" Beni Tanımadın mı?"
Kadir KESKİN

Kadir KESKİN

Kadir Keskin'in Kaleminden

" Beni Tanımadın mı?"

02 Ağustos 2021 - 17:14



Doğarken ne olacağımız, nerelere ve nasıl geleceğimizi Allah’tan

başka kimse bilemez. Fıtrattan gelen yeteneklerimiz ve gayretimiz ve

alın terimizle en iyi yere gelme hedefiyle çalışıp çabalayacağız

İnancımıza göre “ Alın teri zayii olmaz.” Geldiğimizde de yaratanın bir

kulu olarak Yaratanın, yarattıklarına zarar vermemeyi, yüce

peygamberimizin buyruğu gereği bize nasıl davranılması gerekiyorsa

onlara da öyle davranarak Rabbimizin rızasını kazanmak, hedefimiz

olmalıdır. Zaten Rabbinin rızasını kazanan kul, halkın da rızasını

kazanmış olur. Bu anlayış inancımızın temel değerlerinden biridir.

Sokakta çöp konteynırlarından artık madde toplayarak ailesini geçindiren

kardeşlerimize sık sık rastlıyoruz. Bakıyorum insan olarak onların

bizden fiziki ve biyolojik olarak bir eksikliği olmadığı gibi bizim de

onlardan fazlalığımız yok. Bizim yerimizde o kardeşimiz, onun yerinde

biz olabilirdik. Boynumuzda kravat, elimizde çanta o kardeşimizin

yanından geçerken Rabbimize şükredip, onunla göz göze geldiğimizde

saygıyla selam verip, çalıştığımız kuruma işi düştüğünde ona en iyi

hizmet sunmayı düşünmemiz sevap hanemizde yerini almaktadır.

Dinimizde eyleme geçmedikten sonra kötü düşünceye bir günah yok,

Ama eyleme geçmese bile iyi düşünceye sevap var.

Bugüne kadar hiç siyasi yazı yazmadım. Bu yazımı da siyasi bir amaçla

değil, insan olarak sayın vekilimizin öğrencimiz kamu görevlisi polisimize

olan davranışını şık bulmadığım için yazıyorum. Başka şekilde

anlaşılmaması dileğiyle maksadımı “ Kavak ve Kabak” fıkrasıyla

anlatmaya çalışayım.

Şunu hemen itiraf edeyim. Fani hayatın baki olmadığı gibi, hizmet için

bir yerde bulunmak da daimi değildir. Oralar da zamanla ters orantılıdır.

Şan- şöhret, makam- mevki, vekillik ve rütbeler Rabbimizin bizlere

olan emanetidir. Zamanı geldiğinde bunlar hayal olur gider. Malımız

varsa da onlar da ileri yaşımızda günah işlememize bile imkân vermez.

Kötü niyetli ve olumsuz yaklaşım içinde olanların, hırsına yenik düşenleri

hayatın affettiğine ben şahit olmadığım gibi sizlerin de şahit olduğunuzu

sanmıyorum. Konuyu açmak için sizin de bildiğiniz meşhur “Kavak-

Kabak” hikâyesine başlayalım

Bir bahar mevsimine girerken rüzgârın önüne kattığı bir kabak çekirdeği

kavağın gövdesine çarpar ve kavak ağacının dibine düşer. Toprakla

buluşan kabak çekirdeği, yağmurların yağması, güneşin toprağı yalaması

ile çekirdek patlar filizi, boynunu uzatarak toprak üstüne çıkar.

Yağmurların ve güneşin verdiği sevinçle kabak filizi kavağın gövdesine


dolanarak hızla büyümeye başlar. Büyürken de “ Kabak kardeş sen

kaç senede büyüdün?” diye kibri ve gururu ile böbürlenerek kavağa

sorar. Kavak mahcup bir şekilde “ 15 senede büyüdüm kabak

kardeşi.” der. Kabak: “ Bak! ben senin 15 senede geldiğin yere iki

ayda geldim ve senin boyuna ulaştım.” diyerek kavak ağacını

küçümsemeye devam eder. Kavak mahcup ve mütevazi bir şekilde “

Kabak kardeş sonbahar gelsin, görüşürüz.” diyerek geveze kabağın

çenesini kapatır.

Günler geçip, sonbahar geldiğinde hırçın esen rüzgârlar ve soğuklar

başlayınca kabağın çiçekleri dökülüp, yaprakları sararıp, gövdesi

kurumaya başlayınca ayakta kalamaz ve kavağın dibine yığılır kalır.

Sonra kavak, kabağın bu hazin halini gördükten sonra uzun boynunu

uzatır ve : “ Ne haber kabak kardeş! işte benim 15 yılda geldiğim

yere hırsını kontrol edemeden iki ayda gelmeye kalkarsan halin

böyle olur.” demiş.

Neden bu fıkrayı anlattım. Geçenlerde yolda trafik kontrolü yapan eski

bir öğrencim Polis memuru hatalı davranışından dolayı durdurduğu

aracın şoföründen kimlik ister. Kimlik verme yerine aracın içindeki şahıs

: “ Beni tanımıyor musun?” diye bağırarak hakaretler yapmaya başlar.

Görevli polis memurumuz “ Tanımıyorum efendim .” dediğinde, Vekil :

“Beni tanımıyorsan TBMM’ nin albümünü alıp oradan bakacaksın!

Fazla uzatma, yap gereğini” Öğrencim Polis:” Efendim milletvekili

olduğunuzu nereden bileyim 650 tane milletvekilini nasıl tanıyayım?

Madem vekilimizsin hatalı davranıyorsun lütfen böyle yapmayın.”

diye nezaketini bozmadan karşılık verir. Basından okuduğum polisimizin

nezaketine ve cevabına hayran kaldım. Üzüntüler paylaşılınca azalırmış.

Polisimizin üzüntüsüne yürekten katılıyorum geçmiş olsun diyorum Bu

olayda büyüyen öğrencimiz polis oldu. Maalesef ama maalesef

vekilimizin şık olmayan bu davranışı da kamu oyunda iyi karşılanmadı.

Yapılan yorumlar da bunu gösteriyor. Buraya ikinci bir nokta koyarak

yaşadığım, gördüğüm, duyduğum örneklerden bir kaçını arz edeyim.

Çok yaşayan mı çok gören mi? Allah’a şükür Rabbim bana uzun ömür

verdi. Hizmetimin 36 yılı da devlette geçti. Bu arada seminerlerim

dolayısıyla ülkemin çoğu illerini gezdim. Hem çalışırken, hem de

buralarda bürokrasiyi de yakından tanıma imkânım oldu.

1- Görevden alınan üst derecede bir amirimiz aşırı alkol sonucunda

oturduğu lojmanın merdivenlerinde “ Bu bana yapılır mı?” diye

hüngür hüngür ağladığına, oysa bu amirimiz göreve geldiğinde

makam odası la teşbih cennet bahçesi gibi çiçeklerle dolmuştu.


2- Bizim jenerasyonun güzelliği dillere destan ünlü artistiyle ( C. S)

gazetecilerin yaptığı bir röportaj daha dün gibi hafızamda. “

Şanım, şöhretim, güzelliğim yerinde iken kapımda meredesler

sıraya giriyordu. Şimdi ise kapımın önünden kaplumbağlar bile

geçmiyor.” dediğini, Ahir ömründe Beyoğlu’nun arka

sokaklarında ölen bu artistin cenazesini Beyoğlu Belediyesi

tarafından kaldırıldığını gazetelerde okumuştum. A. R. Eylesin

3- Seminer için gittiğim bir ilde randevüsüne 45 dakika geç gelen

amir, makamına sekreter odasından geçerken odada bekleyen

bizlere özür beyan etmeksizin, kafasını dahi çevirmeden

selamsız odasına geçerek sekreteri ile bizi çağırıp, bulunmaz

Şam kumaşı gibi kendini övmesi. Daha sonraki yıllarda görevden

alındıktan sonra görev yaptığı o ilde hiçbir personelinden selam

alamayarak bunalıma girdiğini, psikolojik tedavi gördüğünü o ildeki

dostlarımdan duydum.

4- Yine Manisa’da mesai arkadaşlarına tepeden bakan bir daire

müdürü görevden ayrıldıktan sonra sokağa gündüz değil gece

çıkar olmuş. Sonra da Manisa’yı terk ettiğini yakın mesai

arkadaşlarından duydum.

Bu tür örnekleri uzatmaya sahifem müsait değil. Bu ve buna benzer

örneklere sizler de şahit olmuşsunuzdur. Şunu asla unutmayalım. Bugün

sahip olduğumuz başta sağlık olmak üzere makam, mevki, rütbe, vekillik

şan, şöhret, mal- mülk Rabbimizin bize birer emanetidir. Emanetlerin

büyüklüğü nispetinde yarın huzur-u mahşerde sorumluluğu da farklı

olacaktır. Çöpten bidonlarından çoluk çocuğun rızkını çıkaranlarla,

telefon başında binleri yüz binleri kazanan zenginin sorumluluğu bir

olamayacağı gibi, dağda sürünün arkasında dolaşan çobanla, klimalı

odalarda kamu görevi yapan amir ve memurların sorumluluğunun bir

olamayacağı gibi..

Sonuç olarak Sayın vekilimizle, bulunduğu yeri hazmedemeyenlere

kabak- Kavak hikayesinden sonra aşık Sefai’nin şu şiiriyle yazımı

noktalarken , çok değerli polisimize de üzülmemesi temennisiyle

geçmiş olsun diyor sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Evet:

“ Başım diye güvenme ha / Ne gelirse başa gelir

Diz toprağa yaslanırda / Baş düşerse taşa gelir"

www.kadirkeskin.net

Bu yazı 181 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum