Bağdat’ın Külü ve Modern Gafletin Bedeli
Güç kimdeyse kral o, mühür kimdeyse Süleyman Odur.. O mühür ise SİLAH'tır.!
Venezuela’da petrol için devlet başkanı kaçıran o meşhur "Orman Kanunları", bugün Türkiye’de finansı çöken bir terör örgütünü "muhatap" diye önümüze koyuyor. Perde aynı, senaryo aynı, sadece oyuncular farklı!
Bir önceki "Afyon-Kartel-Epstein-Çocuklar: Şantajla Yönetilen Dünya" başlıklı köşe yazımda sizlere BAĞDAT'ın yıkılışından ve Amerika'nın dünyayı tehdit eden haydutça zihniyetinden bahsetmiştim.
Ve "Hiç bir devletin ve sınırlarının güvende olmadığını, Egemen ulus devletlerinin O EGEMENLİK haklarınında, sınırlarınında artık PAMUK İPLİĞİNE bağlı olduğunu, çünkü Amerika'nın canı istediğinde yada kafası bozulduğunda yahut menfaatleri söz konusu olduğunda "Terör var" deyip ya da "size demokrasi getireceğim" deyip bir yerlere dalıp işgal edebileceğini" yazmıştım..
Hatta "Aslında iyi bir bahaneyede gerek duymadığını çünkü 'gözünün üstünde NİYE kaş'ın var' demesinin yeterli olduğunu yahut akan bir derede ki kurt-kuzu misalinde olduğu gibi, kurdun kuzuyu yemeyi kafasına koyduğu için 'suyumu bulandırıyorsun' demesinin yeterli olduğunu" yazmıştım..
Ve eklemiştim, demiştim ki;
"Bu işler aslında her zaman böyleydi.. Zira GÜÇ kimde ise kral da oydu, patronda oydu.!
SİLAH ise çok büyük bir güçtü ve Silah her zaman parayı döverdi.!"
Ve son olarak: "Cengiz Han'ın torunu Hülagü'nün Bağdat'ı işgalinden, Bağdat'ın düştüğü o dehşetli durumdan, Halife'nin gafletinden ve bu gafletin neye mâl olduğundan" bahsederek işte bu bahsetmiş olduğum Silah'ın Parayı Dövmesi hakikatine bir örnek olarak vermiştim..
Dünden, günümüze gelirsek;
Bugün, o Moğol ordusu ve istilası atlarla gelmiyor; fakat bugün o istilanın aynısı yani güncel versiyonu Amerika tarafından yapılıyor.!
Bunu daha önce Vietnam da, Afganistanda, Irakta, Suriyede ve daha bir çok ülkede yapmıştı zaten..
Türkiyede ise 15 Temmuz 2016 gecesi FETÖ eliyle, ama bilinen darbelerin çok ötesinde olarak aslında "TÜRKİYEYİ İŞGAL GİRİŞİMİ olarak" yapmıştı. O gece gerçekten direkten dönmüştük. Allah'ın yardımı yetişmeseydi ve Allah bir çok sebebi vesile kılmasaydı belki bitmiştik, hatta suriyeye dönmüştük..
İşte dünyada ki bu istilanın bir tarafı böyle iken, en açık ve rezil bir şekilde hatta haydutça Amerika tarafından bu istila uygulanırken, bir diğer tarafı ise; steril laboratuvarlardan, küresel veri bankalarından ve aşı enjektörlerinin ucundan yapılıyor!
Ve ne acıdır ki; dünün Bağdat’ı gibi bugünün Ankara’sı da bir çok alanda aynı gafletin pençesinde kıvranıyor.!
I. Bölüm: Siyasetin U-Dönüşü ve İflas Eden Narko-Holding.!
Bundan yirmi yıl önce meclis kürsülerinden "Bebek katilini neden asmıyorsunuz?" diye haykırarak urgan fırlatanlar, yeri göğü "zillet, terör, hain" nidalarıyla inletip bu söylemlerle oy devşirenler, bugün o"bebek katili" dedikleri kişi için bakın şu işe ki Meclis yollarını sanki bir gül suyu ile yıkamadıkları kaldı..
Sayın Erdoğan’ın "inlerine girdik" dediği, Sayın Bahçeli’nin "kapatılmalıdır, kökü kazınmalıdır" diye kükrediği, atar-gider yaptığı o yapıya şimdi ne oldu da bir gecede "muhatap" alınır hale geldi.?
Cevap, ne pişman olmalarında ne, hidayet bulmalarında ne de askeri bir dehada gizli...
Cevap; Aslında küresel sistemin "uyuşturucu işletim sisteminin" çökmesinde gizli.!
Çünkü Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) verileri şu sonucu haykırıyor ki: Taliban’ın Afganistan’da haşhaş üretimini %95 oranında durdurması, dünya tarihinin en büyük narko-ekonomik darbesidir..
İşte bu hamle, dünya bankacılık sisteminide ayakta tutan "narko-likiditeyi" kurutmuş, CIA ve MI6 gibi yapılarında bundan beslendiklerine dair ciddi iddialar ve konuşmalar olan "örtülü ödeneklerini" darboğaza sokmuş gözükmektedir..
Europol’ün 2024 raporlarına göre yıllık 1.5 milyar doları aşan ve bir "narko-holding" gibi olan PKK’nın eroin ağı, işte Afganistan’daki bu kesintiyle iflas etmiştir..
Peki, Finansı kuruyan hatta mühimmat alacak yeterli nakdi dahi bulamayan yapı ne yapar? Tabiki form değiştirir!
İşte o "barış ve silah bırakma" dedikleri şey; küresel narko-kartelin, hammadde krizine giren o PKK taşeronunu "siyasi meşruiyet" zırhına büründürerek şehirlere indirme operasyonudur.
Hükümetin ise bir gizli ajanda olarak işleyen bu sinsi planı bilip bilmemesi yahut bu plana alet olması durumu değiştirmez..
İHALAR, SİHALAR, askeri başarılar şüphesiz ki etkili olmuştur fakat PKK’yı ASIL bitiren şey askeri stratejiler değil, Afganistan’daki mücahitlerin haşhaş darbesi olmuştur.!
Çünkü finans ayağı, MAMASI, kısaca CAN DAMARI kesilen bir terör örgütünün yaşaması pek mümkün değildir.. Yaşaması için birilerinin kucağına oturması gerekmektedir..
Bakınız dostlar, bu meselede tezatın büyüklüğünü görmek için sadece başımızı kaldırıp dünyaya bakmamız, adil, insaflı ve Hakk'ka taraftar olmanız yeterlidir. Bugün "Orman Kanunları" öyle bir raddeye ulaşmıştırki; bir çok insanın artık küresel bir haydut olduğunu haykırdığı Amerika, koskoca ve egemen bir devletin meşru devlet başkanını "uyuşturucu baronu" ilan edip yatağından alırken, ak parti hükumeti ise buna sesini çıkartamayıp, gür bir şekilde, en sert ve net tepkiyi veremeyip ama iş binlerce masumun kanına girmiş bir teröriste gelince demokrotik modeller ve manevralar altında "muhatap" kabul edip meşruiyet zemini arayarak ona meclis yollarını gözlüyor!
Bu, on binlerce şehidimize bir İHANET anlamına gelebileceği gibi, siyasi olarak da sadece bir U-dönüşü değil, tam bir diplomatik ve milli acziyet tablosudur..
Bu arada kimseye iftira atmıyoruz.. Çünkü hükümet ortağı sayın Devlet Bahçeli Bahçeli "Şayet terörist başının tecridi kaldırılırsa gelsin TBMM'de DEM Parti grup toplantısında konuşsun" demedi mi.?
Allah aşķına bir teröristin, 50.000 bin insanın katili denilen bir örgüt liderinin mecliste ne işi var? Bu olacak şey mi.? Bu millet size bunun için mi oy verdi, bunun için mi iktidara taşıdı ve yıllarca da o iktidar da tuttu.?
Eğer bunu yapacağınızı bilseydi, sizi daha ilk seçimde O SANDIĞA GÖMMEZ MİYDİ.?
Seçimden önce PKK aleyhine her tür türlü ağır cümleyi kullanır, atar-gider yaparken, bu şekilde milletin gazını alırken iktidara geldikten sonra tam tersi söylemlere girmek utanç verici bir U dönüşü ve bu necip millete siyasi bir ihanet ve saygızızlık değil mi?
Hem geçmişte bir çok seçimde CHP'yi bu konuda eleştirirken, onu eski HDP ile iş birliği içinde olmakla, dolayısıyla PKK ile bağlantılı olmakla ilgili bir çok söylemde ve ima da bulunurken şu yaşananlar nedir şimdi.?
CHP bile yapmadığını yapmış olmadınız mı?
Hem sahi, milletin gazını almak için sürekli CHP tehlikesini gösterirken ve milletin gözüne sokarkan bir çok meselede CHP'nin bile yapmadığı yapmış olmadınız mı?
Devam...
Özetle dostlar; bir yanda meşruiyeti uyuşturucu yalanı ve orman kanunları ile yok edilip eşiyle birlikte yatağından alınan bir lider (Maduro), diğer yanda ise uyuşturucu parası bittiği için "siyasi meşruiyet" ambalajıyla ve güya belirli koşullarla kurtarılmaya çalışılan bir bebek katili!
İşte bu yaşanan, sadece bir siyasi tercih değil, gördüğüm kadarı ile Amerika ve küresel narko-sistemin ak parti hükümetine dayattığı PKK'yı korumak için bir "can simidi" operasyonudur..
Aslında eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun 2023 açıklamalarıda bu tezimi pekiştiriyor bence. Çünkü kendisi; "PKK'yı Türkiye'de ÇÖKERTTİK. Dağlarda 85 terörist kaldı" demişti. Hatta yine "ayakkabı numaralarına kadar biliyoruz" demişti..
Dahası "Karayılanı yakalayıp bin parçaya bölmezsek bu millet yüzümüze tükürsün." demişti..
Ben diyorum ki; Madem öyle, madem ayakkabı numaralarına kadar biliyordunuz ve madem o kadar az terörist kalmıştı, o halde bugün NEDİR bu "anlaşma, uzlaşma, silah bırakma" çalışma ve çabaları?
Nereden NEREYE...
Yani; Eğer savaş meydanında kazandığınızı ilan ettiğiniz bir yapıyla, barış masasına oturuyorsanız, Terörist kabul ettiğiniz bir adamla uzlaşma çabaları içine giriyorsanız, şu halde orada askeri değil finansal bir zorunluluk (PKK açısından) ve dış bir baskı var demektir. Doğru mu? Akla başka bir şey geliyor mu?
Şu durumda bu baskılara boyun mu eğiliyor yani?
Tespitim o ki; PKK'yı asıl bitiren şey; silah gücü, ihalar, sihalar değil, parasızlıktır.!
Afganistan da Taliban'nın muazzam haşhaş darbesi ile şah damarı kesilen bu örgütü her şeye rağmen yaşatmak isteyen küresel sistem, ona "siyasi bir can simidi" atmak istemiştir.! İşte bu muhataplık, biten eroin parasının yerine ikame edilmesi düşünülen bir "siyasi meşruiyet" arayışıdır.
Fark şudur ki; o küresel güçler, mevcut siyasi iradeyi ve iktidarı bile sinsice kullanmakta, tuzağa düşürmekte ve kendi gizli planlarına alet etmektedir..
Hükümet ise bu numarayı yemiş gözükmektedir.. Yahut yemeyip aslında BUNU SON BİR İKAZ ve KOZ OLARAK KULLANIP eğer bu süreç ihanet ile neticelenirse, mesela ordumuz güneyde bir operasyona başladığında eğer arkadan vurulursak, iç isyana kalkılışırsa "benden günah gitti" deyip DEVLETİN DEMİR BALYOZUNU bu sefer acımasızca indirecektir.. Ve bu sefer hiç kimsenin bir bahaneside kalmayacaktır..
Ama normal şartlarda insan sormadan, sorgulamadan gerçekten edemiyor; bitmiş yahut bitme aşamasında olduğu söylenen bir terör örgütü ile bu muhataplık NEDEN.?
Buna NEDEN gerek duydunuz.?
Bir devlet, kazandığını söylediği ve ilan ettiği bir terör mücadelesinde böyle bir muhataplığa NEDEN girer, NİYE girsin.?
İşte bu sorunun cevabı; Narko-Finans-Likitide çöküşü sonrası PKK'nın BU SİYASİ DÖNÜŞÜME MECBUR KALMASI ve Amerika'nın Suriyede YPG'yi koruduğu gibi Türkiye içinde de PKK unsurlarını korumak ve elinin altında her daim hazır bulundurmak istemesi, bunun için ise mevcut siyasi iradeyi baskı altına almasıdır diye düşünüyorum..
Eğer böyle değilse, o halde bu U dönüşü, gafletin ta kendisi değil midir?
Eğer bizler, zahiri çok çirkin ve kabul edilemez olan böyle bir durumda bile DERİN DEVLET AKLI arayacaksak ve o derin devlet aklını her seferinde kutsayıp "2000 yıllık derin devlet aklının kesin vardır bir bildiği" deyip her yaptığı işte hatta yanlışta bile DERİN HİKMETLER arayıp bahaneler üteteceksek, o halde bu işin bir sonu yok ki.! Şu durumda hayatta tevil edilmeyecek hiç bir şey kalmaz demektir.. Böyle sakat bir bakış açısı olabilir mi hiç.?
II. Bölüm: Silah Parayı Döver - Venezuela Operasyonu ve Kokain Tekeli
Bugün dünya gündemi yanıyor! ABD, Venezuela’yı bombaladı ve Devlet Başkanı Maduro ile eşini adeta bir haydutlukla kaçırdı. Egemen bir devletin başkanının kaçırılması, ancak içeriden bir ihanet ve "Silah Parayı Döver" doktriniyle açıklanabilir. Peki neden şimdi?
Amerika İmparatorluğu parçalanmamak için daha agresifleşiyor ve meşruiyetini yitirme pahasına şiddete başvuruyor. Maduro’yu uyuşturucu baronu ilan ederek paketleyenler, aslında bölgedeki İsrail lobisine en büyük direnci gösteren liderlerden birinide tasfiye etmiş oldular..
İşgalin dili aslında hep aynıdır! Dün “Nükleer” bahaneydi, bugün ise “Uyuşturucu”.
ABD’nin 20 Mart 2003’te Irak’ı işgal ederken dünyaya pazarladığı “nükleer silah” yalanı ne kadar sahteyse, bugün Venezuela’ya yönelttiği “uyuşturucu devleti” bahanesi de o kadar sahtedir.
Hatırlayın lütfen; Trump 18 Aralık’ta ne demişti? “Petrol haklarımızı elimizden aldılar. Orada çok petrolümüz vardı. Şirketlerimizi oradan çıkardılar. Ve biz onu geri istiyoruz.”
İşte bu kadar! Görüyorsunuz değil mi? Bu açıklama ABD’nin niyetini bizzat Trump'un kendi ağzından faş eden bir itiraf olarak kayıtlara geçmiştir.
Cumhuriyetçi temsilci Maria Elvire Salazar ise; "Bu Amerikan şirketleri için 1 trilyon dolarlık BAYRAM olacak" diyerek meselenin demokrasi yada UYUŞTURUCU olmadığını, meselenin aslında KAYNAK tranferi olduğunu açıkça itiraf etmektedir.
Zamanında Hülagü han, Bağdata saldırıp, katliam yapıp kütüphanelerini ise yakıp yıkarken nasıl bir iştihla saldırdıysa, bugünde Amerika "1 trilyon dolarlık BAYRAM" diyip öyle saldırıyor..
Bu bayram ziyafeti sofrasında MEZE olan ise tabiki yine BİR MİLLETİN EGEMENLİĞİDİR.!
Bakınız bu haydutça niyet sadece siyasetçilerin ağzından çıkmıyor. ABD Güney Komutanlığı'nın eski komutanı Orgeneral Laura J. Richardson, 2023'te Atlantic Council'deki konuşmasında açıkça şöyle diyor: "You've got Venezuela's resources as well, with oil, copper, gold... This region matters. It has a lot to do with national security, and we have to step up our game."
Yani: "Venezuela'nın kaynakları da var; petrol, bakır, altın... Bu bölge önemli, ulusal güvenliğimizle çok alakalı ve oyunu yükseltmemiz lazım."
Gördüğünüz gibi Demokrasi, İnsan Hakları, Hak, Hukuk. Gak-Guk filan yok, saf kaynak avcılığı var.!
Uyuşturucu bahanesiyle işgalin gerçek yüzü işte burada bir kez daha ortaya çıkıyor..
Mesele kesinlikle milletin anladığı tarzda ki uyuşturucu filan değildir, bu deli saçmasıdır.. UYUŞTURUCU, işgalin ancak sahte bir bahanesidir.! Yerseniz tabiki..
Mesele; doğrudan mülkiyet, petrol gaspı, bir çökme operasyonu ve küreselcilere teslim olmuş gözüken, küreselcilerin KALESİ konumunda ki ÇİN'in en büyük ihtiyacı olan ENERJİ koridorunu kesmektir.!
ABD ve Trump bu hamle ile ayrıca; Bundan sonra kendilerine başkaldıran, meydan okuyan, ABD SÖMÜRGESİ olmak istemeyene devletlere ve liderlere de ciddi bir gözdağı vermiştir.! Tabiri caizse demiştir ki; "Haddinizi bilin, bana itaat edin yoksa bir gece sizi de yatağınızdan alırım, rezil ederim.."
Bu, siyasi olarak Amerika ve Trump adına gerçekten muazzam bir hamledir. Fakat asla meşru kabul edilemez hatta normal dahi görülemez.. Görmek ihanettir. Hakk'ka, hakikate, adalete ihanettir.! Devketlerin ve milletlerin namusuna ise bir tecavüzdür.!
Çünkü eğer bu "ben yaptım oldu" anlayışı kabul edilirse, şu durumda başka bir gece ÇİN de TAYVAN'ı işgal ederse ne olacaktır.?
Bunun ne demek olduğunun farkındasınız değil mi?
Bu arada adaletin de, ABD'yi temsilen Trump nezdinde aslında nasıl bir tiyatroya dönüştüğünü de görmenizi isterim.. Çünkü suçu kesin olan ve buna dünyanın şahit olduğu Netanyahu bile (şeytanyahu), ABD Kongresinde alkışlarla ağırlanırken; seçimle gelmiş, her seçimi kazanmış, dahası bir ülkenin ve halkının DEVLET BAŞKANI olan Maduro ise kanunsuzca ve haydutça, hakkında uluslararası bir karar yahut kesinleşmiş bir yargı süreci olmadan kahpece kaçırılarak alıkonmuştur.. Dünya uzun zamandır böyle haydutluk, böyle bir rezalet görmemiştir..
Amerika hiç utanmadan, her türlü değerleri ayaklar altına alarak, çiğneyerek kaçırdığı bir devlet başkanını sokaklarda gezdirmiş ve arabanın kapılarını açarak millete göstermiştir.. Bu utanç verici bir görüntüdür..
Bu cihetle mesele artık kesinlikle BİR NAMUS MESELESİDİR.!
Trump ve ABD maalesef Maduro’nun, Venezuela devletinin ve milletinin; hatta bütün dünya hukuk ve adalet sisteminin onurunu, şerefini, haysiyetini ve meşruiyetini ağır biçimde zedelemiş, bir nevi NAMUSUNU KİRLETMİŞTİR.!
Eğer bu kabul edilirse, sineye çekilirse Amerikayı da Trump'ı da durduracak hiç bir mekanizma kalmayacaktır..
Diğer tüm ülkeler mutlaka Amerikaya cevap vermek hatta en ağır karşılığı vermek zorundadır..
Çünkü Amerika ve Trump işi haydutluğa, kabadayılığa dökmüş, Maduronun da, ülkesi Venezuelanın da izzetini ve şerefini kırmış, ayaklar altına almış, yani aslında namusunu kirletmiş, adaleti, hukuku, insan haklarını hatta komple insanlığı katletmiştir..
Artık hiç bir devlet ve devlet lideri güvende değildir..
Maalesef bu sonu dünya devletleri biraz da kendi elleri ile hak etmiştir.. Çünkü bir çok zulme sessiz kalmışlar böylece aslında zalimleri daha da cesaretlendirmişlerdir..
Maalesef Maduroyu kaçırmak için onu önce SUÇLU ilan ettiler. Çünkü bir devlet başkanını PETROL İÇİN kaçırmak savaş suçudur. Ama onu UYUŞTURUCU BARON'U ilan edip bu kılıfa sokarsanız adı "adalet" olabilir.. Yedirebilirsiniz tabiki..
Ama buradaki bir illüzyona dikkat edin lütfen: Küresel sistemin bir diğer kanadı, işine gelmeyen bir lideri "suçlu" ambalajıyla paketleyip yok ederken; işine gelen, son kullanma tarihi henüz geçmemiş PKK gibi taşeron bir örgütü ise tam tersi bir operasyonla sanki "siyasi muhatapmış gibi" bir ambalaja sarıp meşrulaştırmaya çalışıyor.
İşte bugün Türkiye'de şahit olduğumuz trajedi tam olarak budur!
Dün "bebek katili" denilen, eli kanlı narko-terör örgütü PKK'nın bugün sanki bir "siyasi özne" gibi muamele görmesi yani halk tarafından böyle algılanması, onun bu sahte barış iklimini kullanarak legal sistemin kılcal damarlarına sızma çabasıdır.! Ve bu senaryo; Venezuela'daki oyunu kuran aynı senaristin kaleminden çıkmış gözükmektedir.
Başka bir ifade ile; Birinde uyuşturucu bahanesiyle "devleti ve devlet başkanını suçlu" ilan ederek çökertiyorlar.
Diğerinde "suçluyu devletin içine" sızdırarak istila etmek istiyorlar.!
Maalesef Dünyanın bir yarısına siyonizm, diğer yarısına ise emperyalizm çökmüş durumdadır! Ve artık ORMAN KANUNLARININ geçtiği, Birleşmiş Milletlerin ise adeta bir KUKLAYA dönüp olayları film izler gibi izlediği, işte böyle bir hale düşen dünyamızın artık iyice rayından çıktığı açıktır.. Dünya bu şekilde asla ve kat'a gidemez ve gidemeyecektir.! Mutlaka bir 3. Dünya savaşını netice verecektir.! Hiç bir şey ama hiç bir şey bunu engelleyemez.. Bu kaydıda buraya düşmek istiyorum..
Peki, ABD’nin bu kadar büyük bir petrol sahasına gerçekten ihtiyacı mı vardır? Normalde kesinlikle yoktur. Ancak bu hamle, Ortadoğu’da çıkacak bölgesel ama çok büyük bir savaşa son hazırlıktır.!
ABD işini KIŞ TUTMAK istemiş, o zaman geldiğinde Ortadoğu’daki enerji hatları kesilirse diye Venezüela petrolüne el koyarak kendi tedariğini şimdiden teminat altına almak istemiştir..
Ayrıca; Afganistan’da kuruyan narko-para-likitide damarını kokainle ikame ve kontrol etmek isterken, yaklaşan büyük savaşın yakıt deposunu da bu şekilde zorla doldurmak istemiş gözükmektedir..
Çünkü Afganistan’dan gelen "beyaz ölüm" (eroin) kuruyunca, küresel narko-sistem kokain'e mahkum kalmıştır. Trump döneminde sertleşen bu hamlelerin ikinci bir amacı; Tahminimce demokrasi filan değil, Güney Amerika’daki kokain trafiğini tekelleştirip kontrol ederek Afganistan’da kaybedilen parayı ikame etmektir..
Afganistan hattı çökünce, pazar Suriye’de (PYD kontrolündeki Captagon hatları) ve Myanmar’da canlandırılmaya çalışılmaktadır. Anadolu ve çevresindeki ABD/NATO üslerinin, bu trafiğin "denetimli akışını" sağladığına dair çok ciddi iddialar vardır..
III. Bölüm; 1974’ten Bugüne Haşhaş ve Egemenlik
1974’te Ecevit haşhaş ekimini serbest bıraktığında ABD neden ambargo uyguladı? Çünkü haşhaş, dünya sağlık sisteminin petrolden daha kıymetli yakıtıdır. Morfin olmazsa dünya hastaneleri çöker. ABD, Anadolu haşhaşına bağımlıdır! Anadolu'dan morfin gitmezse esas çöküşü o zaman yaşayacaklardır. Bugün Anadolu haşhaşı hala BM denetimindedir; köylümüz ucuza üretmekte, Batılı devler ise belki bin katı fiyata bize satmaktadır.
IV. Bölüm: Hastane Koridorları ve Tıbbi İşgal.!
Yeni nesil tehditler, artık yalnızca silahla değil, sistemler üzerinden de yürütülmektedir..
Mesela sokaktaki eroin ile eczanedeki "kontrole tabi" ilaçlar aynı finansal havuzdan besleniyor gözükmektedir. Biri bitince diğeri parlatılır. Ama satanlar bunun farkında bile olmaz..
Afgan haşhaş krizi eroin sokaklarını vururken, sentetik uyuşturucular ile "ilaç" bağımlılığı yükseltilmektedir.
Terör örgütleri ve benzeri yapıların sentetik uyuşturucu ağlarıyla ilişkilendirildiğine dair çok ciddi iddialar bulunmaktadır.
PKK ve PYD ile ilişkilendirilen yapıların, Suriye’deki laboratuvarlarda üretildiği iddia edilen bu zehri Anadolu'ya pompalayarak toplumu içeriden çürütmeye çalıştiklarına dair ciddi bigiler vardır..
V. Bölüm: Vatan Savunması Bebeğin Topuğunda Başlar!
En mahrem yerimiz, beşiğimiz istila altındadır. Eğer sağlıklı bir bebeğin kapısına jandarma-polis dayanıyorsa, bazı sağlık çalışanları gözdağı vermek için onları asli görevlerinin dışına çıkartıp sürece dahil etmeye yönelik örnekler gösteriyorsa, orada artık sağlıklı bir hükumet değil, belki küresel kartelin "genetik tahsilatçısı" ya da gaflet içerisinde bir hükumet var demektir.
Rızaya dayalı olması gerekirken çoğu zaman zorla, haber verilmeden ve rıza harici alınmaya çalışılan topuk kanı, KVKK’daki sinsi değişikliklerle birlikte genetik verilerimizin yurt dışına aktarılmasına kapı açmış olup bu yöndeki endişeler bunun bir nevi "biyolojik tapu gaspı" olduğu şeklinde algılanmaktdır.
Prof. Dr. Alişan Yıldıran’ın uyardığı gibi; "Her yıl ortalama bir milyon bebeğin doğduğu ülkemizde, her birine 50 doz civarında aşının yapıldığı bir abonelik sistemi ne kadarlık bir ticari pazar oluşturur?" diye halkımız tarafından ciddi olarak sorgulanmakta ve haklı tepkilere sebep olmaktadır..
Yine Alişan Hoca, potansiyel bir risk olarak "Aşıların SİLAH olarak kullanılabileceğini" bile dile getirmektedir.. Bunda şaşılacak hiç bir şey yoktur çünkü bunu zamanda, bu devletin sağlık bakanı Osman Durmuş dahi söylemiştir..
Ve Alişan hoca sormaya, sorgulamaya devam ediyor; "Neden yan etkiler takip edilmiyor?"
"Neden 'performans sistemi' adı altında bu uygulamayı yapanlara para ödeniyor? Bu paralar HELAL MİDİR?"
Allah aşkına mevcut bilimi mutlak hakikat gibi kabul edip, bir nevi kutsayıp insanları "çocuklarını elinden alırım" vari tehdit etmek, nasıl rezillik ve hukuksuzluktur.?
Sonsöz ve Nihai Çağrı:
Sakın Celladının Şırıngasına Aşık Olma.!
Ey Anadolu!
Siyasetçilerin dün "asın" deyip bugün "sayın" dedikleri ve zamanında meclis kürsüsünden attıkları o urgan, aslında senin boynuna dolanmak istenen narko-kement gibidir. Çünkü işin merkezinde PKK ve onun lideri Abdullah Öcalan vardır..
Vatan savunması ise artık evladının damarında, bebeğinin topuğunda ve senin zihninin bağımsızlığındadır!
ZİHİNLERE çekilen görünmez sınırları aşmak ise, fiziksel prangaları kırmaktan çok daha zordur!
Çoğunluğun sürüye dahil olması sakın seni aldatmasın; uçurumun kenarında herkesin aynı yöne gitmesi, varılacak yerin FELAKET olduğu gerçeğini asla değiştirmez!
Eğer bugün çocuğunun genetik mülkiyetine sahip çıkamazsan, yarın savunacak bir toprağın olsa bile o toprakta yürüyecek sağlıklı bir neslin kalmayacak..
Zehri, şifa diye sunan düzene sarılma gafletinden artık kurtul.!
Sana kurtuluş diye sunulan prangayı, şifa sanıp kendi boynuna geçirme!
Zulme sessiz kalma, paylaş, haykır!
Çünkü GAFLET sarhoşluğunda kendi iradesiyle ısrar edenler Bağdat’ın o feci akıbetine maruz kalırlar..
Sesini yükselt; çünkü bu savaş; İnsan kalma savaşıdır!
Selam, dua ve sarsılmaz bir iman ile...
Yorumlar
Kalan Karakter: