlı kitabımdan

Bu yazı 321 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum