Manisa'nın Manevi Dinamiklerindendi
Kadir KESKİN

Kadir KESKİN

Kadir Keskin'in Kaleminden

Manisa'nın Manevi Dinamiklerindendi

11 Ağustos 2021 - 15:31


Merhum Hacı Hüseyin Dede( Nam-ı Diğer ŞEKERCİ

DEDE- 1914-1997) ( 31)

Resmî bir görevi olmaksızın 52 yıldır bereket kaynağı,

adeta bereket fışkıran küçücük bir kitapçı dükkânında,

yakından ve uzaktan gelen ister fakir isterse varlıklı insanlar

için bu dükkândan ne şeker, ne çorba, ne de ekmek eksik

olmuştur. Bu üç nesne sanki dükkânın içinden fışkırırcasına

bollaşarak her geçen gün artarak gelen giden herkese dağıtımı

yapılmıştır. Sadece insanlar değil kediler de 52 yıldır ciğersiz

kalmamıştır. Bu küçücük dükkândan çevrenin fakir ve

güçsüzleri her gün muntazaman ekmeklerini almakta, kediler

de günlük ciğer istihkakını muntazaman tüketmekmişlerdir.

Pekâlâ, bu küçücük dükkândan fışkıran bereketin sırrı

neydi?

Balkan Savaşı sırasında Zağra’da çok küçük yaşlarda

iken babasını kaybeden ve eniştesinin yanında çizmeciliğe

başlayan delikanlı Hüseyin Efendi, bir gün rüyasında manevî

bir işaretle gelene ve gidene dükkânında sofra açmaya

başlar.Gördüğü bu rüyanın tesiriyle gençliğinde cömertliği ve

hâl dili, insanlara öğüdü çevresindekileri etkiler. Zaman içinde

de yurt içinden ve yurt dışından gelen ziyaretçilerin uğrak yeri

olur. Her gelene avuçla şeker verdiğinden Hüseyin Efendi’nin

gerçek ismi unutulur ve “Şekerci Dede” ismi ile anılmaya

başlar. Hüseyin Efendi’nin yanına gelenlere avuçla verdiği

şekerleri alanlar, aldığı şekerlerin ev halkına yetecek kadar

çok olması yanına gelip giden insanların dikkatini çeker. Bu

durumun anlaşılmasından sonra Şekerci Dede, şekerleri

avuçla değil, paket içinde vermeye başlar.

Şekerci Dede’nin dükkânında her sabah çorba kaynar,

gelen zengin, fakir kim olursa olsun bu sofraya dâhil olur,

nasibini alırdı. Bu dergâhta sadece insanların değil kedi –


köpek gibi sokak hayvanlarının da payı vardı. Onlara da her

gün ciğer alınır, doğranıp karınları doyurulurdu.

Şekerci Dede’nin bu durumunu bilenler ziyarete gelirken

bir iki kilo şekerle gelirlerdi. Dükkâna gelen insanlar arasında

zengin fakir, hatırlı hatırsız ayrımı yapmaz, ihtiyacı olanın da

ihtiyacı karşılanırdı.

Bir sabah çorba içilirken Manisa sokaklarında meczup

olarak dolaşan ve elinden içki şişesi düşmeyen ( Ş. O) gelerek

Şekerci Dede'den içki parası ister. Şekerci Dede çekmeceden

çıkardığı bir miktar parayı bu meczuba içki parası olarak verir.

Dükkânda bulunanlar bu durumdan hoşlanmazlar. Bunu sezen

Şekerci Dede, “Verdiğim sadaka değil, bağıştır. Şayet bunu

vermeseydim dışarıda bir başka Müslüman’ı rahatsız eder,

zarar verebilirdi.” der. Şekerci Dede’nin bu davranışındaki

hakikati Almanya’da Bielefeld ‘de gezdiğim gençlik

yurdundaki uygulama ile daha iyi anladım. Belediye,

uyuşturucu kullanan ve tedavisi de mümkün olmayan gençleri

bu yurtta toplamış, bu gençler başkalarına zarar vermesinler

diye bizzat belediye doktoru kontrolünde sabah akşam 30'ar

gram uyuşturucu verilerek sakinleştiriliyorlardı.

Dükkânın kitap geliri çok cüzî olmasına rağmen gideri

ayda 4 ile 5 misli idi. Zekât ve sadaka olarak gelen paralar

bekletilmeksizin aynı gün içerisinde yoksullara intikal

ettirilirdi. Ekmek için gelen hiçbir yoksul geri çevrilmez, şayet

ekmek alınacak para yoksa bile ekmek borçla alınır, ihtiyaç

sahibinin ihtiyacı mutlaka karşılanırdı. Bakarsın ertesi günü

Manisa'dan, İstanbul'dan, Ankara'dan, Sivas’tan veya

Avrupa'dan gelen bir ziyaretçi, dükkânın borcunun ne

olduğunu bilmediği hâlde, rahmetli Şekerci Dede'ye bıraktığı

sadaka sayıldığında, borç miktarını fazlasıyla karşılayacak

kadar çıkardı. Onun dükkânı, görünüşte bir kitapçı dükkânı

idi, ama gerçekte bir yardım kuruluşuydu. 52 yıldır dergâha

gelen hiçbir yoksul, hiçbir sokak hayvanı karnı doyurulmadan


ayrılmamıştır. Ekmek için gelen hiç kimse ekmeksiz geri

çevrilmemiştir. Ölümünden sonra da hâlâ bu gelenek aynen

devam etmektedir.

Mana eri Şekerci Dede'yi biraz da fizikî olarak tanıtmak

istiyorum. Onu görenler ve yakinen tanıyanlar herhalde benim

bu söyleyeceklerimi tasdik edeceklerdir. Yaşı 90'nın üzerinde

olmasına rağmen pürüzsüz ve çizgisiz nuranî bir siması vardı.

Simasında, sanki 15 yaşındaki bir gencin yüzündeki tazelik

vardı. Şekerci Dede’yi çok değerli arkadaşım Fatih Anadolu

Lisesi Müdürü Rahmetli İsmet Sönmez’le sık sık ziyaret

ederken hemen Peygamberimizin Şu Hadis-i Şerifi aklıma

gelirdi. Peygamberimiz buyuruyor ki “Sizin en hayırlınız,

göründüğünde Zül Celâl'in hatırlandığı kişidir.” Şekerci

Dede'nin nuranî yüzünü gördüğümde hemen Rabbimizi

hatırlardım. Merhum arkadaşım İsmet Sönmez rahmetli de

kendilerini çok severdi. Birbirlerini çok seven bu iki

rahmetliyi Rabbimin de sevdiğini umuyorum. Umarım

Rabbim, bizlerin de sevdiği bu iki mübarek insanı cennetiyle

taltif etmiştir.

Cenab-ı Hak Al-i İmran 114:” Onlar Allah’a ve ahret

gününe inanır,iyiliği teşvik edip kötülükten sakındırır ve

hayır işlerde birbiriyle yarışırlar. İşte bunlar Salih

kullardandır.”

Şekerci Dede iyiliği teşvik eden, kötü ve kötülüklerden

sakındıran Allah’ın salih kullarından biriydi. Nitekim bir gün

yine İsmet Sönmez merhum arkadaşımla otururken bizimle

dükkanda olan ziyaretçilerden biri: “ Dede benim bir

komşum var. Komşuma iyilikten başka hiçbir kusurum

yok. Her türlü sıkıntısında ilk yardımına koşan ben ve

eşim, Burada riya olmasın diye yaptığımız iyiliklerden söz

etmek istemiyorum. Üzüntülerini paylaşıyoruz,

sevinçlerine hep beraber seviniyoruz Ama gel gör ki bu

komşumuz bizim aldığımızı, giydiğimizi ve bindiğimizi


hazmedemiyor hep gıybetimizi yapıyor. . Mesela en

basitinden onların çocuğu üniversiteyi kazandı ilk tebrik

eden biz olduğumuz halde ertesi sene bizim çocuğumuz da

üniversiteyi kazandı. Kapı komşumuz olduğu halde bir

‘hayırlı olsun demediler’ Ben bunlara ne yapayım?”

dediğinde, Şekerci Dede: “ Senin hiçbir şey yapmana gerek

yok. Hasetlik bir ateştir. Haset edeni yakar. Zaten o kendi

kendini yakıp tutuşturuyor. “ dedi ve ekledi. “ İnsanlar

iyilik yapılmaya layıktır. Sen de yaptığın iyiliği yapmaya

devam et! “ dedi.

İşte Hacı Hüseyin Dede, nam-ı diğer Şekerci Dede,

Rabbimizin buyruğu gereğince “ İyilikleri teşvik eden,

insanları kötülüklerden de sakındıran” bir mana eriydi.

Vefatında Manisa dışında olduğumdan cenaze namazını

katılmak nasip olmadı. Ama dostlarımdan dinlediğime göre

son yılların en kalabalık cenaze namazı imiş. Cemaatin

Hatuniye Camii'nin avlusundan Emekliler Parkı dâhil Valilik

önüne kadar taştığını, trafiği durdurduğunu, Manisa'da yakın

tarihte böyle kalabalık bir cenaze namazının kılınmadığını

Manisalı dostlarım bilhassa anlattılar.

Çatal mezarlığında medfun olan merhumun anısına,

sevenleri tarafından Manisa’nın Güzelyurt mahallesinde

yaptırdıkları “ Şekerci Dede Camisi ” ismiyle hatırasını

yaşatmaktadırlar.

Şekerci Dede'den söz ederken idealist eğitimci ve bilge

gönül adamı, değerli meslektaşım merhum İsmet Sönmez

rahmetliyi de anmış oldum. Bu yazımı okuyan tüm

dostlarımdan bu iki mana erinin ve âhirete intikal eden tüm

Manisalı hayır severlerin ruhlarını fatihalarla yâd etmelerini

özellikle istirham ediyorum. Ruhları Şâd Olsun. Amin…

www.kadirkeskin.net


Bu yazı 188 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum