" Baba Ne Yapıyorsun?"
Kadir KESKİN

Kadir KESKİN

Kadir Keskin'in Kaleminden

" Baba Ne Yapıyorsun?"

26 Temmuz 2021 - 16:19


Karı koca ve bir de tek oğlandan ibaret bir aile düşünün. Tek

evlat diye oğlan çocuğu üzerine titreyerek büyütülür. Baba sağlıklıdır,

elinden her türlü iş gelir, durmadan çalışır. Evin ihtiyaçlarını giderir.

Mutlu ve huzurlu bir şekilde hayatları devam ederken gün gelir, evin

hanımı rahatsızlanır. Tedavisi için evin beyi, elinden geleni yapar.

Çok büyük paralar harcar. Ama hastalığının tedavisi konusunda sonuç

alınamaz ve emrihak vaki olur, anne ölür, ama hayat devam eder.

Baba yine çalışmaya devam eder. Baba çalışır. Oğluna bir eksiklik

hissettirmez. Kısacası: Baba çalışır, oğlan yer. Ama her kemalin bir

zevalî var. Baba da yaşlanır, çalışamaz hale gelir.

Eldeki birikimler de biter, evde. ‘’Ekmek alacak paraya’’

muhtaç hâle gelirler. Baba der ki “Haydi oğlum, biraz para bul da

ihtiyaçlarımızı giderelim. “ der. Oğlanın, amcası aklına gelir. Doğru

amcasına giderek durumlarını anlatır. Amcasının durumu iyi olduğu

için karşılıksız bir tomar para vererek yeğeninin isteğini karşılar.

Oğlan, büyük bir sevinçle eve gelir. Amcasının selamını söyleyerek

parayı babasına verir. Babası ise bir tomar parayı eline alır, yanında

oturduğu pencerenin camını açarak olduğu gibi dışarı fırlatır. Ertesi

gün yine ihtiyaçlarının giderilmesi için oğlunun para bulmasını ister.

Yine oğlan, babasının çok yakın arkadaşına giderek ondan para ister.

Babasının arkadaşı da yine oğlana bir miktar para verir. Oğlan yine

aynı sevinçle eve döner. Baba dostunun selamını ileterek parayı

babasına verir. Parayı alan baba oturduğu pencerenin yanından yine

dışarı fırlatır. Ertesi gün yine oğlundan para bulmasını ister. Bu defa

oğlan babasının yaptıklarına bir anlam veremeden avare avare çarşıda

dolaşırken yolcu otobüsünden yaşlı bir adam çantalarını taşımakta

güçlük çeker ve delikanlıdan yardım ister. Delikanlı da yaşlı amcanın

çantalarını yazın sıcağında ve şehrin uzak semtinde olan evine kadar

çantaları taşır. Sonuçta da bu yardımın karşılığında bugünün parasıyla

delikanlının eline üç kuruş harçlık sıkıştırır. Delikanlı, büyük bir

sevinçle eve gelir. Babasına parayı teslim ettiğinde yine babası

elindeki üç kuruş paraya bakar ve açtığı pencereden tam fırlatırken

oğlu, hemen babasının elini tutarak: “Ne yapıyorsun baba!” diyerek

babasının elini tutar ve paraları pencereden atmasına mani olur.


Bundan önceki yazılarımda sözünü ettiğim 30 yaşındaki: “ Madem

beni doğurdunuz, bana bakmak zorundasınız!” diyen delikanlı ile

para için babasını yaralayan 16 yaşındaki delikanlıyı düşünün.

Çevreye ve kendine zarar verici davranışları olan, herkesin kendisine

borçlu olduğunu düşünen ve bu nedenle isteklerinin hemen ve eksiksiz

yerine getirilmesini isteyen, yapılmadığı zaman saldırganlaşan, emek

sarf etmeyen sorumluluklarını yerine getirmeyen kişileri 18 yaşın

altındılarsa psikoloji ‘‘ antisosyal kişilik bozukluğu’’ ile

tanımlanıyor. Tıp ise bu davranış bozukluğuna “ Psikopat” ismini

veriyor. Üstelik bu hastalığın yayılması da maalesef anneler- babalar

vesilesiyle oluyor. Genelleme yapmadan söylüyorum.Anne - baba

sağ iken yokluk nedir bilmeyen, anne babasından hayır kelimesi

duymayan nice varlıklı ailelerin çocukları, babaları ölünce sudan

çıkmış balığa döndüğünü gördüm. Bu yazdıklarımın hiçbirisi abartı

değil. Doğma büyüme Manisalı benim kadar Manisa’yı tanıyamaz.

Neden mi? 1990’lara kadar Manisa’nın tek lisesi olan Manisa

Lisesinin idaresinde 20 yıl bulundum. Manisa’nın varlıklı aile

çocukları, bürokrat aile çocukları, dar gelirli işçi çocukları da bu lisede

okuyordu. Çocuklar, ailelerin aynasıdır. Ailelerde olan sevinçler ve

tasalar olduğu gibi okula yansır. Bu yazdıklarım benim bire bir

öğrencilerimden ve ailelerden bana intikal eden bilgilerdir.

Şunu kesinkes söyleyebilirim ki bugün aileler “sorumsuz ve

doyumsuz” çocuklar yetiştirmektedirler. Doğduğundan beri bir dediği

iki edilmeyen, her istediğine kavuşan, isteğinin yaşı ile uyumlu olup

olmadığına bakılmayan, emek sarf etmeden, değerini bilmeden

alınanları vs.yapılanları hak görerek yetişen bir çocuğun; sorumluluk

sahibi, doyumlu, çalışarak kazanmanın erdemine inanan, bir şeyleri

elde etmek için emek sarf etmesi gerektiğini bilerek çalışan bir birey

olmasını beklemek mümkün mü? Üstelik her gördüğünü isteyen değil,

her istediği alınan çocuk, gerek ailesi gerekse toplum için çok

tehlikelidir.

Günümüzün anne babaları, çocuklarını sevmekle onları doğru

yetiştirme arasındaki farkı anlamalı ve çocuklarını hayatın şartları ile

yüzleştirmelidirler. En azından bu yaz tatilinde bünyelerine ve ilgi

alanlarına göre çalışabileceği işlerde çalıştırmalarında yarar


görüyorum. Kışın servisle okula gidip, yazın denizde sefa süren

çocuklar, sizlerden ayrı kaldığında sudan çıkmış balığa dönmesinler.

Hayatın tek yüzüyle çocuklarımızı hayata hazırlamayalım.

Biraz itici ve incitici gelecek ama yinede çok özür dileyerek

yazımı bir Rus atasözü ile bitirmek istiyorum: “ Çocuğunuzun her

istediğini yerine getirirseniz bilin ki iyi bir evlat değil, iyi bir domuz

yetiştirmiş olursunuz.” www.kadirkeskin.net

Bu yazı 253 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum