Yaşasın Türk Tayyareciliği
Kadir KESKİN

Kadir KESKİN

Kadir Keskin'in Kaleminden

Yaşasın Türk Tayyareciliği

19 Aralık 2020 - 11:00

Dünyada bizim kadar okulunda okutup, maaş verdiği lojmanında oturttuğu bürokrasisi kadar ülkesine zarar veren  başka bir ülke var mı bilmiyorum. 
 
Nasıl hacca giden değirmencilik yapamaz, eli terazi tutup esnaflık yapamaz gibi  din dışı  bir takım  sözler  üretildiyse, bilim üreten insanlarımızla, mucitlerimizin çalışmaları da  küçümsenerek uyduruk fıkralar ve çevrilen karikatörüze filmlerle  çalışmaları hep  engellenmiştir. Nitekim  rahmetli Vecihi Hürkuş için çevrilen filmde de bu küçümsemeyi açıkca görürsünüz.
İşte bunlardan birisi:
Neymiş bir mecliste  Amerikalı: “ Biz Mars’a gideceğiz..” demiş
Alman: “ Biz yakıtsız giden otomobil üreteceğiz.” demiş
Fransız: “ Atom bombasını etkisiz hale getirecek proje üzerinde çalışıyoruz” demiş.
Bizim Temel de: “ Biz de güneşe gideceğiz.” deyince, Avrupalı bilim adamları: “ Güneşe nasıl gideceksiniz, güneş yakar.” dediklerinde, Temel de : “ O kadar enayi değiliz, tabi, akşam serünlüğünde gideceğiz.”  diye cevaplamış.
Her ne kadar burada Temel’in kıvrak zekası ve hazır cevaplığı söz konusu ediliyorsa da bu fıkra ile buz gibi Temel’in  şahsında Türk bilim insanı ile  alay söz konusudur.  Aşağıdaki bilim insanlarımızla mucitlerimizin başına gelenler bunlardan bazılarıdır.
 
1-Türkiye'de tasarlanan ve üretilen ilk “ DEVRİM” isimli otomobil.1961 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in talimatıyla, Eskişehir Demiryolu Fabrikasında, 129 günde üretildi. Özellikle bilinmeyen bir el devreye girdi. Benzin deposu bilinmeyen bir el tarafından boşaltılan  arabaya bindirilen Cemal Gürsel Anıtkabire giderken yolda  arabanın benzini bitti.  Sanki düğmeye basılmış gibi basın bir anda alayvari   “ Türkiş (!)” diyerek  aleyhte bir propaganda  furyası ile  yerli araba doğmadan öldürüldü. O gün,  o ihanete mani olunsaydı. Bugün TOOG’u dört gözle bekler olmayacaktık.
2-Vecihi Hürkuş (1896- 1969), Türk pilotmühendis ve müteşebbis. Türk havacılık tarihinin en önemli isimlerinden biridir, Türkiye'nin ilk uçak tasarımcısı ve üreticisidir, Türkiye'nin ilk yerli uçağını üretmiştir.
28 Ocak 1925'te "VECİHİ K-VI"adını verdiği uçağını uçurur. Ancak  bürokrasi harekete geçer.  İzinsiz uçuşla hava sahasını ihlal nedeniyle ödül yerine uçak sevdalısı Vecihi  Hürkuş’a ceza verilir.  Vecihi Hürkuş'un  ceza almasının nedeni ise, o yıllarda   bürokraside  havacılıktan anlayan kimsenin bulunmamasıydı.  Tıpkı idam edilen Galile’nin “ Dünya dönüyor” demesini anlayanın olmaması gibi.
 Kendi ülkesinde ceza alan Vecihi Hürkuş, 23 Nisan 1931'de  Çekoslovakya’ya  davet edilerek Çekoslovakya’da  yetkililer tarafından  yapılan  bir törenle, “Yaşasın Türk Tayyareciliği” yazılı bir pankartla onurlandırılarak uçuş müsaadesini  verilmiştir.  Çekoslovakya’dan Türkiye’ye uçarak gelmiştir.  Avrupa’dan uçuş izni alan Vecihi Hürkuş,  ne yazık ki  kendi ülkesinin bürokrasisinden uçuş izni alamamış, ülkemizde kendi yaptığı  uçakla  uçuşuna müsaade edilmemiştir. O gün kadıköyde bir kereste fabrikasında imal ettiği uçağına izin verilmiş olsaydı, herhalde bugün dünyanın en ileri uçak fabrikası ülkemizde olurdu.
3-Nuri Demirağ (188-; 1957.
Devlet demiryolları inşaatının ilk müteahhitlerindendir. Türkiye’nin 10.000 kilometrelik demiryolu ağının 1250 km’lik bölümünün inşasını gerçekleştirmiş bu nedenle DEMİRAĞ soyismi Atatürk tarafından verilmiştir.
“Avrupa’dan, Amerika’dan lisanslar alıp uçak yapmak kopyacılıktan ibarettir. Yepyeni bir Türk tipi vücuda getirilmelidir.” diyerek ordunun uçak ihtiyacını karşılamak üzere, deneme uçuşlarını yapabilmek için Yeşilköy'deki Elmaspaşa Çiftliği'ni satın alarak uçakları kullanacak Türk pilotların yetişmesi için Gök Okulunu kurmuş.  Bu okulda 1943 yılına kadar 290 pilot yetiştirmekle kalmayıp, Beşiktaş'ta kurduğu uçak fabrikasında Türkiye’nin ilk uçak mühendislerinden Selahattin Reşit Alan’la. 1936'da ilk tek motorlu uçak üretilerek  Nu.D-36 adı verilmişti. 1938'de Nu.D-38 adlı çift motorlu 6 kişilik yolcu uçağı yapıldı. Nu. D-38, 1944 yılında dünya havacılığı yolcu uçakları A sınıfına alındı. İlk uçak siparişini 1938 yılında Türk Hava Kurumuna (THK) verdi. Ama nedense yine bürokrasi devreye girerek Nuri Demirağ’ın çalışmaları engellendi.  Yurt içi siparişleri iptal edilerek dışarıdan uçak satın alınmakla birlikte Nuri DemirağIn  İspanya, İran ve Irak'tan alınan siparişleri de engellenerek  iflasına  sürüklendi. Elde kalan sapa sağlam uçaklar da göz göre göre hurdacıya satıldı. Nuri Demirağ'ın hükümet üyelerine ve cumhurbaşkanına mektuplar yazarak yanlışlığın düzeltilmesi için yaptığı girişimler de başarısız kalınca, fabrika 1950 yılında kapandı.  Vecihi Hürkuş’la, Nuri Demirağ’ın önü kesilmeseydi bugün dünya uçak sanayiinde Türkiye nerede olurdu? Takdirlerinize arz ediyorum. Bereket İHA, SİHA larla Sayın Selçuk Bayraktar rahmetli Hürkuş ile rahmetli Demirağ’ın rüyalarını gerçekleştirdi, İnşallah İHA ve SİHA larla  olan bu çalışma    gün gelir Amerika’nın övündüğü    35’in pabucunu   da  dama atıverir.
KORONAVİRÜS nedeniyle son zamanlarda özellikle Amerika, Almanya,  İngiltere, İtalya, ve İspanya gibi batı ülkelerinin sağlık sistemi Türkiye  TIP ‘ı ile kıyaslanarak, Türk sağlık sistemindeki gelişme ve doktorlarımızın  başarısı  ileri dediğimiz ülkeleri kıskandırır hale getirdi.
Özellikle İtalya'da aydınlar "Türkiye kadar olamadınız" diye kendi sağlık politikalarını eleştirince,  İtalya Bilim Kurulunun eleştirilere verdiği muhteşem cevabı basında da yer aldı.  İtalyan Bilim Kurulunun İtalyan aydınlarına verdiği cevabı ben de siz okurlarımla paylaşmak istedim. Buyurun:
"Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sinir cerrahı Prof. Dr.Gazi Yaşargil Türktür.
ALS hastalığı üzerinde dünyada en önde olan isim Prof. Dr. Hande Özdinler.. Unutmayın o da bir Türktür.
Ülkesinde yüz ve kol naklini gerçekleştirdikten sonra dünyada ilk rahim naklini gerçekleştiren de bir Türk.. Prof.Dr. Ömer Özkan.
Dünyada ilk kez beyin hücrelerinin. Ölümünü engelleyen hoca Dr.Murat Digiçaylıoğlu değil mi? O da bir Türk
Robotla ilk kalp ameliyatını yapan, kalp krizini önceden haber veren elektronik CİP' i de bulan Prof.Dr. Tayfun Aybek de bir Türk.
Behçet hastalığını da 1937 senesinde bulan, teşhis eden, tedavisini gerçekleştiren doktor da bir Türk. Prof. Dr. Hulusi Behçet.
Türkler geleneksel olarak tıp alanında Avrupa devletlerinden daima önde olmuşlardır. Unutmayın onlar hep imparatorluklarda yaşadılar. Geçmişleri, tıp alanında deneyim ve hizmetleri çok derin.
Türkler tarihte hayvancılık ve harp sanatında dünyanın en sözü geçen milleti olduğundan, bulaşıcı hastalıkların tedavisinde de insanlığa büyük hizmetleri olmuştur.
Göktürkler'de Hekim Biguta, Karluklar'da Hekim Haruna, 728 yılından bugüne unutulmaz hekimler arasındadır.
Müzikle ilk tedaviyi Osmanlı Devleti gerçekleştirmiş, dünyada ilk devasa Çadır hastanelerini 10-11-12'nci yüzyıllarda Selçuklu Türkleri kurmuştur.
1037 senesinde vefat eden İbn-i Sina, hekimlerin hükümdarı olarak İtalyan okullarında okutulmuyor mu?
Karaciğer ve sarılık hastalığını bulan, mikrobu tanımlayan da İbn-i Sina'dır.
14. Asırda yaşamış Fatih Sultan Mehmet'in hocası Akşemsettin dünyanın en önemli bulaşıcı hastalıklar hekimiydi. Mikrobun da mucididir."
Nitekim dünyayı hapishaneye çeviren asrımızın illeti Koronaya karşı  aşıyı bulan  Uğur Şahin  ve eşi Özlem  Türeci ile, Korona  mikrobunun  hücre zarının içine girmesini  engelleyen  ilacı bulan  da yine  Prof. Dr. İbrahim Benter’in de bir Türk olduğunu unutmayalım.  Korona şaşkınlığı karşısında çaresiz kalınınca bereket ismini zikrettiğim bu Türk doktorlarına bir çamur atamadılar.
 Ama 25 yıl önce kanser ilacı bulan Dr. Ziya Özel’in başına gelenleri hatırlayanınız var mı bilmiyorum. Dr. Ziya Özel bulduğu kanser ilacını anlatmasına bile fırsat verilmeden maalesef   “ ŞARLATAN”  ilan edildi. Meslek itibarı horlandı.  En nihayet çok sevdiği ülkesini terk ederek Amerika’ya yerleşti.  “Anvirzel' adlı ilacını patentini Amerika’da tescil ettirmek zorunda kaldı.
 
Maalesef  batıda  orta çağda batıda  ilim adamlarının başına ne geldiyse   uzaycı Ömer Hayyam,, Matematikci Biruni,, fizikçi  Heysen, Sina,  Kindi gibi  ilim adamlarının başına gelenler de aynı. Dün olduğu gibi bugün de  ilim adamlarının önüne çıkan   en büyük engel, yine  bilgisiz  bürokrasiden   gelmektedir.  İçel’in Kürkçü köyünden  köylü çocuğu Dr. Ziya ÖZEL ’i Amerika’ya kaçıran esnaf, çoban, çiftçi değil  maalesef ve maalesef  kendi  ülkesinin yetkilileridir.
Şimdi başa dönerek  sorayım:  “Çekoslovakya’da  ‘YAŞASIN TÜRK TEYYARECİLİĞİ’  ödülünü alan Vecihi HÜRKUŞ  ile yine  uçak   tutkunu  Nuri DEMİRAĞ’ın  sapa sağlam uçaklarına uçuş izni verilmeyip hurdacıya satılmasına  sebep  ülkemizin  dağdaki çobanı, tarlada çiftçisi,dükkandaki esnafı  mı mani oldu? Yoksa  oturduğu  sıcak odada, yumuşak koltukta oturan bilgisiz, cahil bürokratları mı sebep oldu? Bunun cevabını da siz okurlarım versin. www.kadirkeskin.net
Not:  “ TELAFİSİ  OLMAYAN PİŞMANLIKLAR” dan sonra,yarım asırdır eğitimde  ibretlik anılarımı içeren  “OKUL MÜDÜRÜNÜN  GÜNLÜĞÜNDEN “   adlı kitabım,İSTANBUL ERGUVAN YAYINLARI   tarafından  ocak ayında  okuyucularımla buluşacaktır.

Bu yazı 2599 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum