İŞKOLİK BİR HASTAYA DOKTORUN YAZDIĞI REÇETE
Kadir KESKİN

Kadir KESKİN

Kadir Keskin'in Kaleminden

İŞKOLİK BİR HASTAYA DOKTORUN YAZDIĞI REÇETE

11 Şubat 2018 - 11:01

Bir gün bir doktora gerginlik ve tedirginlikten şikâyetçi işkolik bir hasta gelmiş. Yapması gereken çok işinin bulunduğunu; fakat kendisinin rahatsız, işlerinin beklemeye tahammülü olmadığını söylemiş. Doktor: " Bu işleri başka biri yapamaz mı? Ya da bir başkası size yardımcı olamaz mı?" diye sormuş. Adam: "Onları yalnız ben yapabilirim. Bütün işler bana bakıyor" diye cevap vermiş. Doktor: " Sana bir reçete vereceğim. Bu reçeteyi aynen tatbik etmen gerekiyor." diyerek, yazıp eline vermiş.Adam reçeteyi eline alıp baktığında, hayretler içinde kalmış. Reçetede: " her gün az iki saat işi bırakıp yürüyüş yapacaksın ve her haftanın yarım gününü bir mezarlıkta geçireceksin" yazıyormuş.  İşkolik hasta adam:" yürüyüşü anladım ama neden mezarlık?" diye sormuş. Doktor: " Oraya gidip mezar taşlarına bakmanı istiyorum. Mezarlıklar, kendilerini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur. Sen de onlar gibi ölüp mezarlığa gömülünce, kendinden başkasının yapmasına imkân olmadığını zannettiğin işlerin, başkaları tarafından da yapılmaya devam ettiğini göreceksin!" demiş.Evet bulundukları koltukta  kendilerini vazgeçilmez gören; halbuki orada, problem çözmek yerine problemin bir parçası olduğunun farkına varamayan insanlar için de doktorun reçetesi geçerli değil mi? Aslında kendini hasta gören bu adam gibi, herkes ve hepimiz için geçerli bir reçete değil mi?Bugün tıbbi yapılan istatistiklerde işkolik insanların çoğunun depresyon ilaçları kullandıkları söylenmektedir. Bu tip insanlar işlerini kendilerinden başkasına emanet etmezler. Sanki dünyayı kendi sırtında taşıyormuş gibi bir ruh hali içindedirler.   Bu ruh halini insan bedeninin kaldırması ve tahammülü mümkün değildir. Bu ruh hali insanı hem bedenen, hem de zihnen yorgun bıraktığını ve bunların sonucunda da isteksiz, mutsuz, huzursuz, tedirgin, hasta bir hayat sürme mecburiyetinde kaldığımızın maalesef farkına varamıyoruz. İnsan hayatı  çok kısa. Esen rüzgar, akan su gibi çabuk gelip geçiyor.  Herkesin hayatı, gönlünde yatan işleri yapamadan sona eriyor.  Mutlaka Her insanın bu dünyada bitmemiş ve yarım kalmış işi olacaktır.  Trafikte bazı kamyonların arkasında  " Ömür biter yol bitmez" yazları görürüz. Nasıl şoför arkadaşlar ömür boyu kat ettikleri yolu bitiremiyorlarsa, bütün insanlar da ömürleri boyunca bitiremeyeceği ve yarım kalan işleri olacaktır.Ömürlerinde sadece dünya hayatına ve dünya işlerine odaklanan insanlar ne işlerini bitebilirler, ne de huzurlu bir hayat yaşayabilirler. Çünkü dengesiz bir hayatı seçmişlerdir.   " Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için çalışın" buyuran yüce Peygamberimiz,  21.yüzyılda doktorun yazdığı " Huzur" reçetesini 14 asır öncesinden vermiştir. Sadece dünya hırsıyla yaşayan insanın dünyada huzuru araması, susuz bir insanın çölde serap görmesine benzer. "Hırs" kelimesinin bir anlamı da " Toprağı alıp götüren şiddetli yağmurdur. Yağmurun azı rahmet, çoğu afettir. Hırs, İnsanın da insanlığını sel  gibi    alıp götürmemesi lazım. lazım.  Yine depresyona girip de huzursuz olan işkolikler için peygamberimizin ikinci huzur reçetesi.  Ashaptan biri geliyor:  "Ey Allah'ın Resulü, dünyalık hiçbir sıkıntım yok,  her şeyim var. Ama bunalımdayım, huzursuzum, hayattan zevk alamıyorum, mutlu değilim." Diyerek Peygamberimizden yardım istiyor. Allah'ın Resulü yüce Peygamberimiz : " Git bir yetimin başını okşa, bir açı doyur." buyuruyor.Cenab-ı Hak da İbrahim suresinin 34. Ayetinde  :" Allah, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah'ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz İnsan çok zalimdir, çok nankördür."Şu halde Allah bize bolca, çömertce  sayısız nimetler vermişse, biz de  vermekle yükümlüyüz.  Rabbimiz de, Peygamberimiz de mutluluğun ve huzurun iksirini bize bildirmişlerdir. O da Rabbimizin bize verdiklerinden biz de gücümüz nisbetinde vermektir.  Gideri olmayan havuza akan su zamanla  kirlenir,yosun tutar içilemez hale gelir. Biriktirmek de insanı bozar ve  huzursuz eder. Ancak Rabbimizin bize verdiğinden vermekle huzur bulabiliriz.   Rabbimizin buyruğu ile Peygamberimizin mübarek sözlerini size arz eden bir kardeşiniz olarak aklınıza şöyle bir soru gelebilir. "Acaba Kadir hoca bunları yaptı mı da  bize tavsiye ediyor." diye.  Yine Rabbimiz Saff:2: "Ey iman edenler! yapmadığınız ve yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?"  buyuruyor. Lütfen riyakârlık olarak kabul etmeyin.  İşlenen  günahları anlatmak  ikinci bir günahtır. Yapılan  iyiliklerin de başa kakmadan insanlara hatırlatarak  yayılmasını da  teşvik eden bir inancın  sahibiyiz. Malum ülkemizdeki bazı sivil toplum kuruluşlarının İslam dünyasındaki savaşlar dolayısıyla yetim kalan çocuklar için " Yetim Çocuk" kampanyası açıyor.  Biz de  aile  olarak İHH'nın açtığı yetim çocuk kampanyasına katılarak Suriye'de savaşta bütün yakınlarını kaybeden 14 yaşındaki Abdurrahman, Etiyopya'da terör dolayısıyla babasını kaybeden 7 yaşındaki Berkada ile Arakan'da zulme uğrayan  ve bütün ailesini  kaybeden 8 yaşındaki  Sebakan'ı   himayemize aldık. Eşimle ben  maaşımızı aldığımızda ilk ödememiz Suriyeli Abdurrahman, Etiyopyalı Berkada ile Arakan'lı  Sebakan kızımız için. İnanınız ki ödememizi yapıp, banka dekontunu elimize aldığımızda  aile olarak içimizdeki  gönül ferahlığını ifade etmemiz mümkün değil.  İsterseniz bir de siz deneyin. Yüce peygamberimize  sorarlar: " Yaresülellah günah nedir, sevap nedir? Cevap: " Günah:işlediğinizde içinizde  sıkıntı  ve darlık uyandıran işlerdir. Sevap ise:   İşlediğinizde içinizde  ferahlık  uyandıran işlerdir."Bugün bay - bayan herbirimizin gardolabında değil 80- 90 yıl,  beş yüz yıl yetecek giysilerimiz var.   Sadece geçiçi dünyanın  zevklerinden ve   giysilerimizden  yapacağımız bir tasarrufla  her birimizin  eli,  gerek yurt içinde, gerekse yurt dışında  bir yetimin başına uzanıp okşayabilir. Yine  yüce Peygamberimiz ölüyü kabre kadar üç şey takip eder: Çoluk-çocuğu ( dostları), malı ve ameli. Bunlardan  Çoluk-çocuğu ve malı döner, kandisiyle  başbaşa ameli kalır.  Unutmayalım  ki inancımıza göre  bu dünyada  kazandığımız  tapulu  mallar, emanet mallardır.  Bize ait olanlar ise,  yedik içtiklerimizle, gördüklerimizle  bizim olacaktır.

Bu yazı 1437 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum