Ömrümüzün özeti
Kadir KESKİN

Kadir KESKİN

Kadir Keskin'in Kaleminden

Ömrümüzün özeti

16 Nisan 2021 - 17:57


Bir dervişe sormuşlar: ‘‘Nasıl bir hayat yaşayalım?’’ Gönlünde Allah sevdası

bulunan derviş de şöyle cevaplamış : “ Son nefesinizde, nasıl bir hayat

yaşamış olmayı isterseniz ? Öyle yaşayın.” diye sözlerini noktalamış.

Allah’ın bu dostunun cevabı bir ömrün özetidir.

Ölümü, sürekli düşünerek yaşamak elbette mümkün değildir. Şayet; sadece

ölümü düşünerek yaşasaydık , adımlarımızda ilerleme olmaz, hayat dururdu.

Allah, insana öyle bir duygu vermiş ki cenazemizi kabristana götürürken

ağızlar sus pus... Ne zaman mevtayı mezara koyup üzerine dolu dolu

toprak atıp kabristandan çıktığımızda, birdenbire ölümü unutuyoruz. Sanki

ölüm ;bir başkasına , arkadaşımıza , komşumuza gelecek de bize gelmeyecek

ve hiç ölmeyecekmiş gibi bir hayat yaşamaya devam ediyoruz.

Oysaki peygamberimiz ömrün formülünü vermiş. “ Hiç ölmeyecekmiş gibi

dünya için çalışınız, yarın ölecekmiş gibi de ahret için çalışınız .” Ne var ki

bizler hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışıyoruz. Aniden kendimizi ölüm

döşeğinde bulunca da en yakınlarımızdan, doktorlardan medet umuyoruz.

Oysaki medet umduğumuz insanlar da kendimiz gibi ölümlüdür. Manisa’nın en

ileri gelen ailelerinden bir büyüğü, ölümcül bir hastalığa yakalandığında

çocuklarına bağırmış: “ Beni neden Amerika’ya götürmüyorsunuz? Ben

bu parayı niçin kazandım . ” diye hakaretlerde bulunduğunu hastanın

yakınından dinlemiştim. Neticede ölüm karşısında en sade vatandaştan, anlı

şanlı krallarına kadar herkes çaresiz bir telaşa kapılıyor.

Orta Çağ’da Avrupa’da ünlü Hessen Dukası hanedanının veliahdı, genç

yaşta amansız bir hastalığa yakalanır. Doktorlar, tedavisi mümkün olmayan

bir hastalık olarak teşhisini koyunca annesi gözyaşlarını içine akıtarak

ağlamaya başlar. Öleceğini anlayan veliaht da telaşa kapılır. Kendine göre

çareler aramaya başlar.

— Anne, ecelin gelip beni öyle kolayca almasına müsaade etmeyeceğim.

Göreceksiniz, onu buraya sokmayacağım. Kılıçlı mızraklı kırk kişi gelip

başımda beklesin. Pencerenin etrafına toplar dizilsin. Azrail yaklaşmaya

cesaret ederse hiç acınmasın. Gereği yapılsın.

Zavallı veliahdı, kırmamak için emri üzerine toplar pencere kenarına

mevzilenir. Kılıçlı kırk kişi, veliahdın odasında nöbet tutmaya başlar.

İçlerinden birini tanıyınca “Lorraine !Lorraine! ” diye seslendi. Asker, yatağa

yaklaştı. Askere “ Biliyorsun, sen benim en yakın arkadaşımsın. Şu keskin

kılıcınla Azrail’i bana yaklaştırmazsın, değil mi?” dediğinde…


Asker Lorraine: “ Hiç, merak etme! Veliahdım, yaklaştırmam:” der. Bu arada

sarayın papazı hastaya yaklaştı ve çarmıha gerilmiş küçük İsa heykelini

göstererek kendisiyle uzun uzun fısıldayarak konuştu . Genç veliaht, papazı

şaşırarak dinledi. Sonra birdenbire telaşla: “ Söylediklerinizi çok iyi

anlıyorum Rahip Efendi… Kendisine para verirsek hizmetlimizin çocuğu

küçük Beppo, benim yerime ölmez mi?” deyince, papazın nutku tutuldu .

Veliaht yine rahibin kulaklarına fısıldayarak:

— Sayın Peder, anlattıklarınız çok üzücü... Neyse ki cennette yine veliaht

olacağım. Tanrı, mutlaka benim soyluluğumu dikkate alıp bana ona göre

davranacaktır.

Sonra annesine döndü:

— En güzel giysilerimi ve beyaz mantomu getirsinler. Bari cennette biraz

güzel görüneyim.

Rahip, üçüncü kez veliahtla konuştu. Yavaş yavaş bir şeyler anlattı. Daha

sözünü bitirmemişti ki veliaht:

— Ya! Demek ki ölümün karşısında ne anneler – babalar, ne rahipler ne

askerler ne de doktorlar bir şey yapıyorlarmış. Veliaht olmak da hiçbir işe

yaramıyormuş! dedi .

Sonra duvara döndü. Çaresizce acı acı hıçkırarak ağladı. Üçüncü

hıçkırışta annesi, babası, rahip ve askerler başındayken son hıçkırıkta ruhunu

teslim etti.

Hayatı boyunca dağdan odun getirip satarak maişetini sağlayan adama

-ileriki yaşlarında - yaptığı iş kendisine bayağı ağır gelmeye başlar. Hayatın

yükünü çekemez olur. Bir yaz günü, ormandan edindiği odunları sırtında

taşırken yorulur. Sıcaktan dili bir karış çıkar ve bir anda sırtındaki

odunları fırlatarak : “ Yeter , be! Nedir çektiğim bu hayattan ! Azrail, gel de

al canımı! ” der. Aniden Azrail karşısında arz-ı endam eder : “ Geldim (!) ”

der. Telaşa kapılan ihtiyar: “ Şu odunları, sırtıma almaya yardım et de

kulübeme kadar gideyim .” der. Evet, ölüm karşısında herkes

telaşlanmaktadır. Eli ayağı, dili birbirine dolaşmaktadır. Dünyanın en

fakiriyken elli altı yaşında, dünyanın en zengin insanı olan Steve Jobs’u

varlığına rağmen parası bir gün olsun yaşatamamıştır. Oysaki bir gün sonra

‘‘İphone 4’’ü tanıtacaktı.


Dinimize göre nefesler sayılıdır. Ne bir saniye önce ne bir saniye sonra nefes

bırakılır. Tıpkı güneşte ve lodosta yavaş yavaş eriyen kar gibi… Bize verilen

ömür sermayemizi, her nefeste tüketiyoruz. Jobs da ömür sermayesini

tüketip son nefesini verirken ağzından dökülen son cümle şu olmuştur: “

Ölüm, hayatın en büyük icadıdır.” diye ruhunu teslim etmiştir.

Sağlığı ve her türlü üne(şöhrete), una (varlığı), maddi imkana sahipken hayatı

komedi sananlar, son espriyi unutmamaları gerekir. Toprak herkesi eşitleyerek

kucaklar, içine alır.

Yazımın başlığına dönelim: : “ Son nefesimizde, nasıl bir hayat yaşamak

istersek şu anda öyle yaşayalım.www.kadirkeskin.net

Not: Ömrünün çeyrek asrını Manisalı esnaflara adayan, Manisa’da Esnafın

çınar ağaçı iki kızı da öğrencim olan, sevdiğim, saydığım yakın dostum Sayın

Recep Çınar beyefendiyi makamında ziyaret ederek, bu güne kadar başarı ile

yürüttüğü hizmetlerinde, daha nice yıllar sağlık ve afiyet içinde yürütmesi

temennisinde bulundum ve yeni çıkan kitaplarımı kendilerine takdim etim

.www.kadirkeskin.net


Bu yazı 223 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum