Türkiye’nin ve daha özelde adalet sisteminin içine sürüklendiği nokta, birçok insanın gözünde tam bir felaket tablosu gibi görünmektedir.
Dışarıda bu konuda inanılmaz şikâyetler alıyorum. Adalet mekanizmasının işlemediğini, hatta çöktüğünü düşünenlerin sayısı hiç de az değil. Bu şikâyetleri sadece sıradan vatandaşlardan değil, birçok hukukçudan dahi duyuyorum. Benim işim elbette ki HÜKÜM KESMEK DEĞİL ama bu şikayetleride bu köşeden iletmek durumundayım..
Ayrıca; Yıllarca meydanlarda atılan yüksek perdeden sloganlar, mesela “Kudüs kırmızı çizgimizdir” çıkışları, “İstanbul düşerse Gazze düşer” nakaratları artık eskisi kadar samimi gelmiyor. Çünkü bugün gelinen noktada ortaya çıkan somut tablo, birçok insanın zihninde çok ağır sorular doğuruyor.
Bununla birlikte, AK Parti ile aldatıldığını hissedenlerin sayısı hiç de az değil.
Çünkü olmaz denilen ne varsa AK Parti döneminde oldu. Fakat bizler ya olanlara bir türlü inanamadık ya da yapanlara bir türlü toz konduramadık. Nihayetinde kendimize bir teselli cümlesi bulduk: “Kesin vardır bir bildikleri…”
İşte bu cümle, zamanla bir düşünce olmaktan çıktı; adeta toplumsal bir uyuşturucuya dönüştü.
Bugün kendi ülkemizde, kendi mahkemelerimizde bebek katiline “katil”, siyoniste “siyonist” dediği için, bu minvalde konuştuğu için ifadeye çağrılan, soruşturma açılan, bunun için rahatsız edilen ve hatta inanılması güç biliyorum ama 3 yıl hapis cezası alan insanların haberlerini duyuyoruz. Kamuoyuna yansıyan bu tarz bilgiler var..
Kendimizi işte böyle bir düzenin içinde buluyor, bir çıkmazı yaşıyor, bir garabetin içine hapsedilmiş hissediyoruz. Bu haberlerden bazılarını yazının sonuna koyacağım..
Fakat hukuk sistemine sızan bu anlayış, katile “katil” bile dedirtmeyen bu rahatlığı acaba bu toprakların bağrına kimler eliyle sapladı?
Buna kimler sebep oldu?
Bakın bu anlayış kabul edilemez..
Çünkü şunu artık net olarak koyalım ki: Dışarıda bir çok insan ortada kesinlikle bir "Filistin sorunu" görmüyor, buna inanmıyor. Onlar ortada 78 yıldır devam eden bilinçli, örgütlü, sistematik bir kötülük gördüklerini söylüyor, bunu ifade ediyorlar..
Dahası Reis-i Cumhurumuz sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın da sık sık ifade ettiği üzere "bir terör devleti" olarak tanımlanan SİYONİST yapının yol açtığı büyük bir insanlık krizi, trajedi, katliam ve sistematik bir işgal olarak görüyorlar..
İsrail, sadece masum insanları değil; bebekleri, çocukları, kadınları, yaşlıları, hastaları, açları ve susuzları hedef alırken; bu katliamı dile getiren insanların cezai süreçlerle karşı karşıya kalması ise, birçok insanın vicdanında çok ağır soru işaretleri oluşturmaktadır.
Çünkü ortaya çıkan tablo, ister istemez şu soruları büyütmektedir:
☆ Bu uygulamalar, alınan kararlar en çok kimin işine yarıyor?
☆ Bu süreçten kim kazançlı çıkıyor?
Eğer kendi ülkemizde, Müslüman diyarında bile bu zulme ve destekçilerine karşı sesimizi yükseltemeyeceksek, bu topraklarda yaşamanın ne farkı, anlamı kalır?
Sayın Cumhurbaşkanımız sık sık “İsrail bir terör devletidir” derken, Netanyahu’ya “katil” derken, “katil İsrail hükümeti” derken; vatandaş ise benzer tespitler nedeniyle NEDEN yargılanıyor ve bir de üstüne ceza alıyor?
İki şey arasındaki bu uçurum, tezat nasıl izah edilecek?
Bu durum hukuk devleti adına izaha muhtaç çok ağır bir çelişki ve şüphe doğurmuyor mu?
Eğer devletin en üst makamından dile getirilen bu siyasi ve ahlaki tespitler meşru görülüyorsa, aynı hassasiyetle konuşan vatandaşların cezai süreçlerle karşı karşıya bırakılması nasıl açıklanacaktır?
Hiç bu olacak şey midir?
Bu yargı adına büyük bir tezat ve çıkmaz değil midir?
Bakın dışarıda çok şikayet alıyorum. Bu olaya dair çok da tepki gözlemliyorum. Bir çok insan bu tezat yüzünden bana şu soruyu soruyorlar: “Acaba hukuk düzenimiz gerçekten bu kadar mı sarsıldı? Yaşananlar acaba bunun bir ispatı mı?"
Bunları duymak elbette ki rahatsız edici, bunu kabul ediyorum. Fakat bunları da, dışarıda ki o şikayet ve konuşulanlarıda bu köşeye taşımak gerekiyor. Ta ki tedbir alınsın..
Hem biz ne ara ve nasıl bu hâle düştük Allah aşkına?
Yoksa adım adım, uyutularak ve aldatılarak mı düşürüldük?
CHP ile AK Parti’nin fiili politik çizgilerinin birçok konuda farksızlaştığını düşünenlerin sayısı artık hiç de az değil.
Bu ülkede ancak CHP iktidarından beklenebilecek birçok şeyin AK Parti döneminde yaşandığını, AK Parti eliyle gerçekleştirildiğini söyleyen geniş bir kitle var artık..
Dindarlık, muhafazakârlık, İslamiyet’e ve İslami değerlere taraftarlık maskesi altında bunların yaşanması ise kırgınlığı daha da büyütüyor..
Söylemlere bakarsanız tablo başka. Fakat icraatlara bakınca bambaşka bir manzara çıkıyor..
Bu hâle “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” denmez de ne denir?
Elbet bizler de lafa değil, icraata bakacağız. Çünkü kimsenin kalbini bilemeyiz. Niyet okuyamayız. Peki şu durumda geriye ne kalıyor?
Tabii ki söylemler ve eylemler!
Eğer eylemler, söylemlerin tam tersi istikamette gerçekleşiyorsa, orada artık samimiyet aranır mı?
Hem böyle bir tablodan, seçmenin bilinçli biçimde oyalandığı ve aldatıldığı kanaati doğmaz mı?
Mesela o meşhur beka söylemleri…
“İstanbul düşerse Mısır düşer, Gazze düşer” diyenlere sormak lazım:
Acaba İstanbul’u CHP alınca mı Gazze düştü, yoksa sizler iktidarda iken İsrail ile milyonlarca dolarlık ticaret sürerken mi Gazze yalnız kaldı, enkaza döndü?
Maalesef Gazze gibi ümmetin çok derin bir yarasının bile siyasi sloganlara alet edildiğini düşünüyorum.
Peki netice?
Netice ortada değil mi?
Gazze’nin içler acısı hâli ortada değil mi?
Çoluk çocuk, masum mazlum, kadın, yaşlı, hasta, hâmile demeden insanların nasıl bir soykırıma, işkenceye, yıkıma ve gaspa maruz kaldığı ortada değil mi?
AK Parti’nin tüm o Gazze söylemlerinin sahada neredeyse hiçbir ağırlığının ve karşılığının olmadığı, birçok insanın gözünde sadece söylem ve slogandan ibaret kaldığı ortaya çıkmadı mı?
Mesela soruyorum: Gazze’deki ateşkes ve garantörlük söylemleri ne işe yaradı?
İsrail neyi yapmaktan geri kaldı?
Acaba hâlâ anlaşılmayan nedir?
Hâlâ neyi kabullenemiyor bazı fanatikler?
Böyle takım tutar gibi parti tutulmaz ki..
Evet, önceki tarihlerde vaka henüz gerçekleşmediği için bu tarz söylemlere inanmak makul karşılanabilirdi. Fakat artık olay kaza oldu. Yani meselenin öyle olmadığı fiilen ortaya çıktı. Gazze resmen bir enkaza döndü. Bölge adeta bir cehenneme dönüştü! Gazze halkına su, ekmek, ilaç; hatta bunları bırakın, hayat hakkı bile tanınmıyor..
Bakın kardeşlerim, “insanca yaşama hakkı” demiyorum. Hayat hakkı bile tanınmıyor diyorum.
İşte ortaya çıkan tablo, birçok insanın zihninde şu soruyu iyice büyütmüş durumdadır: “İktidar bu süreçte neden daha etkili olamadı?”
Etkili olduğunu söyleyenlere şunu sormak isterim: Sonuçlar ortada değil mi?
Ortaya çıkan netice belli değil mi?
Yoksa bu gerçeği hâlâ kabule yanaşmayıp yine söylemler ve sloganlar üzerinden gidecek, yine atar-gider cümlelerine mi kanacağız?
Hem malumdur ki Gazze için, ya da en azından Gazze'nin acil ihtiyacının karşılanması için; ne Finlandiya’nın NATO’ya girmekteki ihtiyacı ve ısrarı bir koz olarak kullanılabildi ne de İsveç’in..
Maalesef geçen süre içinde yapılması gerekenler hakkıyla yapılmadı.
Zaten seçmeni en çok yaralayan şey de tam olarak budur:
Yani; yanlış yapmaları değil, doğruyu yapabilecek güçleri varken yapmamalarıdır!
Üstelik bütün uyarılara ve hatırlatmalara rağmen bu yönde güçlü bir değişim iradesi göstermemeleridir.
Mesela yine Taksim’in ortasında “İsrail ile ticareti kesin” diyen, bu sebeple bir araya gelen gençlere ters kelepçe vurulması veya en azından buna izin verilmesi, bu kırgınlığı daha da büyütmüştür.
Özetle; “İstanbul düşerse Gazze düşer” diyenlerin geldiği son nokta, Gazze için anayasal hakkını kullananlara bir nevi 28 Şubat zorbalığı yaşatmak olmuştur.
Halbuki bir gün gelip de iktidarın kendi resmî organizasyonları dışındaki vicdani seslerin yasaklanacağını, soruşturma ve yargılama konusu yapılacağını söyleseler buna kim inanırdı?
Kendi seçmenine bile, 23 yıldır kendisini iktidarda tutan şu vefakâr seçmene bile bunları yapabileceklerine kim inanırdı?
Ne büyük bir hayal kırıklığı…
İşte burada artık mesele sadece AK Parti meselesi değildir.
Mesele, aynı zamanda muhafazakâr seçmendeki çok derin kırılmadır!
Çünkü yıllarca sadakatle, sabırla ve “ehven-i şer” anlayışıyla AK partiye destek veren geniş bir dindar-muhafazakar kitle, bugün artık o desteğin nasıl bir siyasi konfor alanına dönüştürüldüğünü sorgulamaktadır!
Bu konu aslında ayrıca uzun uzun konuşulmayı hak ediyor. Çünkü bu sadece bir oy verme davranışı değil; bir devrin de zihinsel çöküşüdür.
Fakat bu yazının merkezinde Gazze var. Dolayısıyla bu konuyu nasipse bir sonraki yazıya bırakalım..
Devam...
Gazze bu milletin ve ümmetin kanayan yarasıdır. Gazze konusunda yetersiz kalan, belki de tribünlere oynayan siyasetçileri ise manen affetmeyeceğiz. Söylemleriyle eylemleri arasındaki çelişkiyi her fırsatta dile getireceğiz..
Gazze’nin bu hâle gelmesini seyredenlere hakkımızı helal de etmeyeceğiz.
Nasıl ki kamu adına devlet bazı durumlarda şikâyetçi oluyorsa; biz de ümmet namına, iman ve İslamiyet hesabına, hak ve hakikat hatırına, o mazlumların yaşama hakkı adına Gazze'ye sessiz kalanlardan manen şikâyetçi olacağız..
O masum ve mazlum müslümanların ve onların YAŞAMA HAKKI adına, o cennet kokulu bebeklerin hatırı adına, oyun oynamaları gerekirken kollları, bacakları kopan, sakat kalan, ağır yaralanan, psikolojileri alt üst olan çocukların hatırı adına onlardan manen şikâyetçi olacak ve manevi bir dava açağız..
Gazze halkına ise selam olsun.
İnanın ben ömrümde bu kadar izzetli, şerefli, cesaretli, metanetli, her daim şükür ve tevekkül içinde, toplum olarak bu kadar bilinçli ve imanlı bir halk görmedim.
Gerçek şu ki; Gazze hepimizin gözlerini açtı. Bize güç verdi.
Meğer en izzetli, en şerefli halk onlarmış.
Bizler onları kurban seçilmiş sanırken, Gazzeliler aslında cennetlerini ve ebedî saadetlerini kazanan, dünyanın en izzetli halklarından biri olduklarını gösterdiler.
Siyonistler "vaat edilmiş topraklar" yalanının peşinde dünyayı kana bularken, asıl vaat edilmiş toprakların (cennet) sahiplerinin Gazzeli mazlumlar olduğu ortaya çıktı.!
O siyonistlerin sadece dünyası var, ama Gazzelilerin cenneti ve ebedi bir saadeti var!
Çünkü Allah (c.c) cenneti, mü'minlere vaat etmiştir ve Allah vaadinden asla dönmez.. Nitekim Nisa Suresi 122. Ayette, "İman edip iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız... Bu, Allah'ın gerçek vaadidir. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?" buyurulmaktadır.
Yine Gazze, Tevbe Suresi 111. Ayetteki o muazzam müjdenin de canlı şahididir:
"Şüphesiz ki Allah, mü'minlerden nefislerini ve mallarını, karşılığında Cennet hakikaten onların olmak üzere satın almıştır! (Onlar) Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler."
Tevbe72. Ayet de ise: "Allah mü'min erkek ve mü'min kadınlara altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel ve hoş meskenler va'detmektedir. Allah'ın hoşnutluğu ise hepsinden daha büyüktür. İşte en büyük başarı ve kurtuluş budur."
Özetle dostlar, Gazzeliler inşaAllah, Tevbe suresi 72. Ayet de vaat edilen o Adn cennetlerine yürürken, arkalarında kalan bizlere ise ölene kadar hiç unutamayacağımız büyük utancı ve muhasebeyi bıraktılar..
Bu utancın belki kahir ekseriyeti ise; herhalde ki ÜMMETİN LİDERLERİNE AİTTİR!
Gazzeliler, çoluk çocuk demeden verdikleri bu can bedeli mücadele ile tüm insanlığı derin uykusundan uyandırdılar.
Ve bizlere şunu öğrettiler:
Dünya, asla siyonistlere teslim edilemez!
Dünya, asla ama asla siyonistler tarafından yönetilemez, yönetilmemeli!
Eğer bu karanlık, sapkın ve katil zihniyet yeryüzünde hüküm sürmeye devam ederse; fitne, fesat, kaos ve kan hiç durmayacaktır..
Son Söz:
Gazze bize sadece İsrail’in vahşetini göstermedi.
Bize kendi aynalarımızı da gösterdi..
Kimler slogan adamıymış, kimler samimiymiş, kimler ticareti seçmiş, kimler ise bedel ödemeyi…
Gazze’de çocuklar açlıktan ölüyor, susuzluktan kırılıyor. Şehirler haritadan siliniyor. Koca bir halk canlı yayında yok ediliyor.. En ağır işkencelere uğruyor, evleri ve toprakları gasp ediliyor..
Bu artık sadece; bir katliam, yıkım, soykırım değil; bu, insanlığın ve İslam aleminin topyekün bir vicdan çöküşüdür!
Fakat belki de en büyük yıkım Gazze’de değil; bizim zihnimizde ki o sahte kahramanların çöküşünde yaşandı.!
Onlar orada bombalarla, açlıkla ve fiziki kuşatmayla imtihan edilirken; bizler ise burada küresel politikaların görünmez zincirleriyle, korkularla, dayatmalarla ve suskunluklarla imtihan edildik.
Onlar orada bombalarla bedenlerinden vurulurken; bizler burada korkularla, dayatmalarla, aldatmalarla ruhumuzdan vurulduk!
Ve şimdi geriye tek bir soru kaldı:
Biz gerçekten neye inanmışız?
Duamız şudur ki;
Ya Rabbi, o rahmetinin ve merhametinin hatırı için; Gazzeli seçkin kullarına lütfettiğin o sarsılmaz iman, ihlas, tevekkül, cesaret, metanet, izzet ve haysiyetten bize de nasip et. Onları bu ulvi değerlerle rızıklandırdığın gibi bizleri de bu yaşadığımız bu kuşatmalar karşısında basiret, feraset ve istikametle rızıklandır.
Amin.
Selam, dua ve hürmet ile…
https://x.com/i/status/2054533944276660606
https://x.com/i/status/2055635403692986503
Yorumlar
Kalan Karakter: