Türkiye, iki gün süren NATO Zirvesi’nin ardından diplomatik bir sis bulutu vr tezatlarla baş başa kaldı.
Siyasetin koridorlarında "stratejik kazanımlar" mavalları anlatıla, edebiyatı parlatıladursun; sokaktaki Müslüman vicdanın terazisinde tarihin en ağır, en sarsıcı tutarsızlıklarından biri TARTILIYOR!
Çünkü bu zirve, sadece diplomatik bir temas değil; yıllardır kürsülerde büyütülen o muhafazakar retoriğin, sahada nasıl un ufak olduğunun acı bir vesikasıdır.
Hafızamızı çok uzağa değil, daha birkaç yıl öncesine götürelim. 2024 yılı olsa gerek.
Kürsüden yükselen o net ithamı kim unutabilir. Erdoğan diyorduki: "Ey Amerikan devleti! Bu kan senin eline de bulaşmıştır. Bu soykırımdan sen de en az İsrail kadar sorumlusun! Ey Avrupa'nın hükumet ve devlet başkanları! İsrail'in bu soykırımına, bu barbarlığına, bu vampirliğine sizde ortak oldunuz. Çünkü sustunuz.."
Gazze’de taş üstünde taş bırakmayan, binlerce sabiyi, kadını, hamileyi, masumu uykusunda katleden bombaların menşeini bilen bir iradenin haklı bir haykırışıydı bu.
Çünkü Gazze’yi enkaz yığınına çeviren füzelerin, o korkak siyonist zihniyete cesaret veren uçak gemilerinin arkasında kimin olduğunu bilmek için dahi olmaya gerek yoktu.
Peki, şimdi ne değişti?
Ne değiştide aynı irade, bugün çıkıp İslam coğrafyasını, Irak’ı, Libya’yı, Afganistanı vs. kan gölüne çeviren, Gazze kasaplarının hamisi olan o katil düzenin liderlerine mesela ABD başkanı Donald Trump'a "Dostum" diye hitap ettiğinde vicdanlar sessizliğe gömülüyor?
AK Parti fanatikleri bu tezatı görmezden geliyor, sesini dahi çıkartamıyor?
İki çift laf edip eleştiremiyor?
Allah aşkına siyasetin o her şeyi mübah gören pragmatik dili, bizim inancımızın izzet, adalet, dürüstlük ve samimiyet kalkanına ne ara bu kadar kolay nüfuz etti?
Neden her defasında esen rüzgara göre yelken açan bir dış politika, ilkelerimizin önüne geçiyor?
İşte bence en büyük turnusol kağıtlarından biri, en büyük tezat, İstanbul’un kalbinde, Fatih Sultan Mehmet köprüsünde gözümüzün önünde yaşandı.
Daha 7 ay önce Galata Köprüsü’nde, Gazze’de dökülen kanlar için İsrail’in en büyük hamisi olan Amerika’yı da protesto eden yüzbinler toplanmadı mı?
Bunların arasında bir çok bakan, yine bir çok milletvekili ve ak partili üst düzey yetkili yok muydu?
Sonra sokaklara o israil içeceği Coca Cola'yı döken, dükkanları boykot eden kalabalıklar toplanmadı mı? 500 bin kişi bu katılmadı mı?
Peki, ya şimdi? Böyle bir olayın ardından, Fatih Sultan Mehmet Köprüsünün Amerikan bayrağının renklerine büründürülnesi de neyin nesi?
Gazze'nin bu hâle düşmesinin en büyük sebebi Amerika ve Trump değil mi?
İsrail tüm tarifsiz zulmü ve soykırımı ABD ve Trump'ın sınırsız desteği ile yapmadı mı?
Onların silahları ile, füzeleri, bombaları ile yapmadı mı?
Tüm bu katliamı Amerikan ve Trump desteği ve koruması ile yapmadı mı?
Peki şimdi soruyorum: Bu neyin onurlandırmasıdır? Bu neyin hürmetidir?
Yoksa ŞEREFİ Amerika Ve Trump da mı arıyorsunuz?
Ey o Galatada meydanlara dökülen kalabalık!
O meydanlara döküldüğünüz ve tepki verdiğiniz gibi şimdi de bu rezalete ve tezate tepki verecek misiniz?
Yoksa sıkıyor mu?
Yoksa kasıyor mu?
Yoksa korkuyor musunuz?
Yahut samimi mi değilsiniz?
Hiç olmazsa sosyal medyada tepkinizi bekliyoruz..
Eğer dürüst ve samimi iseniz..
Öyle gündüz meydanlarda hakikat adına şahlanıp, gece köprülerde diplomatik nezaket adına çark eden bu çift iklimli duruşu ve siyaset anlayışını bu millet hak etmiyor.
Galata’da ve başka mecralarda lanetlediğiniz o ABD'nin bayrağını, İstanbul'un gerçek fatihi; Fatih Sultan Mehmet'in adını taşıyan köprüye şeref konuğu gibi giydirirken kalbiniz hiç mi ürpermedi?
Açıkçası bununla de denmek istediğini de hâlâ tam anlamış değilim.
Bu, "köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek" siyasetinin modern bir teslimiyeti midir?
Yoksa "bu köprünün altından çok sular geçti misali, zamanla bizde değiştik. Ve artık sizinle beraberiz." mi demek istiyorsunuz?
Yahut tamamen bir ŞİRİN GÖZÜKME sevdası ve onun bir tezahürü mü?
Siyasi elitler gerçi her sıkıştıklarında diplomatik gerekçeler öne sürüyorlar; ama unutmasınlar ki, halkın gözü önünde yapılan bu devasa çelişkileri hiçbir diplomatik kılıf örtemez..
Hani derler ya, minareyi çalan kılıfını hazırlar; fakat bu kez çalınan minare o kadar büyük ki, hiçbir kılıf bu tezatı saklamaya yetmiyor!
Kitleleri köprülerdeki ışık oyunlarıyla, meydanlarda ise hamasi nutuklarla uyutmak belki mümkündür; ama yarın ruz-i mahşerde, o mizan kurulduğunda bu iki yüzlü siyasetin hesabı nasıl verilecektir?
Gazze'nin hesabı nasıl verilecektir?
Yıllardır bu topraklarda "AK Parti düşerse Gazze düşer, İstanbul düşerse Kudüs düşer" , "Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir" diyerek muhafazakar kitlelerden sadakat ve oy devşiren zihniyet, bugün güya o düşmesin diye çırpındığı Gazze’nin katillerinin en büyük destekçilerini, müsebbiplerini tabiri caizse baş tacı ediyor!
Siyasal İslam’ın, muhafazakar siyasetçilerin geldiği son durak bu mudur?
İslam coğrafyasının onuru, şerefi, geleceği, akıbeti o küresel güçlerin masalarında acaba bir pazarlık unsuru mu olmuştur?
Bakınız; Rabbimiz Hud Suresi 113. ayetinde net bir sınır çizer: "Sakın zalimlere meyletmeyin, yoksa size ateş dokunur."
Biz ne ara zalimlerin elini sıkmaktan, kendi başkentimizde ağırlayıp bundan "izzet ve şeref" aramaktan imtina etmez bir hale geldik?
Nisa Suresi 139. ayet, tam da bugünkü zihni tutulmayı tasvir etmiyor mu acaba? "Müminleri bırakıp da kafirleri dost edinenler, onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir."
Bakınız Irak işgal edildiğinde, kitle imha silahı yalanıyla komşumuz bombalanıp onbinlerce, belki yüzbinlerce müslüman kadının iffeti bilhassa Ebu Gureyb hapishanelerinde çiğnenirken de sadece kınama mesajları ve söylemleri yayınlanmıştı.
Fatma Nur kardeşimizin o zindanlardan yazdığı ve bizleri perişan eden, asla unutamayacağımız, pek çoğumuzu ise hüngür hüngür çocuk gibi ağlatan ve hergün uğradıkları o tecavüzleri dile getirip sonunda "Bizleri onlarla beraber öldürün, yerle bir edin ama bizi onlara bırakmayın" diye haykırdığı mektupların mürekkebi bile kurumadı ve bu olay hafızalarımızdan bir türlü silinmedi.
İşte bugün de sanki aynı tiyatro sergileniyor.
Gazze bombalanırken, Doğu Akdeniz’de dengeler gözetilirken, İran ile müzakereler sürerken bir an da kendisi saldırıya uğrayıp iran kendisini savunup, karşılık verip, kendisine saldıran Amerikan üslerini vurunca da yine küresel efendilerin diliyle sanki bir "kınama" yarışına giriliyor ve iran kınanıyor..
İranı ve zihniyetini günahım kadar sevmem ama iranı kınamak da neyin nesi?
Adalet bu mudur?
GÜÇ yetmediği için mi yoksa Amerika kınanamıyor?
Yani bizim dış politikamız GÜCE karşı mı eğilip bükülüyor acaba?
Bunu öğrenmek istiyorum sadece!
Bir müslıman olarak bunu öğrenmek istiyor ve yöneticilerimizin siyasi duruşunu, samimiyetini, vizyonunu bilmek istiyorum..
İstiyorum ki ona göre bir daha oy vereyim..
Kımleri iktidara taşıdığımızı ve neye alet olduğumuzu bileyim!
Maalesef ki dostlar adaletsiz, iki yüzlü dış politikanın faturası genelde hep mazlum halklara kesiliyor.
Buradan, meydanlarda "Ya Allah Bismillah" diyerek TEKBİR getiren, bizleri çoğu kez islami söylemler ve sloganlarla yanıltan ve hamaset yapan ama işin ilginç tarafı; kendisini müslüman olarak tanımlarken iktidarın bu devasa tutarsızlıklarını da görmezden gelen o fanatik kitleye sesleniyorum:
Gözlerinizi kör eden, dillerinizi ise sanki lal kılan bu parti fanatikliği midir?
Yoksa konuşacak cesaretiniz mi kalmadı?
Ya da en acısı; sesinizi yükseltmek acaba dünyalık menfaatlerinizi, makamlarınızı, ihalelerinizi mi vs. tehlikeye düşürüyor?
Eğer öyleyse, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanlar konumuna düştüğünüzün farkında değil misiniz?
Bir yanlışa sessiz kalmak, o yanlışı ikrar etmek ve ona ortak olmak değil midir?
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü Amerikan renklerine boyayan o iradeye sessiz kalan her muhafazakar, Gazze’deki soykırımın lojistik üssünü (ABD) onurlandırmaya da ortak olmuş değil midir?
Bakınız o köprü, iki yakayı birleştiren bir mühendislik harikası olabilir; ama bu zirvede sergilenen siyaset, Türkiye ile Hristiyan NATO’yu birleştirmekten ziyade, muhafazakar siyasetin o iki yüzlü maskesini aşağı indirmiştir bence.
Ve dışarının nabzını tuttuğumda, insanlarla konuştuğumda bir çoğu bana şunu söylüyor: "Bu manzara, üzerimizdeki Amerikan hegemonyasının, zihinsel sömürgeciliğin acı bir ifşasıdır."
Bakınız bizlerin meşhur"Bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim" köklü atasözümüz vardır
Ben diyorum ki: Eğer sizin DOSTUNUZ; İslam coğrafyasını kan gölüne çeviren, bebek katillerine milyarlarca dolarlık silahları gözünü kırpmadan gönderen liderler ise, meydanlardaki Gazze hamasetiniz, Kudüs hassasiyetiniz sadece kitlelerin gazını almaya yarayan koca bir yalandan ibarettir!
Artık bu milletin temiz inancını, mukaddes değerlerini diplomatik manevralarınıza alet etmekten vazgeçin.
Çünkü bu halk, Fatih Sultan Mehmet köprüsündeki o Amerikan renklerini asla unutmayacak!
O renklerin gölgesinde unuttuğunuz Gazze davasını ve meselesini ise asla affetmeyecektir.
Selam, Dua ve UYANIŞ Temennisi ile..
Yorumlar
Kalan Karakter: