Çarpık ilişkiler; sürekli suçlanan, başka insanlar aileden olmasına rağmen soy bağına dâhil edilemeyen bînevâ ruhlar ve dâhi sırf birilerinin konforu uğruna kurulmuş evlilikler…
Belki de suçladığınız insanlar, derdinize derman olacak kişilerdir. Çünkü uzun vadeye yaydığınızda, yaşadığınız acılar birer eğitici derse dönüşür. İnsan, ancak zaman geçince anlar: Bazı yaralar kanamak için değil, öğretmek için açılır.
Hayatın hangi mevkide gelip elinizden tutacağını bilemezsiniz; fakat kime el uzatacağınızı siz seçersiniz. İşte bu seçim, insanın gerçek sınavıdır. Bizler hep birlikte yalnızlaştırılmış insanlar topluluğu olduk. Aynı evin içinde yabancı, aynı soyadın altında sessiz, aynı masada eksik…
Mesela hangimiz, manipülatif bir adam ya da kadın tarafından yönetilen bir ilişkiye gönüllü olarak odaklanmak isteriz ki?
Hiç kimse “yanılmak” niyetiyle yola çıkmaz. İnsan kandırılmayı değil, inanmayı seçer. Ama çoğu zaman bu inanç, mantığın elinden alınmasıyla başlar.
Mantıklı düşünmek gerekir; her ne kadar mantığınız ustalıkla elinizden alınmaya çalışılsa da. Bilmek gerekir ki size bahane olarak sunulan isimler, ya da durumu kurtarma çabasıyla çarşaf çarşaf önünüze serilen insan portreleri gerçeği yansıtmaz. Çünkü gerçeğin sesi bağırmaz; zamanla ortaya çıkar.
Her gerçek, bir gün yerini bulur. Ve en çok da insanın canını acıtan şudur:
Korkup iftira attığınız, şüpheyle yaklaştığınız, yalnız bıraktığınız o insanın…
Aslında sizi en iyi anlayabilecek kişi olması.
İşte tam da bu yüzden denir ki:
“Doğduğun ev kaderindir.”
Çünkü insan, ilk manipülasyonu orada tanır. İlk sessizliği, ilk yok sayılmayı, ilk suçlanmayı…
Ve ne yazık ki çoğu, bunu “sevgi” zanneder.
Ama kader, fark edene kadar sürer.
Fark eden içinse artık kader değil, tercihtir
Ev, her zaman dört duvardan ibaret değildir; kurduğunuz her diyalog bir tuğla oluşturur. Sustuklarınız da, söyledikleriniz de o yapının harcına karışır. Karmaşık gelen her şeyden bilinçli şekilde uzaklaşarak kendinize yapabileceğiniz en güzel yatırımı yaparsınız. Çünkü insan, zihnini sadeleştirdiği yerde güçlenir.
Bugün sizin için sinsi ve manipülatif diyenler olabilir.
Bugün sizin için ahlaksızca ithamlarda bulunanlar olabilir.
Bugün tüm bunları yok sayıp büyümek için bir fırsatınız da olabilir.
Unutulmamalıdır ki insanların sizin hakkınızda konuşuyor olması da başlı başına bir başarı göstergesidir. Garip ama güçlü bir paradokstur bu; can yakar ama farkındalığı keskinleştirir. Siz kimsenin yararına bir adım atmazsanız, kimseyi sırtınızdan yukarı taşımazsınız. Kimseye o “kazığı yedirme” fırsatını da vermezsiniz.
Kaosa alışkın insanları tane tane konuşarak ikna edemezsiniz. Çünkü bazı insanlar huzuru anlamaz; drama bağımlıdır. Ve şunu da unutmamak gerekir: Herkes kendi kalbinin sesini kelimelere döker. Diline dökülen, çoğu zaman niyet değil; karakterdir.
Sevgili okur, günün sonunda en güzel his eve varmaktır.
Ama bu ev bazen bir kapıdan girilen yer değil;
kendi sınırlarını çizdiğin, kendinle barıştığın,
kimseyi açıklamak zorunda kalmadığın o içsel mekândır.
Ve işte gerçek kader, tam da orada değişmeye başlar..
Bugün sahip olduklarımızın kıymetini bilmek gerekir; yarın çok geç olmadan.
Çünkü insan çoğu şeyi kaybettiğinde değil, alıştığında farkında olmadan yitirir.
Sesini duymaya alıştığı vicdanı susturur, varlığına alıştığı insanları ihmal eder,
kendini ise “sonra”ya erteler.
Oysa hayat, bekleyenleri değil uyananları ödüllendirir.
Ve bazı geç kalışların telafisi yoktur; ne bir özürle, ne de bir pişmanlıkla.
Bugün fark etmek cesarettir.
Yarın pişman olmamak için…
Bugün sahip olduklarının kıymetini bil.
Yorumlar
Kalan Karakter: