"Bir Damla Kan Hayat Kurtarır"mış.. YERSENİZ TABİ..
Yıllardır kulaklarımıza bir ninni gibi fısıldayıp müthiş bir algı yapıyorlar: "Bir damla kan hayat kurtarır!" diye. Kulağa ne kadar masum, ne kadar tıbbi, ne kadar insancıl geliyor değil mi? Ancak biz bu alemin "kurtarıcı maskeli" devlerini tanıdıkça biliyoruz ki; mesele o bir damla kanın hayat kurtarması değil, o bir damla kan üzerinden kimlerin servetine servet kattığıdır.!
Biyolojik Barkod.! Hayat mı Kurtarıyor, Pranga mı Vuruyor?
Açık konuşalım: O bir damla kan, hayat filan kurtarmıyor! O bir damla kan; aslında küresel kartelin evlatlarımıza vurduğu biyolojik bir barkod, bir pranga ve bir hacizdir! Daha bebek gözünü dünyaya yeni açmışken, anne-babasının da RIZASI yokken ve onların VELAYET HAKKI ÇİĞNENİRKEN alınan o kan; tıp değil, açıkça bir "gelecek tahsilatıdır.!"
Soruyorum sizlere: O bir damlanın sahibi ya da velisi bu işe NEREDE "evet" dedi? Madem mülkiyet insanın kendisinindir, nedir bu ısrar, baskı, takip?
Eğer bu işin ucunda PARA olmasaydı, ilaç kartelleri bu işten besleniyor olmasaydı, doktor ve hemşirelerde bu işten yüksek prim almasaydı, o küçücük topukların etrafında bu kadar hevesle (!) pervane olunur muydu acaba?
Teşhis mi, Müşteri Kaydı mı?
Bakınız, tam bu noktada Avukat Cüneyt Bülent Şeker'in öyle güzel, öyle teknik ve hukuki bir bakış açısı var ve öyle kritik, yakıcı ve yıkıcı sorular soruyor ki, eğer bu ifadeleri şu yazıma geçirmeydim kesinlikle bu yazımın çok eksik kaldığını düşünürdüm..
Avukat Cüneyt Bülent Şeker öyle güzel deşifre etmişki sistemin ezberini ve diyor ki: "Taranan hastalıkların çoğu GENETİK ve bilinen iyileştirici bir tedavisi bile yok! Sadece semptom bastırıcı, palyatif (rahat ettirici)ve astronomik fiyatlı ilaçlar öneriliyor. Sağlık Bakanlığı’nın kendi rehberinde bile yazıyor: 'Tarama testi kesin tanı yöntemi değildir.' diye. Peki, kesin tanı değilse, ortada klinik bir bulgu da yoksa, bebek ise sapasağlam karşımızda duruyorsa bu 'erken teşhis' yaygarası NİYE? Çünkü amaç tedavi etmek değil, sağlıklı bebekleri potansiyel müşteri ilan etmektir! 10.000 kişide sadece bir (1) görülecek hastalık için 400 taşıyıcıyı 'hasta' havuzuna dahil edip, 2 milyon 100 bin dolarlık ilaçların pazarlamasını yapmak bilim değil, düpedüz ilaç simsarlığıdır!"
Tam da burada Cüneyt Bey’in sistemi terleten ve mutlaka cevap bekleyen o "tam kapsamlı" sorularınada kulak verelim:
1; Bilimsel Dayanak Nerede?
Topuk kanı veren ve vermeyen çocukları kıyaslayan; test yaptırmayanlarda daha fazla hastalık ve ölüm olduğuna dair (ve ilaç şirketlerinden bağımsız) yapılmış tek bir bilimsel çalışma var mıdır?
2; Neden Sorumluluk Almıyorsunuz?
Madem bu testler çok güvenli, o halde uygulayıcılar olarak SİZ altına imza atıp resmi taahhüt verin!
Neden sorumluluğu anne-babaya yıkıp, yetkiyi kendinizde topluyorsunuz?
3; Yanlış Teşhisin Hesabını Kim Verecek?
Testin "kesin tanı" olmadığını itiraf ediyorsunuz. Peki, bu test sonucuna göre başlanacak ağır ilaçların bebeğe vereceği zararın hukuki ve tıbbi sorumluluğunu kim üstlenecek?
4; Kişisel Verilerimiz Güvende mi?
Bebeğimizin en mahrem genetik bilgisini içeren bu kanlar nerede saklanıyor, kimlerle paylaşılıyor? Bu verilerin güvenliği için neden bir garanti verilmiyor?
5; Diğer Hastalıklar Neden Taranmıyor?
Çok daha ağır ve acil binlerce hastalık varken neden sadece ilaç fiyatları milyon dolarları bulan bu 6 hastalık? Diğer çocuklar üvey evlat mı, yoksa onların tedavisi mi "kârsız"?
Madem O Bebeklerin Hayatını Çok Önemsiyordunuz, Neden Meydanlarda Dilendiriyorsunuz?
Hadi, şimdi gelin şu sahte "şefkat" maskesini indirelim:
Madem o bir damla kan o kadar değerliydi, madem tek derdiniz o bebeğin hayatını kurtarmaktı; neden teşhis koyduğunuz yavruları küresel ilaç kartellerinin insafına, o vicdansız pazarın kucağına terk ediyorsunuz? Bir yanda "topuk kanı vermedin" diye anne-babaya tabiri caizse devletin sopasını gösterip mahkemelerde süründürüyor, diğer yanda aynı bebeğin milyon dolarlık ilaç parası için anne-babayı kent meydanlarında, valilik izinli kumbaralarla dilendiriyorsunuz! Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?
Kanı alırken "Devlet Benim" diyerek zorbalık yapanlar, tedavi sırası geldiğinde neden "Millet Sensin" diyerek topu taca atıyor?
Birilerinin kutsalı kesinlikle "hayat" filan değildir, buna inanmıyorum.. Ohayat üzerinden dönen performans puanları, kazanılan yüksek primler ve belki o küresel ilaç kotalarıdır!
Devlet de sizin babanızın çiftliği değildir.! Devlet; vatandaşının hakkını, hukukunu ve sağlığını küresel çetelere karşı muhafaza etmek için vardır. Raiyetinin hakkını-hukukunu-sağlığını muhafaza için vardır..
Kimse ihtimallere ve VARSAYIMLARA, ZAN'lara dayanarak devlet adını kullanıp vatandaşın hakkını, hukukunu çiğneyemez..
Çocuklarımız sizin mülkünüz ya da laboratuvarlarda denek yapacağınız kobaylarınız değildir! "Devletin çocuğu" kavramı, tıp maskesi takılmış bir mülkiyet gaspıdır ve bu ancak aile kurumunu yok sayan totaliter rejimlerin bir rüyasıdır..
Çocuklarımız kesinlikle sizin Malınız Değil, Bizim Velayetimizdir!
Meselenin en karanlık yüzü ise belki şudur: Topuk kanı üzerinden yürütülen bu zorbalık, aslında aile kurumuna çekilen bir operasyondur.! Anne ve babanın velayetten doğan "tıbbi müdahaleyi reddetme veya kabul etme" hakkı, sinsice sağlık sektörüne devredilmeye çalışılmaktadır.!
AK parti hükümeti, yaptıkları bir çok yanlış iş-icraat ile tabiri caizse aileyi bitirmiş, boşanmaları patlatmış, evlilikleri düşürmüş, çocuk sahibi olmayı zorlaştırmış, hatta ebeveynleri çocuk sahibi olmaktan TİTRER hale getirmiştir.. KADEM'e verdiği tavizler ve teslimiyeti ile de aile ocağını kurutmuştur..
Nüfus Doğum Hızının KRİTİK SEVİYENİNDE BİLE ALTINA DÜŞTÜĞÜ ise devlet en üst yetkilileri itiraf etmiştir... Peki ama NEDEN.?
SONUCU söyleyip de SEBEBİ göz ardı etmek olur mu hiç.?
İşte tüm bunlar yetmiyormuş gibi şimdi de mevcut yaklaşım, politikalar ve yayınlanan genelge ile Topuk Kanı saçmalığı ve Bebeklik Aşıları meşru ve muteber gösterilmeye çalışılmaktadır..
Halbuki GENELGE'ler vatandaş için kanun değildir.. Vatandaşın devleti ile muhatabiyeti KANUN iledir.! GENELGELER devletin kurumlarını ve çalışanlarını bağlar, onlara yazılı
bir emirdir..
Özetle; AK partinin mevcut politikaları ile ufacık sabilere bile salça olunmuş, neticesinde ise bir çok bebek perişan olmuştur..
Bakın ABD başkanı Donald Trump bile bu duruma dayanamamış kısa süre önce bu hakikati en güçlü şekilde uzun bir basın toplantısı ile ifade ve deşifre etmiş ve daha yeni ABD de alınan kararlada yaklaşık 80 doz aşı takvimi 30'a düşürülmüştür..
Ben şimdi burada sormak istiyorum; Allah aşkına, Aile ocağını kurutan o politikaların son halkası; şimdi de bebeğin topuğundaki o bir damla kana göz dikmek midir?
Aileyi ekonomik ve sosyal olarak bitirenler, şimdi de biyolojik olarak velayeti gasp etmeye ( yani delmeye) mi çalışıyor.? Hedef bu mudur yoksa?
Topuk Kanı ve Bebeklik Aşıları ile alakalı bir çok doktorun bir sürü itirafı vardır.. Aşı içerikleri ise tam bir facia hatta skandal düzeydedir.. Ayrıca AŞI OLMAYAN çocuklar, olanlara göre çok daha sağlıklı ve iyi gelişim göstermektedir.! Bu konu kime sorulsa ve o da insafla cevap verse BU GÖZLEMİ İTİRAF EDECEKTİR.!
Aşılarla ilgili piyasasa sunulan veriler ve anlatılan masallar gördüğüm kadarı ile tamamen manipülasyon içermektedir... O veriler, DSÖ'nün yahut onun güdümündeki kurum ve kuruluşların yanlı ve manipülasyon içeren verileridir..
AŞI meselesi her geçen gün ifşa olan skandallarla bilimsel meşruiyetini kaybetmiş hatta gördüğüm kadarı ile tamamen patlamıştır..
Bunca şeyi görmeye yanaşmayanlar ve HAKİKATE karşı gözlerini kapayanlar ise; nerede yaşıyorlar, nereye bakıyorlar, ne izliyorlar yahut ne yiyorlarda bunu göremiyorlar çok şaşırıyorum doğrusu..
Buradan açıkça haykırıyoruz ki: Çocuklarımız sizin malınız, mülkünüz ya da laboratuvarlarda denek yapacağınız kobaylarınız değildir!
"Devletin çocuğu" diye bir kavramı dayatarak, aileyi sadece birer "bakıcı" seviyesine indirmek isteyen bu zihniyet, tıp maskesi takmış bir mülkiyet gaspına sebep olmaktadır.
Çocuğu ailesinden koparıp "devletin malı" gören bu zihniyet, ancak tıp maskesi takmış bir komünist/totaliter anlayışınca olabilecek bir dayatmadır. Halbuki bizim medeniyetimizde çocuk devletin nesnesi değil, ailenin göz nuru ve emanetidir.! Ancak buna göre hareket edilmelidir.
Velayet hakkı, kutsaldır ve asla devredilemez! Biz evlatlarımızın geleceğini, içeriği meçhul veri havuzlarına ve sonu meçhul ilaç pazarlarına teslim etmeyeceğiz.. Çünkü biliyoruz ki; rıza yoksa orada şifa değil, tahakküm vardır!
Özetle; Sistem bir şekilde, ite-kaka Yürütülüyor, Büyütülüyor ama Vicdanlar Ölüyor, HAKK, HUKUK, ADALET bitiyor.!
Sonuç Olarak...
"Bir damla kan hayat kurtarır" sloganı zahiren masumdur; ama etrafında dönen performans çarkı hiç masum değildir.!
Eğer Şeffaflık yoksa, HAYAT KURTARIR masalları ile cazip gösterilen o bir damla kan aslında güveni öldürür, adaleti yerlerde süründürür.! Ve eğer Hesap da verilmiyorsa hayatı değil, ancak küresel sistemi büyütür.!
Unutmayın ki; hayatı kurtaran bir damla kan değil; RIZA, ŞEFFAFLIK, GÜVEN ve GERÇEK BİLİMDİR!
Vehimle, zanla, şüpheyle ve zorbalıkla ise bilim olmaz..
Niyet karanlıksa eğer, o bir damla kan hayatı kurtarmak için değil, geleceği rehin almak için alınır..
Şimdi tekrar söyleyin: O bir damla kan gerçekten hayat mı kurtarıyor, yoksa küresel ilaç kartellerinin kasasını mı dolduruyor?
Biz uyanığız, biz buradayız ve evlatlarımızın topuğundaki o bir damla hakkın hesabını sormaya devam edeceğiz inşaAllah.! Allah'ın da izni ve inayetiyle..
Ey Milletim!
Bugün evladınızın topuğundan sessiz sedasız alınan o bir damla kan, yarın tüm hayatına hükmedecek bir sistemin ilk adımı ve aşamasıdır.. Eğer bugün "velayet hakkım kutsaldır" diyerek dik durmazsanız; yarın çocuklarınızın sadece bedenine değil, ruhuna ve geleceğine de sahip olamayacaksınız.
Buradan hem yetkililere hem de bu küresel çarka su taşıyanlara sesleniyorum: Devletin gücünü, küresel ilaç kartellerinin politikalarından uzak tutunuz..
Devletin gücünü küresel ilaç kartellerinın kotalarını doldurmak için kullananmaya
Çünkü biz kesinlikle şuna inanıyoruz ki; Devlet, halkına pusu kurmaz ve devlet, halkının hukukunu küresel sırtlanlara karşı korur.! Bu anlamda DEVLET gücünün kötü eller tarafından, kötü niyetle kullanılmasını devletimiz denetlemelidir..
Şefkatli devletimizden biz ancak bunu bekliyoruz..
Kimsenin devletimizin imaj ve itibarını zedelemeye hakkı yoktur.. Bu devlet hepimizindir..
Bizler ise ne birer denek ne de sistemin sadık müşterileriyiz!
RIZASIZ alınan her damla kan, hukuken gasp, tıbben bir yankış, ahlaken ise bir ihanettir.
Evlatlarımızı fıtrattan koparan, aileyi bitiren ve devletimizi ise zor duruma sokan bu zihniyete karşı; aklımızla, imanımızla ve hukukla direneceğiz.!
Sizlerde Artık Uyanın, çünkü evlatlarınız sadece sizin değil, geleceğin de son kalesidir!
Selam, Dua ve Direniş ile..
Yorumlar
Kalan Karakter: