"HOCAM DİLENCİ DEĞİL DÜKKAN SAHİBİM"
Kadir KESKİN

Kadir KESKİN

Kadir Keskin'in Kaleminden

"HOCAM DİLENCİ DEĞİL DÜKKAN SAHİBİM"

17 Ağustos 2018 - 22:37

Kölelikten gelen Memlûkler’in kurduğu  devletin en  ünlü emirlerinden  Atabek,ileri yaşınının son günlerinde  pembe yanakları  sararıp solmuş, yüzü guruba yaklaşan  güneş gibi olmuştu. Hekimler  günden  güne sararan solan, zayıflayan ve zayıflatan hastalığına  bir türlü çare bulamıyorlardı..

 İstemese de ecel şerbetini  içeçeğini anlayan  Atabek titrek ve alçak bir sesle: “ Mısırda  acizken (soyu kölelikti)  aziz oldum. Ama bugün yine  aciz oldum. Dünya malını topladım, meyvesini yiyemeden  bıraktım. Öbür dünyaya eli boş gidiyorum.Sonuç bu olduktan sonra  Mısır’da aziz  olmak da bir şey ifade etmiyormuş

Sadi-İ Şrazi   Atabek’in bu durumunu anlattıktan sonra  şöyle devam eder. “ Aklı başında olan insan, dünya malını toplayan fakat hem yiyen, hem de  yedirmek üzere kendisi için dağıtan  kimsedir. Başkalarına bırakmak için değil, kendin için kazanmalısın.Dünyada kalacak maldan  ne olacak.,Kendinle birlikte  gidecek olana bak. Senden geriye kalan senin değildir.” Devamla Sadi-i Şirazi::

“Zengin, ölüm döşeğinde  can verirken  bir elini uzatır, bir elini çeker,dili kilitlenmiştir, konuşamaz, bize hal diliyle  şunları anlatmak ister: “ Sakın  cömertlik ve keremden  el çekmeyesin, öbür elini de  hırs ve tamahtan  çekmelisin. Elin kolun serbest iken  hayra çalış. Yarın kefen   vücudunu hapsedince  elini kolunu çıkaramazsın. Kabrinin üstünde güneş, ay ve ülker  daha nice  zamanlar  parlayacak, fakat sen  mezar yastığından  başını kaldırımayacaksın.”

  Sadi-i Şirazi’nin bu tesbitlerine  bende,  bizzat şahit olduğum bir  olayı aktararak  yazıma devam edeyim.

Geçenlerde bilgisayarıma  format attırmak üzere  bir  bilgisayar  dükkanınıa gittim. Dükkanın sahibi   yakın dostum ve ankardaşım. Bilgisayarı kendisine teslim ettikten  sonra ayrılmama müsaade etmedi  söylediği çayı içmek üzere  sandalyeye oturduğumda  dükkana ayağında doğru dürüst ayakabı olmayan, pejmürde kıyafetli bir   vatandaşımız girdi. Dilenci olduğunu sanarak  ben de kendisine bir şeyler vermeyi düşünürken  arkadaş, kasasından çıkardığı bankonatları sayarak  kendisine teslim etti.  Dilenci sandığım bu kardeşimize  bu kadar  para vermesi,  beni  tereddüte sevketti.. Benim şaşkınlığımı gören dükkan sahibi: “Hocam (  …..) bu dükkanın sahibi. Bu dükkan gibi  daha  bu çevrede 11 tane dükkanı var. Kiranın günü geldiğinde tarih ve saati sektirmez.  İlk önce de benden toplamaya başlar.” deyince, hayretim bir kat daha arttı.  Arkadaş devamla: “ Hocam bu   ( ….) amcamız sadece toplamakla meşgul. Topladığını  bankaya yatırır, değil fakir fukaraya  yardım etmek, çocuk ve torunlarına  dahi zırnık koklatmaz. Çocukları  zaman zaman dükkanıma  gelirler: “….. bey paranı hazırla!. Babamı  mezara koyar koymaz  önce senin dükkanından satmaya başlayacağız” diyorlar. “ Şaka yapıyorlardır” dediğimde, arkadaşım “ yok yok hocam  ciddiler. Çünkü babalarına karşı çok hınçlılar . biz şimdi bu malları yemeyeceğiz de ne zaman yiyeceğiz” diyorlar. Duyduklarım karşısında  adeta şok oldum. Ve Hümeze suresinin  2 ve 3. Ayetleri aklıma geldi: “ O ki, malı topladı ve onu ( hep) saydı  Malı, kendisini ebedi kılacak sanıyordu.”

  Kirletmezsek,dünyanın en temiz maddelerinden biri de  su dur.  Suyun akarı olmazsa  kirlenir.  Cenab-ı Hak verdiğinden  vermemizi de  istiyor. Veren  o. Vermeyebilirdi. Sahip olduklarımızı  çalışmamızın ve alın terimizin sonucu olarak  görmeyelim. Bir inşaat işçisi, bir tarım işçisi  telefon başında  milyonlar  kazanandan daha çok çalışıyor, daha çok ter döküyor.  Yarın ahirette  herkes sahip olduğu  imkanları ölçüsünde  sorumlu olacaklardır. Sürekli toplayan, sürekli sayan insanların ruhen daha sıkıntılı olduklarını psikologlar söylüyor. Bunun en büyük örneği Amerika’nın meşhur zengini Rockefeller’dir. ( hayat hikayesini okuyunuz)

   Bu satırları yazan kardeşiniz hakkında “ Kadir hocam  gayet güzel bunları  yazıyorsun da,  sen veriyor musun? diye haklı  olarak   bir soru sorabilirsniz. Saff suresinin 2: Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri  niçin söylüyorsunuz?” buyruğunca yanlış anlamzasanız, affınıza sığınarak cevaplıyorum. Umarım bu cevabıma ındillah’ta bir halel gelmez: Aile olarak   İHH’nın yetim kampanyası gereğince Arakan’dan Sebakan,  Etiyopya’dan  Berkade, Gazze’den de  Abdurrahman’ı manevi  evlat olarak aldık.  Evim yok iken maaşı aldığımda ilk yatırdığım para  ev kirası idi. Şimdi ise maaşı aldığımda  ilk yatırdığım  yetim aylıkları oluyor. İnanın ki yetimlerin aylığını yatırdığımda  yüreğimde duyduğum serinliği ve ferahlığı  anlatamam. Toplamanın  zevki  yanında  vermenin  manevi hazzı daha başka  oluyor. İsterseniz siz de bir deneyin. Topladıklarımız, arkada bıraktıklarımız  peygamberimizin ifadesiyle  zaten bizim değil ki; götürdüklerimiz bizimdir.

Yazımı Şeyhulislam  Zihni Efendinin  ölüm döşeğindeyken  bir eli sakat olan oğluna  verdiği şu nasihatle noktalamak istiyorum. Şeyhulislam Zihni Efendi  oğluna: “  Bak evladım! 70 sene boyunca  dünyaya dört elle sarıldım. Fakat biriktirdiğim her şeyi bırakıp gidiyorum. Sen sakın benim gibi hırs gösterme! Benim dört elle  tutamadığımı  sen tek elle hayatta  tutamazsın”

Onun için yapacaklarımızı yarına bırakmayalım.  Ünlü şairlerimizden biri  yazdığı bir  şiirinin  sonunu şöyle bitiriyor. “ Yarın yaparım, yarım kılarım diyenin/  Dün kıldık namazını!” diyor.

Ülkemizde  faaliyet gösteren yardım kuruluşlarının  hoşuma giden bir sloganı: “PAYLAŞTIĞIN SENİNDİR” İdrak ettiğimiz mübarek Kurban Bayramında  imkanlarımızı, gücümüz nisbetinde  paylaşmak temennisiyle siz değerli okurlarımın  Kurban Bayramınızı  saygılarımla tebrik ediyorum.

Not: Not: 11.08.2018 günü  Manisa  Çalışma ve İşkur  Müdürlüğü ile Şehzadeler  Belediyesi  2018 Yaz ve Güz Dönemi  TYP  Projesi  Eğitim Proğramı  dahilinde  seminer sonu Şehzadeler Belediyesi personeli ile www.kadirkeskin.net



Bu yazı 1710 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum