Özellikle gençlik yıllarımda, ülkemizde koyu bir pozitivizm ve
buna paralel olarak da ateistlik modası vardı. Bundan 50 yıl önce lise
yılarında iken iki genç arkadaşımın inanç konusundaki tartışması hala
kulaklarımda çınlar. Biri “Allah vardır” diyordu, diğeri de “ Yoktur” diyor ve
kanıt olarak da darvinizmi savunuyordu. Yani insan, “ Maymunun evrimleşmiş
şeklidir” diyordu. Allah’ın varlığını savunan arkadaş “ Arkadaş ben insanım,
bir maymunla muhatap olmak istemiyorum” dediğinde, maymundan geldiğini savunan
arkadaş “ Sen bana nasıl maymun dersin” diye kavga etmeye başladı. Sonra ben
araya girdim ve ayırdım. Kendisine dedim ki “ Arkadaş sen bir saattir maymundan
geldiğini iddia etmiyor musun, neden maymun demesine kızdın?” dediğimde bu defa
yüzü kızardı. Yanımızdan ayrıldı. O yıllarda gençler arasında bu tür
tartışmalara sıkça rastlanırdı. Şimdi ise bu tür tartışmalara az da olsa bazı
ekranlarda rastlıyoruz ama artık bu tür tartışmalar eski popülerliğini
kaybetti. “ ADEM” ismi, diğer dillerde de “ADAM, ADIM “ gibi kelimelerle
anılır. Bizim dilimizde “ Ey Adem oğlu Adem!” diye hitap etsek, bu hitap
aramızda bir kavgaya vesilesi olmaz. Ama her hangi bir sade vatandaşa bile “ Ey
maymun oğlu maymun” desek herhalde belayı kendi elimizle satın almış oluruz.
Demek ki insan fıtraten nasıl yaratılmışsa onu kabulleniyor. 60 lı yıllarda şu
anlatacağım olay gibi basında da da zaman zaman haberler çıkıyordu. Anadolu
illerinden birinde ilkokul çocuklarına “Allah’tan şeker isteyin” diyen ilkokul
öğretmeni şekerin verilmediğini görünce cebindeki şekerleri dağıttıktan sonra “
Ben varım verdim, Allah’ta olsaydı verirdi.” diyerek şeker mantığıyla Allah’ın
yokluğunu ispata çağıran şekerci öğretmenin yaşı yetmişi geçtikten sonra tevbe
ettiğini, Umre’ye gittiğini ve Umre dönüşüyle yaşadığı şehirde çok büyük bir
yankı yaptığını 20.12.2002 tarihli ulusal basında öğretmenin yaşadığı şehirde
büyük bir yankı yaptığı haberi yer almıştı. Yine buna benzer bir olay da
Balıkesir’in Ilıca kasabasında N. Adlı bir öğretmen de görevi sırasında aynı
şeyleri söylediği, ancak emekliliği döneminde yakalandığı gırtlak kanserinde
sesini kaybedince karşılaştığı öğrencilerinden biri “Geçmiş olsun hocam” der
demez, emekli öğretmen öğrencisine “ Ah yavrum! Sesim varken Allah’ı inkâr
ettim, sesim kayboldu onu buldum. Keşke şu anda o gür sesim olsaydı da herkese
“ALLAH VARDIR diye bağıra bağıra haykırabilseydim.” diye yakınır. Bu olaylara
bağlantılı olarak benim de buna benzer yaşadığım bir olayı burada anlatmayı
uygun görüyorum. 1970 yılında öğretmen olarak görev yaptığım Çanakkale’nin bir
ilçesinde lisede Felsefe öğretmeni olarak beraber çalıştığımız B. adlı
arkadaşımız okulda ve çevresinde ateist olarak tanınırdı. Ve derslerde de
ateistlik propagandası yaptığı için de sürekli soruşturma geçirirdi. Hatta 1970
yıllarında Afrika’da ilk kalp nakli Dr. Barnard tarafından yapıldığında
sabahleyin öğretmen odasına büyük bir sevinçle girerek “ yaşasın ölüme de çare
bulundu” diyerek bir nara atmıştı. O ses hala kulaklarımda çınlar. Arkadaşımız
katı bir ateistti. Hatta o yıl yapılan
nüfus sayımında da kendini ateist olarak yazdırdığı için ilçede de B.’nin adı
unutuldu.“ Tanrı Tanımaz” olarak anılmaya başlanmıştı. Zamanla birbirimizden
tayin dolayısıyla ayrıldık. Uzun yıllar bu arkadaşımızın ateistliğini
sürdürdüğünü duydum. Ama emekli olduktan sonra tevbe edip pişman olur ve mezun
ettiği ve dersine girdiği bütün öğrencilerin isim listesini ve adreslerini
çalıştığı okulundan alarak bulabildiklerine okul döneminde söylediği inkârcı
sözlere itibar etmemelerini söyler. İnsan parası, sağlığı, makamı, şanı,
şöhreti ve ünvanı varken ne oldum delisi olmamalı. Sahip olduğumuz her şey
zamanla ters orantılıdır. Sahip olduğumuz hiçbir şey kalıcı değildir. Zamanla
her şey teker teker alınmaktadır. Sağlık gitmektedir, makamın, rütben varsa,
onlar da 65 yaşına gelince altından, rütbeler de omzundan sökülüp alınmaktadır.
Sahip olduğumuz imkânlar nefsimizi kabartmak için değil, insanlara yararlı
olmamız için verilmiştir. Üstlendiğimiz görevleri bu şuurla ifa edersek, hem
HAKK’ın, hem de halkın yanında bir itibarımız olur. Aksi davranışla da kimin
yanında itibarımız olacağını da siz düşünün.
Geldi geçti ömrüm benim/
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir/ Göz
yumup açmış gibi
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
Dereler aktı gitti /Kurudu vakti geçti
Nice Han, nice Sultan/ Tahtı bıraktı gitti
Dünya bir penceredir
/Herkes baktı gitti.
Dünya penceresinden doğruyu görüp, yanlışa düşmemek
temennisiyle ….
Yorumlar
Kalan Karakter: