Yoksa Topuk Kanı Verileri Epstein Adasına mı Gidiyor?
Zamanın ruhu kirlendi, vicdanlar karardı ama hakikatin sesi hiç susmadı ve susturulamayacak!
Bugün burada sadece bir tıp profesörünün maruz kaldığı idari baskıları değil; evlatlarımızın fıtratı üzerinden yürütüldüğü iddia edilen küresel bir kuşatmayı deşifre ediyoruz.
Hakikatin Sinesindeki Bilge: Prof. Dr. Alişan Yıldıran
Kimdir Alişan Yıldıran? O, modern tıp dünyasında Hippokrat yeminine ve bilimin namusuna sadık kalmış bir "vicdan kalesi"dir. Bir İmmünoloji dehası olmanın ötesinde; hastasına "müşteri" değil "can" ve bir "insan" gözüyle bakan, poliklinik kapısında derman arayan her anneye sanki kendi ailesinden biriymiş gibi şefkat gösteren, insafı ve hakikate olan taraftarlığı ise ilminin dahi önüne geçmiş bir vatan evladıdır.
Tıbbın bir "ticarethane", hastanelerin ise "hasta üreten fabrikalar" olarak görülmeye başlandığı bu vahşi sistemde; "Önce zarar verme!" ilkesinin son müdafiilerinden biridir o.
Akademik İnfaz Girişimi: Vicdanın Kalbi Hedefte!
Geçtiğimiz yıl laboratuvarı bir baskınla sarsılan, cihazları sökülüp kullanılamaz hale getiren bu bilim adamı; aslında binlerce mazlumun sesiydi..
Samsun 19 Mayıs Üniversitesi’nde yaşananlar ve Prof. Alişan Yıldıran'a yapılanlar sıradan bir idari tasarruf değil, adeta bir "bilimsel sansür" operasyonu görünümündedir.
Bir bilim dalında tek öğretim üyesi olmasına rağmen, Bölüm Başkanlığı görevinden el çektirilmesi; sadece liyakati değil, sorgulayan bir sesi de susturma çabasının bir işareti değil midir?
Ama o, ilmi izzetini koruyarak vakur duruşunu bozmuyor: "Başkanlığımı aldılar ama ben çalışmaya devam ediyorum!" diyor.
Epstein, Topuk Kanı ve "Veri Adası" (!) Dehşeti
Prof. Alişan Yıldıran'ın işaret ettiği o ürpertici şüpheyi sormak artık toplumsal bir ödevdir: Yeni doğmuş masum bir bebeğin minicik topuğundan, ısrarla ve inantla alınmaya çalışılan o kan, yoksa Epstein'in karanlık adasından farksız bir "veri adası"na mı dönüşüyor?
Güya "Sağlık taraması" kılıfı altında toplanan o en mahrem genetik bilgiler, hangi küresel veri bankalarına, hangi karanlık aktörlerin hizmetine sunuluyor?
Alişan Yıldıran; bu verilerin birer "genetik altın madeni" gibi kimlerin sofrasına meze yapıldığını sorguladığı ve Epstein lağımıyla beslenen o küresel şer şebekelerine dikkat çektiği için mi hedef tahtasındadır?
Bu söylediklerimiz size 'komplo teorisi' gibi mi geliyor? O halde hafızalarınızı tazeleyelim: 1999 yılındaki Oktar Babuna kampanyasıyla binlerce insanımızın genetik verilerinin (ilik örneklerinin) yurt dışına kaçırıldığını ne çabuk unuttunuz?
Dönemin Sağlık Bakanı, merhum Dr. Osman Durmuş’un "Genetik haritamız çalınıyor, bu bir milli güvenlik meselesidir!" diyerek feryat etmesi de mi komploydu?
Eğer koca bir ülkenin Sağlık Bakanı bu tehlikeyi resmi makamından haykırdıysa, bugün Prof. Alişan Yıldıran’ın topuk kanı üzerinden yaptığı "genetik soygun yapılıyor olabileceği" uyarısı neden birilerini bu kadar rahatsız ediyor? Yahut buna neden bu kadar hayret ediliyor.?
Acaba bu açıklamalar bir yerlere çomak soktuğu için mi yada DSÖ güdümündeki sağlık politikaları ters düştüğü için mi kendisi hedef alınıyor.?
Ayrıca; bu soruları sadece biz sormuyoruz, zımnen bizzat devletin kayıtları ve bilim adamlarının ferasetide soruyor.. Eğer bu veriler yurt dışına gitmiyorsa, neden bu kadar büyük bir iştahla toplanıyor? Neden bununla alakalı sorulara bir türlü cevap verilmiyor.? Bu ısrarlı topuk kanı baskısı, bu mobingler neden?
Eğer bu iddia bir komplo ise, Oktar Babuna olayında genetiğimizin çalındığını tescilleyen devlet aklı da mı yanılıyordu?
Allah aşkına neler oluyor, ne film-fırıldaklar dönüyor?
Bu topuk aşkının sebebi doktor ve hemşirelerin bu işten beslenmeleri mi, yüksek prim ve performans almaları mı yoksa?
Yükses sesle tekrar soruyoruz:
BU KANLAR NEREYE GİDİYOR.? NİYE GİDİYOR.?
KİMDEN İZİN VE RIZA ALDINIZ.?
KVKK 6 VE 9. MADDELERDE NEDEN DEĞİŞİKLİĞE GİDİLDİ?
KİŞİSEL VERİLERİN YURT DIŞINA ÇIKARIPMASINA NEDEN KAPI AÇILDI, YEŞİL IŞIK YAKILDI?
TOPUK KANI ALIMLARINDAN ADRENOCHROME TEMİN EDİLMESİ VE BUNLARIN KÜRESEL ELİTLER TARAFINDAN GENÇLİK İKSİRİ OLARAK KULLANILMASI ARASINDA BİR BAĞ VAR MI?
Devam...
Fıtrata Saldırı: Domuz Jelatini ve Manevi Barikat
Sadece çocuklarımız değil maalesef annelerimiz de hedeftedir!
Prof. Alişan Yıldıran’ın o sarsıcı uyarısını unutmayın: Kendisi Tetanoz aşısı adı altında kadınlarımızın bağışıklık sistemine müdahale edilerek, tiroid bezlerinin nasıl hedef alındığını ve bir ömür boyu ilaç kartellerine nasıl mahkûm edildiklerini bilimsel birer gerçek olarak önümüze koymuştu..
Bu durumun ise, tıbbi bir korumadan ziyade çok planlı ve kronik bir hastalık üretme projesi olduğuna dair şüpheler artık saklanamayacak kadar yüksek bir seviyededir..
Bir çok ezberci zihniyete sahip, sadece kendilerine verilen tıbbı protokolü uygulayıp teslim olan, araştırmayan, soruşturmayan, sorgulamayan bazı doktorların ise meselenin farkında olup olmaması bu gerçeği değiştirmemektedir..
Mesele aslında sadece tıbbi değil, bir iman ve varoluş kavgasıdır. Domuz jelatiniyle kirletilen damarlara, fıtratın en saf halini bozmak için enjekte edilen şüpheli sıvılara karşı duran bu adam, sadece bir hekim değil; aynı zamanda bir hakikat neferidir. Çünkü o bilir ki, bedenimize yapılan her gereksiz müdahale, fıtratımızı bozmaya dair açılan bir kapıdır.! Bunun için risk alarak, sistemle ters düşmeyi göze alarak, kariyerini riske ederek ama HAKİKATİ haykırmayı, insanları uyarmayı ve mücadeleyi seçmiştir..
"Gebeye aşı yapılamaz, bu bir ahlaksızlıktır!" diyerek tıbbi bir etik ihlalini haykıran; maskenin çocukların kemik iliğini baskıladığını bilimsel verilerle ortaya koyan Alişan Yıldıran, neslimizi koruyan o manevi barikattır.!
"Hasta Yok, Tedavi Var!" Ticaretine Neşter
Sistem öyle bir kurgulanmış ki; klinik bulgu yerine "torba-torba ilaç" satışı önceleniyor. "Ameliyat gerekmeyeni ameliyat edersen para kazanırsın" diyen, ameliyatları, sezeryanları daha çok prim ve performans kazanmak açısından bir fırsat olarak gören bu çürümüş düzene karşı Prof. Alişan Yıldıran Adrenochrome tacirlerinin ve nesil düşmanlarının önündeki en sarsılmaz engeldir.
Kendi çocuklarına tek bir aşı dahi vurdurmayacak kadar da davasına sadık, kendisinin yapmadığını başkasına önermeyecek kadarda onurlu, şerefli, izzetli bu feraset sahibi bilimadamı'nın içindeki ilmi volkan, küresel barajları yıkacak güçtedir!
Son Söz: Selin İlk Damlaları
Ey bu tezgahın piyonları yada kendileri dahi kullanılan, BİLİM diye çoğu zaman bir FİLM'e alet-aparat olanlar.!
Biliniz ki, yana yakıla, büyük bir iştahla peşinden koştuğunuz o topuk kanı, sizin dahi farkında olamadığınız, uyudunuz, hemde belki horul horul uyuduğunuz kirli oyunları bozacak o büyük selinde ilk damlalarıdır..
Alişan Yıldıran susmaz, susmayacaktır.. Bizde susmayacağız inşaAllah.. Hakk'kı, hakikati haykırmaya devam edeceğiz..
Eğer bir bilim adamının çalışma hürriyetini kısıtlayarak hakikati gömebileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz.. Hakikat er ya da geç galip gelir.. Çünkü Hakikat, hem Allah'a dayanır hem de mazlumun duasından doğar..
Ayrıca; Oklar kime yönelmişse hakikat oradadır.!
Prof. Dr. Alişan YIDIRAN asla yalnız değildir!
O, topuk kanı zorbalığına direnen babaların, evladını küresel simsarlardan koruyan annelerin sesidir.!
Onun o sarsılmaz iradesi, samimiyeti, zekası ve hakikate adanmış ilmi feraseti; kirli senaryolarla dünyayı kuşatan şer odaklarını kendi karanlıklarında YILDIRACAK ve bu kuşatmayıda yerle bir edecektir.!
Biz de o hakikatin yanında, bilimin namusuyla hesap sormaya devam edeceğiz!
Evet, hesap sormaya geliyoruz; bilimin namusuyla, milletin vicdanıyla ve Hakikat’in elmas kılıcıyla.!
Selam, Dua ve Hürmet ile..
Yorumlar
Kalan Karakter: